Medya
  • 16.5.2020 23:58

Nur-u Muhammedi -28!.. Rasûlullah'ın babasını öldürmeye gelen Yahudileri melekler öldürdü

NUR-U MUHAMMEDİ (28)

Abdullah “Rahmetullahi teâlâ aleyh” etrafında türlü türlü garip işlere şahit olur, gelip bunları anlatırdı..
Bir gün babası Abdudülmuttalib’e “Rahmetullahi teâlâ aleyh”  şöyle anlattı;
- Mekke dışında bir yere gittim. Orada şöyle gördüm. Arkamdan bir nur peydahlandı. O nur ikiye bölündü. Biri Meşrike diğeri ise mağribe gitti. Bütün dünyayı dolaşıp göz açıp kapayacak kadar az zaman içerisinde, çember şeklinde oldu.
O çember gelip başımın üzerinde durdu. Sema kapıları açıldı. O nur oradan semaya yükseldi.
Sonra tekrar arkama geldi.
Nereye otursam yerden bana şöyle bir hitab gelir;

- Selam olsun sana. Muhammed Aleyhisselatü Vesselam’ın nuru sende emanettir.
Kuru bir ağaç altına otursam, hemen orası yeşillenip bana gölgelik oluyor.
Orada kalkınca tekrar eski haline dönüyor.
Babası ona şöyle dedi;
- Bu olaylar böyle zuhur etti ise; Benim de rüyada gördüğüm ve tabircinin bana müjdelediği kerem sahibi çocuk senden vücuda gelecek.
Hazret-i Abdullah’taki bu anlattığını benzer halleri başkaları da görürdü.
Bunlar yayılıp herkes öğrendiği için; çevrede bulunan;  ekâbir, ayan ve sultanlar kızlarını Abdullah’a “Rahmetullahi teâlâ aleyh” vermeye talip oldular. Bu iş için hayli rağbet ettiler.
Meseleyi bilenler hep içten şunu diyorlardı;
- Nebiyy-i Mükerrem, Resûl-u Muazzam’a bağlılık, hısımlık kuralım.
Bu talepler çoğaldıkça; babası Abdülmuttalib; “Kızın babası Kureyşi olmalıdır” deyip harici talepleri geri çeviriyordu.
Hazret-i Abdullah 25 yaşına geldiği zaman, güzelliği ve olgunluğu tam kemale erdi.
Taşıdığı Mübarek Nur-u Muhammedi yüzünde parlamaya başladı.
Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh”, oğulları arasında en çok en küçük oğlu Abdullah’ı severdi. Çünkü onun alnında Muhammed aleyhisselâmın nûru parlıyordu.
Abdullah’ın “Rahmetullahi teâlâ aleyh” güzelliği Mısır’a kadar şöhret bulmuştu.
Alnındaki Mübarek nûr yüzünden iki yüze yakın kız, onunla evlenmek arzusu ile Mekke’ye gelmişti.
Nice güzel kadınlar onun güzelliğine vurulup kendine aşık oldular.
Bu kadınlar kendini davet ederlerdi.
Allahü teala korunması için kudreti ile heybetiyle melekler zahir olur bu kadınları engellerdi.
Abdülmuttalib ise, O’nu her yönüyle O’na denk olan bir kız ile evlendirmek istiyordu. 
Hazret-i Abdullah hiç puthaneye girmezdi.
Puthaneye her yaklaştığında içeride bulunan putlar feryat eder; “ Ey Abdullah sakın yanımıza gelmeyesin. O Fahr-i Alem’in nuru sende emanettir. O Şanlı Peygamber Ahir zaman peygamberidir. Bizim ve bize tapanların helaki onun elindedir.” Derlerdi.
Oğlu kemale erince Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh” çocuklarını ve akrabalarının ileri gelenlerini topladı;
- Oğlum Abdullah kemale erdi. Etrafında ona talip olup isteyenler de çoğuldu. Kureyş arasında ona uygun bir kız nasıl bulunur?
Bu sözleriyle müşavere kapısını açtı. Oradakiler şöyle dedi;
- Medine Hâkimi Vehb bin Abdimenaf bin Züheyr’in kızı Amine ona münasiptir.
Bu zamanda duyduklarımız arasında ondan daha edeplisi de yoktur.
İyilikte, güzellikte, hal ve tavır itibarıyla ona denk başka bir kız yoktur.
( Bilhassa ulema; O Nebiyyi-i Mükerrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) anası veya babası tarafında Abdimenaf isimli bir kimse bulunmalıdır” şeklinde fikir birliği etmişti.
“Abdullah’ın büyükbabası Abdimenaf, Amina’nın da büyükbabası Abdimenaf. Bu yüzden bu izdivaç çok uygun olur” diye görüş verdiler.
Bu söz ve görüşleri dinleyen Abdülmuttalib Hazretleri;
- Sözünüz doğru görüşleriniz isabet olmuştur. Amine her bakımdan pek münasiptir. Ancak onunda; Arap kabileleri ve emirleri arasında ismet ve iffet şöhreti vardır. Bu bakımdan kabile reisleri, emirleri ve sultanları onunla nikâha talip olup, çok şeyler verdiler.
Babası bunları kabul etmedi.
Bizim onların verdiğini vermeye tokadımız yetmez.
Bu halimizle istesek belki de vermezler. Bu durumda ne yapsak?

Abdülmuttalib böyle bir fikir ve endişe içerisinde iken; Bütün sebeplerin halıkı Yüce Hak, Abdullah’ın iyiliğini ve cemalinin güzelliğini, edebini ve tavrını tabirci kâhinlerin dillerinden ve Medine’de bulunan Yahudi hahamların dilinden ayrı ayrı yollarla Hazret-i Amine’nin babası Vehb’e defalarca işittirdi.
Sık sık gelen bu haberler ve duyduklarının karşısında kalbinde zaruri bir muhabbet peydah oldu.
Kızı Abdullah’a vermeye talip oldu.
Önce bir aracı yollamaya karar verdi ama sonra vazgeçti.
Bizzat kendisi gidip Abdullah’ı gözüyle görmek istedi.
Medine’ye bir vekil bırakıp yardımcılarıyla yola koyuldu.
Yol boyunca, “Bana anlatılanları gözümle görüp doğru olduklarına inanırsam, kızımı orada nikâhlarım” diye de ahd etti.
Amine Hatun’un babası Vehb çok cesur ve kuvvetli birisiydi..
O yolda gelirken; Babası oğlu Abdullah’ın yanına hediye olarak bir hecrin devesiyle geldi.
Abdullah babasından o deveyi isteyip şöyle dedi;
- İznin olursa bu deveye binip ava çıkayım.
Babası tek başına gitmesine izin vermedi. Yanına birkaç avcı adamını da koyup öyle yola çıkardı.
Abdullah’ın ava çıkma hazırlığını gören tüccar kılıklı 70 Yahudi katili hemen harekete geçti.
Zehirli kılıçlarını yanına alıp, Mekke’nin dışındaki bir dağın dibinde kendini bekleyeme başladı.
Aynı zamanda Vehb’de dağa erişmişti.
Dağın üstünde mola verdi.
Hazret-i Abdullah aynı sıralarda hecrin devesiyle Mekke’den çıkıp dağa doğru geliyordu.
Vehb oturduğu yerden onun yüzündeki mübarek nuru görünce ayağa kalktı. Kendi kendine şöyle dedi,
- Bu nur yüzlü yiğit olsa olsa Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’tır. Ta o mesafeden bana ulaşan nur da Nur-u Muhammedi’dir. Anlatılanlar doğru çıktı.
Vehb bunları düşünürken dağın altında pusuya yatan 70 Yahudi katili, harekete geçip Hazret-i Abdullah ve yanındaki birkaç kişinin etrafını çevirdi.
Vahb bunları görünce yardıma koşmak için devesine bindi ama o anda aklına başka bir şey geldi;
- Eğer Abdullah gelecek olan ahir zaman peygamberinin babası ise; değil 70 dalkılıç kimse bütün dünya kılıç kuşanıp gelse ona zerre vermeye güçleri yetmez. Yüce Hak onu cümlesinin hilesinden ve düşmanlığından korur.
Şayet Abdullah Peygamberin babası değil ise, kendisini şuracıkta öldürürler benim de şüphem def olur.

Bu düşünceyle olacakları merakla izlerken; aniden semadan ablak binitlere binmiş korkunç ve uzun boylu adamlar zuhur etti.
Yahudiler kılıç vurmak için ellerini kaldırdıkları sırada 70’i de bir anda yere düştü ve öldü.

Onlar ölünce Abdullah’da “Rahmetullahi teâlâ aleyh” tekrar geri dönüp Mekke’ye gitti.
Bu olay yaşanırken Abdülmuttalib de Medine’ye gidip “Vehb ile nasıl görüşülür ve kızını nasıl isteriz” müşaveresini yapıyordu.
O toplantı sırasında bir adamı içeriye girip;
- Medine Hakimi Vehb geldi, sizinle görüşmek istiyor.
Abdülmuttalib haberi alınca sevinçle ayağa fırladı:
Vehb içeriye girdikten ve ikramlardan sonra şöyle dedi;
- Ey Abdülmuttalib, benim senden büyük bir ricam var. Şu eşref huzurunuzda bu ricamı kabul buyurunuz.
Bu sözüne karşılık Abdülmuttalib;
- Can baş üzerine.. Her ne ise, buyurun
Vehb şöyle devam etti;
- Bilirsiniz ki; Kızım Amine, iffet ve temizlikte bu asrın kadınlarının cümlesinden hayırlıdır.
Şu ana kadar emirler ve melikler kızımla nikâhlanmak için rağbet gösterip talip oldular.
Ben onların hiç birisini uygun görmedim.
Ey Abdülmuttalib; benim senden ricam şudur..  Kızım Amine’yi oğlun Abdüllah’a zevceliğe verdim. Buradaki şu eşraf içerisinde kabul buyur onlarda şahit olsun.
Onun nikâhını kıyıp tezvic etmek(Nikâhla bir kadını aldırmak. Birbirine eş yapmak. Evlendirmek) suretiyle beni mesrur eyle..

Abdulmuttalib Vehb’in teklifini hemen kabul etti. O saatte nikahları kıyıldı.
Bu sırada Vehb bir şeyi daha itiraf etti.:
Vehb şöyle dedi: “Ey amcam oğlu, biz bu teklifi sizden önce aldık. Âmine’nin annesi bir rüyâ gördü. Anlattığına göre evimize bir nûr girmiş, aydınlığı yeri ve gökleri tutmuş. Ben de bu gece rüyâmda dedemiz İbrahim’i gördüm. Bana; “Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’la kızın Âmine’nin nikâhlarını ben kıydım. Onu sen de kabûl et.” dedi. Bugün sabahtan beri bu rüyânın tesiri altındayım. Acaba ne zaman gelecekler, diye merak ediyordum.
Bu sözleri duyan Abdülmuttalib “Rahmetullahi teâlâ aleyh” sevincinden “Allahü Ekber! Allahü Ekber!” diyerek tekbir getirdi.
Hazret-i Abdullah ile Hazret-i Amine’yi tezvic ettiler.
Her iki taraftan da hazırlıklar yapılıp ziyafetler verildi.
Recep ayının ilk Cuma günü evlendiler.

İLGİLİ HABERLER