Medya
  • 23.5.2020 23:57

Nur-u Muhammedi-29!.. Hazret-i Âmina'yı ziyarete gelen peygamberler

NUR-U MUHAMMEDİ (29)

Sehl Bin Abdillah (Radiyallahü anh)  şöyle anlattı;
Allahü teala Resûlullah Efendimizi yaratmayı murad ettiği zaman cennet bekçisi Rıdvan’a şu emri verdi;
- Cennetin kapılarını aç, Muhammed’i cümle cennet sakinlerine müjdele..
Yerde ve semadaki münadilere şöyle seslenmeleri emredildi;
- Ey yerin ve semanın sakinleri hepiniz bilin. O saklı duran Nur-u Muhammedi bu gece ana rahmine kondu.
Oradan müjdeci ve çekindirici, âlemlere rahmet olarak teşrif edecektir.
Bir rivayette şöyle denildi;
- Pak Muhammedi nutfe ve cism-i Ahmedi cevheri Âmine sedefinde karar kıldıktan sonra, mülk ve melekût âlemine şu nida geldi;
- Ey Kudsî mahfilleri ıtır kokuları ile koklayınız. Türlü türlü şenlikler ile Muhammed’in kudümünü her çeşit saygı gösterisi ile tazim, tekrim ve tebcil ediniz,
Bu müjdenin verildiği gece zuhur eden acayip işlerin haddi ve hesabı yoktur.
Bazıları şunlardır;
O gece Mekke’de bulunan bütün hayvanlar açıktan aşikâr olarak dile gelip, anlaşılır şekilde şöyle dediler;
- Kâbe’nin Rab’ına yemin olsun ki, Bu gece Hazret-i Muhammed Aleyhisselatü vesselam yüklendi. Yakında dünyaya teşrif edecek.
O bütün dünyanın aydınlığı, Âlemin imamı ve nurudur.

O gece vahşi hayvanlar ve kuşlar anlaşılır bir şekilde birbirlerine Peygamber Efendimizin dünyaya teşrifini birbirlerine müjdeledi.
O gece dünya sultanlarının tahtları alt üst oldu. Putları yere düşüp parçalandı.
Kiliselerin damları çöktü.
Kâhinlerin dilleri tutuldu, konuşamaz oldular.
Bu halleri gören Melikler; kâhin, bilgin ve müneccimleri toplayıp neler olduğunu sordu.
Karşılığında şöyle dediler;
Gerçekten inen kitaplarda ve büyük peygamberin dili ile övülen, latif vasıfları açıklanan, âleme teşrifi beklenen Nebiyy-i Azim Resûl-u Arabi, Kerim Mekke şehrinde yüklendi.
Bundan sonra sizin devletiniz, mülkünüz ve saltanatınız gidecektir.
O’nun ümmetinin kahrı altında kalacağınıza alamet olarak tahtınız alt üst oldu.
O sizin şeriatını nesheden bir şeriat sahibi olacaktır.
Onun getireceği hak din; küfrü, şirki, dalaleti ve zulmeti kaldıracaktır.
Bundan sonra sizin kitaplarınızla amel ve hüküm caiz olmayacaktır.
Gelecek nebiyy-i Kerim’in kitabı ve şeriatı ile kıyamete kadar amel ve hüküm olunacaktır.
Onun dini ve şeriatı böylece baki kalacaktır.
İşte bu anlatılanları iman ve islam nuru ile yayıp, âlemi nurla dolduran bir Resulün geleceğine işarettir ki; kiliseleriniz yıkıldı, putlarınız kırıldı.
Bilgin, kâhin ve müneccimlerden yukarıdaki haberleri dinleyen bütün dünya sultanlarının içleri daraldı.
Peygamber Efendimizin korkusuyla kalpleri heybet ve dehşetle doldu.
Resûlulllah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz, ana karnında durduğu süre her ayın başında annesi Âmine ’ye şu nida gelirdi;
- Sana Müjde. Gerçekten Ebülkasım’ın mübarek ve muhterem olarak teşrifi yaklaştı.
Âmine anamız şöyle anlattı;
- Resûl-ü Ekrem’e hamile olduğum ilk ay Receb ayı idi. Bir gece yalnız otururken şöyle gördüm.
Temiz yüzlü Nurlu bir adam içeriye girdi. Göğsüme bakıp karnımdaki masuma işaret ederek şöyle selam verdi;
- Selam sana Ya Muhammed.
“Ey efendim siz de kimsiniz?” deyi
sordum.
Şöyle cevap verdi;
- Ben beşerin babası Adem-i Safi’yim. Sana müjde Ya Âmine. Sen beşerin efendisine yüklüsün.
İkinci ay olduktan sonra yine bir adamın içeriye girdiğini gördüm.
Sakin ve vakarlı bir kimseydi.
Yüzünde değer taşıyan bir ifade ve nur vardı. Bu da göğsüme bakıp şöyle dedi;
- Selam sana Ey gaye sevgili, selam sana ey matlub.
Buna da kim olduğunu sordum şöyle cevap verdi;
- Ben Şit Peygamberim. Sana müjdeler olsun. Sen ey Âmine, Nebiyy-i Cemil Resul-ü Celil’e yüklüsün.
Üçüncü ay oldu. Gördüm ki; nurlu vakarlı ve heybetli biri içeriye girdi. Bu da diğerleri gibi göğsüme bakıp selam verdi;
- Selam sana ey müzemmil, selam sana ey müddesir.
Kendisine kim olduğunu sordum.
- Ben İdris Peygamberim.  Sana müjde Âmine. Sen cümlenin reisi olan şanlı Peygambere yüklüsün.
Dördüncü ay da başka birisi içeriye girdi.
Esmer renkli ve güzel bakışlıydı. Yüzü tamamen nurluydu. O da göğsüme nazar etti ve şöyle selam verdi;
- Selam sana ey halkın Pâki.
Kim olduğunu sordum şöyle cevap verdi,
- Ben Nuh Peygamberim. Sene müjde ya Âmine. Sen sevilen peygambere, yardımların ve fetihlerin sahibi şanlı peygambere yüklüsün.
Beşinci ay da başkası geldi. Gayet nurluydu. Karnımdaki masuma şöyle selam verdi;
- Selam sana ey Resûllerin süsü, selam sana ey peygamberlerin sonuncusu.
Bana döndü şöyle dedi;
Ben Hud peygamberim. Sana müjde Ya Âmine. Sen sevilen peygamber, kerem ve cömertlik sahibi zata yüklüsün.
Altıncı ay da yeni bir kimse geldi. Değerli ve nurlu birisiydi. Masuma şöyle selam verdi:
- Selam sana ey Allah’ın resûlü, Selam sana ey Allah’ın sevgilisi.
Kim olduğunu sordum;
- Ben İbrahim Halilullah’ım. Sana müjde olsun Ya Âmine. Güzel yüzlü büyük peygambere yüklüsün.
Yedinci ay da ise yeni birisi geldi. O da şöyle selam verdi;
- Selam sana ey Allah’ın peygamberi. Selam sana ey Allah’ın temiz yarattığı.
Kim olduğunu sorduğumda şeyle dedi;
Ben İsmail Zebih’im. Sana müjde olsun ey Âmine. Güzel peygambere ve sağlam soylu zata yüklüsün.
Sekizinci ayda da başkası ziyarete geldi. Uzun boyluydu. Yüzü nurlu ve güzeldi. Karnımdaki masuma şöyle selam verdi;
- Selam sana ey Gaffar Allah’ın sevgilisi. Selam sana Ey Cebbar Allah’ın resûlü.
Kim olduğunu sorduğumda şöyle dedi.
- Ben Musa bin İmran’ım. Sana müjde sevin Ya Âmine. Kendisine Kur’an gönderilen Rahman Allah ile kelam eden, Adnanoğullarının efendisi olan zata yüklüsün.
Dokuzuncu ayda da son kez başka birisi geldi.
Softan bir elbise giymişti. Masuma şöyle selam verdi.
- Selam sana ey Allah’ın resûlü. Selam sana ey Allah’ın nebisi.
Buna da sordum.
Ey Efendim siz de kimsiniz?
Şöyle dedi;
- Ben Meryem’in oğlu İsa Mesih’im. Sana müjdeler olsun ey Âmine. Taşıdığın yükü doğurma vaktin yaklaştı. Hazır olasın.


 

İLGİLİ HABERLER