Gündem
  • 18.10.2005 09:25

ORHAN PAMUK: 'ŞU ÇILGIN TÜRKLER MAZLUM EDEBİYATI'

SERDAR TURGUT'UN AKŞAM'DAKİ YAZISI:

Yazar Orhan Pamuk, özel dünyasını AKŞAM'a açtı. İşte, aşka bakışı, yalnızlığı, hüsranları, ulusalcılık ve popüler kitaplar için düşündükleri.

Aramızda sizinle üç yaş fark var. Bizim kuşak için galiba o yıllar acı yıllar...

Ben o yıllarda çok fazla acı çekmedim. Öne fırlayıp da arkadaşlarımın yarısı gibi siyasi davalardan hapishanelere düşmedim. Arkadaşlar da bana korkak demezlerdi ama 'muhallebici' derlerdi. Muhallebiciydim de... İkinci sebep, acı çekerdim; edebiyata, felsefeye, psikolojiye, Batılıların 'Humanities' dedikleri insan bilimlerine meraklıydım. Ben o zaman Virginia Woolf okurdum. En açık görüşlü arkadaşım, niye bunlarla meşgul oluyorsun derdi. Ama o insanlarla takılmak isterdim, akıllı insanlardı.

Sosyalist olmadınız değil mi?

Ben sosyalist oldum ama hayat tarzı olarak olmadım. Fikir olarak oldum.

Ulusal tepki diye bir kavram çıkarıldı, tepkinin bir hedefi de sizsiniz. Sizin gibi insanlar -Harold Pinter, Arthur Miller da öyledir- bulundukları topluma zor girebilecek kavramları cesaretle söylemek zorundadır.

Batı'dan bir üniversiteden biri geldi, 'Roman yazıyorsunuz Bay Pamuk, neyi yazamıyorsunuz söyleyin bize' dedi bana. Ben de dedim ki; 'Romantik, bu işleri bilmeyen biri gibi konuşuyorsunuz. Genellikle bir şey söylemekten başı derde giren insan, o sözü söylemeye hevesli insan değildir. Ama o laf yasaklanmıştır. Çocuğa sakın kapıyı açıp o tarafa geçme denirse ilk yapacağı iş odur.'

Ben de Türklüğe hakaretten yargılandım, bir şey olmuyor. Hakimler de sorumlu yaklaşıyor ve anlıyor. Siz fikir adamısınız diyorlar.

Ben de bu konuda Türk adaletine güveniyorum.

Bütün bu olaylar yaşanırken size karşı büyük bir cephe oluştu, tedirginlik yaşadınız mı?

Hayır, ama tabii ki zor bir şey. Allahtan o sırada Amerika'ya gidiyordum. Ama şunu da biliyordum: Bu kadar kolay ve abartılı şekilde ortaya çıkan öfke aynı şekilde de söner diye düşünüyordum. İkincisi de burası benim memleketim. Başıma gelen ilk şiddetli olay değil.

Ama en şiddetlisi galiba...

Evet öyle, bundan daha şiddetlisi olmaz diye umalım.

Murat Belge, Halil Berktay gibi isimlerin...

Benim o söylediğiniz isimlere saygım var. Doğru yaptılar, yanlış yaptılar. Ben doğru yaptıklarını düşünüyorum. Kelleyi koltuğa alıp büyük hizmet yaptıklarını düşünüyorum. Bu işlerin büyüyüp çığrından çıkmasının sorumlusu kendi aralarında bilimsel toplantı yapmak isteyen insanlar değildir. Bunu siyasi bir kampanya haline getirip bundan milliyetçi seçmenlerine seslenmek isteyen siyasi partilerdir. Şu kimseye söylenemez: Bunu söyleme! Niye? Hiçbir şey söylememekle tarihte bir karanlık noktanın konuşulmadığı patlayınca böyle tabu haline gelir.

Turgut Özakman'ın 'Şu Çılgın Türkler' kitabını okudunuz mu?

Özakman'ın kitabını eski karım almış. Ben de tatilde okudum. Bir kere çok emek verilerek toplanmış ciddi bir kitap. 'İlgi görsün' diye toplanmış bir kitap değil. Sanat eseri olarak yargılamayacağım ama profesyonel bir romancının başka bir profesyonel yazara bakışı olarak, bütün hayatı boyunca inanarak ayrıntı toplamış. Sonra 'Metal Fırtına' ve oradan çıkan iki kitap var. Tabii ki Turgut Özakman'ın kitabı diğerlerinden daha ciddi, emek verilmiş. Ötekilerin yalapşap olduğu anlaşılıyor. Ama bütün bu kitapların ortak özelliği, tamamını okumasam da genel okumalarımdan çıkardığım sonuç şu: O kitapların ortak noktası Türk milletini mazlum olarak göstermesidir. Turgut Özakman'ın kitabı İstanbul'un işgaliyle ilgili gerçeği yansıtıyor ama aralarda Atatürk bugünkü bir ulusalcı gibi nutuklar atıyor. Atatürk'ün böyle biri olduğunu düşünmüyorum. Daha karmaşık ve ayakları yaşadığı güne basan biri Atatürk. 2005'teki ulusalcı Avrupa karşıtı bir siyasetçi gibi konuşmaz.

Özakman, 600 yıllık Türk tarihinin en kötü günlerini anlatıyor. Ötekiler ise Türk milletini mazlum göstermek için fantezi icat etmiş. Ben bunun Türk milletine bir haksızlık, yanlışlık ve ileride çok fena sonuçlar doğuracak bir yanlış bilinç olduğunu düşünüyorum. Bu insanları suçladığımı sanmayın. Romancılık budur zaten, niçin yazdığınızı bilmezsiniz. Romanlar, toplumların kendilerine, ne olduklarına bakmak için tuttukları aynalardır. Bir roman aşktan bahsedebilir, bilimkurgu olabilir, belgelere dayanan büyük bir savaşın epiği olabilir. Ama arkasında yatan, günün ruhunu yansıtan bu kitapların, Türk milletini tarihle hiç bağdaşmayacak kadar mazlum olarak gösterme isteğidir.

Pamuk: Ask benim icin hastalık gibi

Burası bir bekar evine benziyor, izlediğim kadarıyla çok yalnız bir insansınız. Benim için de bunu söylerler. Yazarlık bir yalnızlıktır. Son zamanlarda etrafınızda bir dolu gürültü kopuyor. Tek başınıza rahat dayanıyor musunuz, yoksa yazı bir kaçış mı?

Kaçış olarak değil ama... Bu benim için önemli bir konu. Evet, burası tam bir bekar evi. Ben eşinden ayrılmış biriyim. Burayı toparlayacak vaktim yok. Günlük hayatıma elle dokunan biri de yok hayatımda. O yüzden zaman zaman kart, kuru, bekar bir yalnızlığım var.

Aşık olmayı özlemiyor musunuz?

Aşk benim için özlenecek bir şey değil, benim için hastalık gibi bir şey. Geliyor ama nereden geldiğini bilmiyorum. Yaklaştığı zaman korkuyorum. Buna değer mi, yapayım mı filan demeden giriyorum. Bu işlerde kendini kontrol edebilen biri değilim.

Korkar mısınız aşktan?

Çok korkarım. Tanazaki'nin dediği gibi; 'Aşk içine şeytan girmiş gibi' diyor, ama aynı zamanda da kaşınıyor. Adamın da bir çeşit acı çekmeye mi, gündelik hayattan bir şeyi anlama ihtiyacı mı ne; bir şeye ihtiyacı var. O yüzden oralara sürükleniyor. Bu duyguları biliyorum ama bu duyguları kendi üzerimden anlatmaya cesaretim yok.

Sizin bu son olayların içindeyken kendi kendime dedim ki 'Keşke Orhan'ın yanında olsak, arkadaş olarak ya da demir atacak bir kadın olsa yanında' diye düşündüm. Ama bu bir yazı konusu gibiydi bana. Bu yalnızlığınız sizi yoruyor mu?

Bunun iyi yanları da var, kötü yanları da... Yazı yazmak için iyidir, dünyaya karşı yalnızlığından dolayı - benim gibi huysuz yalnız adamlar kabahati kendilerinde bulmazlar. O kabahatlidir, bu kabahatlidir derler. Ama bir yandan, aklının bir köşesinde de bilir ki kendisinde dengelemeyi bilmediği bir yan vardır. Bir yandan biliyorum ki beni en zor zamanımda ayakta tutan şey, sabah 06.30'da kalkıp yataktan çıkmak istemeyeceğim kadar moralimin bozuk olduğu günde bile duş alıp masaya oturup yazabilme gücüm var. Kontrat yapmıştım 'İstanbul' kitabı için. Hayatımda kontratla bitirdiğim tek kitaptır. Kontrata da saygı duymak istemiştim. Yapı Kredi desteklemişti beni. Hayatımın zor bir dönemindeydim, karımdan ayrılıyordum, başka sıkıntılarım vardı. Gazetelerde okuyoruz. Adam depresyondaymış, yataktan kalkmak istemiyormuş filan. Daha da kötü olacağını düşündüğüm için yataktan o saatte her gün kalkıyordum. Zaman zaman ağlaya ağlaya duşa giriyordum. Bu kitaba sindi bu halim.

(AKŞAM)

İLGİLİ HABERLER