Medya
  • 13.4.2019 23:23

Peygamber Efendimiz'in Azrail Aleyhisselam ile karşılaşması

PEYGAMBER EFENDİMİZİN AZRAİL ALEYHİSSELAM İLE KARŞILAŞMASI
Bundan sonra ikinci kat SEMAYA çıktım .
BU SEMAYI Sübhan olan Yüce Hak, kırmızı mercandan  yaratmıştı. 
Bu semanın  adına, “Kaydum” derler. (Kaydum, her nesnenin önü demektir)
Bu  sema  Kapıcısının adına, “Mihail”  derler.
Bu  semayı gayet nurlu  ve  şa’şaalı gördüm. O kadar ki, bakınca gözler  kamaşır.  Bu  semanın  kapısı inciden  kilidi nurdandır.
İçeri  girdim; oranın  hazını ( kapıcısı – bekçisi-  bakıcısı) Mihail’i  gördüm. Hizmetinde iki yüz bin melek vardı, o meleklerin de her birinin  ikişer yüz bin hadimi (Hizmetkarı)  vardı.
Selam  verdim, tazimle selâmımı aldı. 
Yüce Hak’tan  türlü türlü ikramların müjdesini  verdi. 
Bunların  okuduğu  tesbih  duası şu  idi :
-Yüce Allah Sübhandır.. 
Onu  tesbih edenler tesbih ettikçe Allah’a hamd olsun. Ona Hamd edenler hamd ettikçe.
Allah'tan’tan başka İlah yoktur, Bu tehlili okuyanlar okudukça...
Yüce Allah büyüklerin en büyüğüdür,  bu tekbiri okuyan okudukça…

Bunları geçtikten sonra bir takım meleklere eriştim. 
Saflar tutup tam huşu, hudu (Alçak gönüllü ve tevazu) ile rükûa varmışlardı.. Öylece rükûda duruyorlardı.
Bunlar şöyle tesbih ediyorlardı;
-Geniş  tasarruf  sahibi Yüce Allah, noksan  sıfatlardan  münezzehtir. O gözleri  görür. Gözlerin idrak edemeyeceği Yüce Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. 
Alabildiğine büyük,  olabildiği kadar (Olmuş ve olacakları) bilen Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir.
Cebrail’ e sordum:
- Bunlar ne zamandan beri rükûa ederler?
  Şöyle anlattı
– Yaratıldıktan bu yana bunlar hep rükûdadır, Ta kıyamete kadar başlarını kaldırmadan  böylece rükû halinde tesbih okurlar. 
Yüce Haktan niyaz eyle, bu ibadeti de senin ümmetine nasip  eylesin
Ben de Hak Teala’ya tazarru ve niyaz eyledim ; namazda ümmetime rükûa ihsan olundu.
Bunları  geçtikten  sonra  iki  genç  gördüm, “Bunlar kimlerdir” diye sordum.
Cebrail bana  şöyle anlattı :
 -Bunlar Yahya ve İsa Aleyhisselam. Onlar peygamberdir. Bunlar birbirlerinin teyze  çocuklarıdır.
Onlara selam verdim, onlarda  selamımı tazimle aldılar ve, “Merhaba hoş  geldin Ey Salih peygamber. Salih   kardeş” diyerek musafaha eylediler. 
Sonra beni; Yüce ve Mukaddes olan Allahü teala’dan ihsan  edilen çok çeşitli ikramlarla müjdelediler. 
Hazreti İsa (Aleyhisselam) şu tesbihi okuyordu;
- Rahmeti ve ihsanı bol olan Yüce Zat, noksan sıfatlardan münezzehtir.
Hiç bir şekilde sonu olmayan Yüce Zat noksan sıfatlardan münezzehtir.
Yarattıklarını maddesiz ve örneksiz yaratan; sonra onları öldürüp eski hallerine döndüren Yüce Zat, noksan sıfatlardan münezzehtir.

Bunları geçtikten sonra, gayet ulu bir melek gördüm.
O meleğin 70 bin başı vardı. Her başında 70 bin yüzü vardı. Her yüzünde 70 bin ağzı vardı.Her ağzında 70 bin dili vardı. Her dili başka bir lügatta konuşuyordu. Biri diğerine benzemiyordu. O dilleriyle Yüce Hakkı tesbih ediyordu..
O’nun tesbihi şöyleydi.
- Yüce yaratıcı Zat noksan sıfatlardan münezzehtir.
Ulular ulusu Zat, noksan sıfatlardan münezzehtir.
Yüce Allah’ı hamd ve tesbih ederim.
Azim Allah tüm noksan sıfatlardan münezzehtir.
Allahü teala’dan bağış talebinde bulunurum..
Bu kimdir” dedim..
Cebrail şöyle anlattı;
- Bu melek rızık işlerine tevkil edildi. Adı Kasım’dır. Ferman üzerine herkesin rızkını günü güne sahibine ulaştırır.
Ulaştırdığı rızık; takdir ve tayin olunandan eksik veya fazla olmaz.
(Bir rivayette şöyle anlatıldı.. Bir kimsenin geçimi daraldığı zaman, sabah namazının sünneti ile farzı arasında bu meleğin tesbihinin son cümlesi olan;
- Yüce Allah’ı hamd ve tesbih ederim.
Azim Allah tüm noksan sıfatlardan münezzehtir.
Allahü teala’dan bağış talebinde bulunurum..
(Sübhanellahi ve bihamdihi, sübhanellah’il – azimi ve bihamdihi estağfirullah)
Tesbihini ( Arapça olarak) 100 kere okursa, Yüce Hakkın o kimsenin işlerini kolay, rızkını bol etmesi umulur)

Resulullah Sallallahü aleyhi ve Sellemin anlattıklarına devam edelim 
-O meleği geçtikten sonra büyük acaip ulu bir melek gördüm. Nurdan  bir kürsi  üzerine oturmuştu,  gamlı ve sükut  duruyordu.
Oturduğu kürsünün dört köşesi vardı, her köşesinde yedi yüz bin altından ve gümüşten payeleri vardı, çevresinde o denli melekler vardı, sayılarını celal ve ikram sahibi Yüce Allah’ tan başkası bilmez.
Sağında yetmiş bin saf saf gayet nurani melekler vardı. Cümlesi  yeşiller giymişlerdi. Güzel kokuyorlardı. Konuşmaları gayet tatlı idi. Güzelliklerinden yüzlerine bakılmıyordu.
Solunda yetmiş bin melek saf saf duruyordu. Şekilleri de gayet zulmani idi. Suretleri  simsiyahtı.Yaramaz sözlü idiler. 
Elbiseleri, kokuları  çirkindi. 
Tesbih  ettikleri zaman ağızlarından ateş saçılıyordu. 
Önlerinde ateşten süngüler ve sopalar vardı.
Öyle gözleri vardı  ki bakmaya takat  kalmaz.
Taht üzerinde oturan meleğin öyle gözleri vardı ki, Zühre ve Melih yıldızları gibi  parlıyordu. Kanatları da vardı. 
Elinde bir sahife, önünde de bir levh (defter) vardı. Daima o levhe bakıyordu. bir an bile gözünü levhden ayırmıyordu. 
Önünde  bir ağaç  vardı. Yapraklarının sayısını ancak Allahü teala bilir. Her yaprakta bir kimsenin adı yazılmıştı.
Yine  önünde  leğene  benzer  bir şey  vardı. 
Bazen  sağ eli ondan bir şey alıyor, sağ yanında  duran nurlu ve tatlı  meleklere  teslim ediyordu. 
Bazen de sol eli ile  ondan bir şey  alarak  sol yanında duran kap kara meleklere veriyordu.  
Bu meleğe baktığım zaman kalbime bir korku düştü. Vücudum titrer  oldu. Bana bir zaaf ve çöküklük  geldi.
–  “Bu kimdir” diye  sordum;
Cebrail  bana  şöyle anlattı : 
Bu  ölüm meleğidir. İsmi Azraildir. Bunu  görmeye  hiç
kimse  cesaret  edemez. Lezzetleri  kesen toplulukları dağıtandır.
Sonra  gidip şöyle  dedi:
–   Ey  Azrail, bu  gelen  ahir  zaman  peygamberidir. Rahman  Allah’ın’ Habibidir. Onunla  konuş.
O nun bu sözüne karşılık Azrail başını kaldırdı. Tebessüm  eyledi. Bende  onun  yanına  gittim selam  verdim, selamımı aldı. Bana  çokça  tazim  eyledi,  sonra  şöyle  dedi;
–  Sana merhaba Yüce Hak senden daha  keremli  bir zat yaratmadı, ümmetini dahi  Yüce  Hak  ümmetlerin en keremlisi  yarattı. Ben, senin  ümmetlerine  babalarından  ve analarından  daha  merhametli  ve daha şefkatliyim.
 Onun  bu  sözlerine  karşılık  şöyle  dedim :
–   Gönlümü  hoş  eyledin; kalbimi  gamdan  kurtardın. Ama  kalbimde  bir  şey  kaldı.  Seni gamlı ve  mahzun  gördüm. Sebebi  nedir?
Şöyle anlattı:
-  Ya Resûllullah,Yüce  Hak   beni  bu  hizmete  tayin  buyurduğu  zamandan  beri korkarım. Sebebi; uhdesinden gelemem.(Hak teala’nın verdiği mesuliyet  ve sorumluluğun üstesinden gelemem) O zaman bir cevap  vermeye  gücüm yetmez. Bunun için  korkulu ve gamlıyım
Sordum; “Bu  leğene  benzeyen  şey nedir ?”
– Bu  dünyanın tamamıdır, Meşrıktan  mağrıbe,  kaftan kafa varıncaya kadar hepsi   yanımda  bir  leğen  kadardır. Nasıl istersem öyle tasarruf  ederim.
Tekrar  sordum: Bu  baktığınız  levh  nedir?
Şöyle dedi:
– Levh ü  mahfuzdur. Bir sene içerisinde eceli gelenlerin defterleridir. Melekler onu yazıp bana verirler. İşte o defterdir.
“Ya bu sahife  nedir?” diye  sorunca şöyle anlattı :
–  Ruhları  alınacakların , vakit  saatlerini  bildiren defterdir.
Ya bu ağaç nedir ?” dedim şöyle anlattı:
– Dünyada hayatta olanların ömürlerinin ağacıdır. Bir adam doğduğu zaman bunda  bir yaprak  çıkar. Her yaprağının  üzerinde sahibinin  ismi  yazılmıştır: Eceli yaklaştığı zaman,  o  yaprak sararır, bu  levh de  bulunan ismin üzerine düşer. O  yaprağı meleklere veririm. 
Götürüp onun yemeğine katar yedirirler. Yiyince  Allah’ın izni ile hastalık arız olur, hastalanır. Vadesi  tamam olunca, defterde olan ismi  silinir. 
Ben de elimi uzatıp  ruhunu kabz ederim, ister mağripte iste maşrıkta olsun. Eğer saadet ehli ise sağımda duran meleklere  veririm. Bunlar rahmet  melekleridir, o ruhu bunlara  teslim ederim. 
Şayet o ruhunu  kabz ettiğim şekavet ehli ise, solumda bulunan meleklere teslim ederim. 
Bunlar  azap  melekleridir.
- Şekavetten  Allah'ü teala'ya sığınırız
Bunlar  ne kadar  melektir?”. diye sordum. Şöyle anlattı;
- Bunların sayısını bilmem, ama ne vakit bir kimsenin ruhunu kabz etsem. 
Altı yüz tane rahmet altı yüz tanede azap meleği hazır olur, o ruh hangi taifeye verilir ona bakarlar. 
Bir kere gelenlere bir daha sıra gelmez, ta kıyamete kadar böyle olacaktır.
Bundan sonra tekrar sordum;
- Ey ölüm meleği herkesin ruhunu sen mi alırsın?
Şöyle anlattı: 
- Yaratıldıktan bu yana yerimden kımıldamadım. Bana yetmiş bin melek hizmet eder. Her birinin eli altında da yetmiş bin  melek var, bir kimsenin ruhunu almak  istediğim  zaman onlara  emrederim onlar  gidip onun ruhunun boğazına  getirirler bundan sonra  elimi  uzatıp  onun  ruhunu  alırım.     
Kendisine şöyle dedim; 
- Senden istediğim odur ki .... Benim ümmetim zaiftir, onları mülayım bir şekilde şefkatle tutasın.
Şöyle  dedi:
Yüce Allah’ın’ İzzeti ve Celali hakkına ki, O sizi Hatem’ül Enbiya kıldı. Bana bizzat O Yüce yaratıcı; gece ve gündüz yetmiş kere hitap edip  şöyle  Ferman buyuruyor: 
– Muhammed  ümmetinin ruhlarını  kolaylıkla, suhuletle al. Onların işlerini lütufla gör. 
Azrail Aleyhisselam şöyle devam etti;
- Bu fermandan sonra şüphesiz ben ümmetinize analarından ve  babalarından  daha  şefkatle  tutkunum.
Bundan sonra  Cebrail  ezan ve kamet okudu; imam olup iki rekat namaz kıldım, ikinci  sema  ehli  ile.

**************   ******************  ****************   *********

Elhamdülillah, Elhamdülillah, Elhamdülillah...
Şükürler olsun ki; bizi bizden daha çok seven bir Rabbımız ve bizi bizden daha çok seven ve gözeten bir peygamberimiz var.
Ya Rabbi!..
Bu büyük lütfün için yarattıklarının ve yaratacaklarının sayısı kadar şükür ediyoruz.
Bizlere böyle şanlı bir Peygamber Nasib ettiğin için ilmin kadar Hamd ediyoruz.
Ya Rabbi!..
Senin Habibi’ne sevgin gibi bizi de Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa Sallalahü aleyhi ve sellem Efendimize muhabetli kıl.
Bizi yaşarken de son nefeste de Ümmet-i Muhammed bölüğüne al.
Bizi; büyüklerimizin sancağı altına toplayıp, Habibi’ne komşu eyle ( AMİN)

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER