Medya
  • 1.6.2019 23:22

Sidre-i Münteha

SİDRE-İ MÜNTEHA
Resûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurdu:
-Bundan   sonra  SİDRE İ  MÜNTEHA’ya çıkarıldım.
Sidre i Münteha için ulema çeşitli görüş beyan ettiler; Bilhassa bu ismin manasını çözmeye çalıştılar..
İbn-i Abbas Radıyallahü anh şöyle  anlattı:
Halkın ilmi orada son bulup, Ondan öte ne olduğunu kimse bilmediği  için, Sidre- i münteha ismi  verildi.
Bazıları da şöyle anlattı;
-Yukarıdan inen oraya gelir, aşağı geçemez: Aşağıdan yukarı çıkanda oraya ulaşır, ondan yukarı çıkamaz.
Bundan ötürü oraya 'Sidre-i Münteha' denildi.

Bazıları da şöyle anlattı.
-Ruhlar alemi orada nihayet bulur. Bunun için, "Sidre i Münteha" ismi verildi.
İbn-i Abbas Radıyallahü anh, şöyle anlattı:

O altından yaratılan bir ağaçtır.
Dallarının bazısı zümrütten, bazısı da yakuttandır.
Dibinden tepesine kadar olan mesafe yüz elli bin yıllık yoldur.
Onun yaprakları fil kulağına benzer, gayet büyüktür.
Onun tek bir yaprağı, bütün dünyayı örter 
Yemişleri testi şeklindedir       
O ağacı nur kuşatmıştır. 
Resûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem efendimizin anlattıklarına devam edelim..
Şöyle buyurdu;
- O ağacın üzerinde o kadar çok meleaike gördüm ki, sayısını ancak Allahü Teâlâ bilir.
O Melekler ağacın bütün yapraklarını sarmışlardı.
Melekler; çekirge gibi parlıyor, yıldızlar gibi şule (Işık, ışıltı) veriyorlardı.
Bu manada şu Ayet-i Kerime geldi;

- Sidre’yi bürüyen, bürüyordu o zaman
(Necm Suresi 16. Ayet Mealen)
Ehl-i sünnet müfessirler, bu âyet-i kerîmin tefsirinde şöyle dediler;
- O kadar çok melek vardı ki, o ağacı tamamen kuşatmışlardı.
Bu mesele şöyle rivayet olundu;
- O ağacın yapraklarında o kadar çok melaike vardır ki; onların sayısı gökteki yıldızlar ve yerdeki kumlar kadardır.
Altın kelebek suretinde melekler vardır.
O meleklerin cümlesi, Fahr-i Kâinat Hulas-ı Mevcudat Rusûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin huzuruna gelip selam verdiler.
Peygamber Efendimiz’in mübarek cemâlini gördükleri vakit şükür ettiler ve  Allahü Teâlâ’nın rahmeti ile müjdelediler.
Tüm taatlarının (İbadetlerinin)  sevabını Rusûlüllah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin ümmeti, ÜMMET-İ MUHAMMED’e bağışladılar.
Cebrail Aleyhisselam’ın makamı; sidre-i münteha ağacının budakları arasında, yeşil zümrütten bir budaktır.
Onun yüksekliği yüz bin yıllık yoldur.
Orada bir yaprak vardır ki: yassılığı yedi kat yer ve gök kadardır.
Orada nurdan bir sergi döşenmiş, üzerinde kırmızı yakuttan bir mihrap vardır.
İşte o mihrap, Cebrâil Aleyhisselam’ın makamıdır.
O mihrabın önüne, Habib-i Ekrem
Rusûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin namına konulmuş bir kürsi vardır.
O kürsü konalı beri onun üzerine hiç kimse oturmadı..

Rusûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin anlattıklarına devam edelim;
-İşte Cebrail beni aldı, o kürsünün üzerine oturttu.
O kürsünün her yanına kürsüler konmuş gördüm.
Önüne; 10 bin kürsü konmuştu, orada Tevrat yazıyorlardı.
Her kürsünün etrafından kırk bin kürsü vardı, üzerine melekler oturmuş Tevrat okuyorlardı.
Sağ yanımda da bin kürsü konulmuştu, yeşil zümrüttendi.
Kürsünün üzerinde melekler İncil yazıyorlardı.
Her kürsünün etrafında da kırk bin kürsü vardı, melekler oturmuş İncil okuyordu.
Sol tarafına da zebercedden on bin kürsü konmuştu.
Melekler üzerine oturmuş, Zebur yazıyordu.
Her kürsünün etrafında da kırk bin kürsü konmuştu, melekler Zebur okuyorlardı.
Ard canibine de kızıl yakuttan on bin kürsü konulmuştu.
Üzerinde melekler Kur’ân-ı Azimüşşan yazıyorlardı.
Her kürsünün etrafında da kırk bin kürsü konulmuştu.
Melekler oturmuş Kur’an-ı Kerim okuyorlardı.
Bu hal şöyle anlatıldı;
O kürsünün önünde Tevrat, sağında İncil ve solunda Zebur yazılıp okunmasının hikmeti şudur;
Meftar-ı Âlem (Alemin kendisiyle iftihar ettiği zat)
Güzide-i Benîâdem Resûlüllah Sallallahü Aleyhi ve Sellem efendimiz henüz dünyaya teşrif etmeyip, risâletle ba’s (Peygamber olarak gönderilmeden önce) olunmazdan evvel o kitaplar nâzil olunmuştu.
Onlarda; Resûlüllah Efendimizinin güzel vasıflarını, iyi huylarını, Allah katında Habib olduğunu, cümle halktan ileri bir kereme erdiğini, ümmetinin cümle ümmetlerden hayırlı ve faziletli kılındığını açıktan beyân ettiklerine işaret vardır.
Kur’an-ı Kerim’in ard canipte yazılıp,okunmasının hikmeti ise şudur;

Yüce Kur’ân Resûlullah Efendimize nazil olan bir kitaptır.
Resûlüllah Sallallahü Aleyhi ve Sellem efendimiz; Bekâ sarayına teşrif ettikten sonra da onun hükmü kıyâmete kadar bâki kalacaktır. Kıyâmette dahi, onun hükmü olunacaktır.
Bu onun (Kur’an-ı Kerim’in), nesh (Kaldırma, hükümsüz bırakma), tebdil (değiştirme), tağyir (bozma) ve tahriften (Bozma, harflerle oynayarak aslını değiştirme) korunup mahfuz kalacağına işarettir.

Peygamber Efendimizin anlattıklarına devam edelim;
Bundan sonra Cebrail bana şöyle dedi;
- Yâ Resûlallah, senden bir dileğim vardır.
Bu makamda iki rekat namaz kılasın ki makamım onunla kesbeyleye(Kazançlı olsun).

Bu sebeple, ben de iki rekat namaz kıldım.
Beyt-i Mamur’da olduğu gibi , cümle sidre-i münteha melekleri bana iktida (Uymak, tabi olmak) ettiler. Böylece Resûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimizin meleklere göre daha şerefli olduğu gerçekleşmiş oldu.

DERLEYEN : METİN ÖZER


 

Yorum Yazın

İLGİLİ HABERLER