Medya
  • 29.1.2022 12:02

Sıkıntı ve sıkıntılara karşı yapılması gerekenler

SIKINTI
Mümin, bu dünyadaki sıkıntıları baştan kabul etmiş kişidir.
Teslimiyet bunu gerektirir.
Bir mümin, bu dünyaya gönderiliş nedenini böyle bilmelidir.
Burası sıkıntı yeridir.
Rahat ve huzur sadece ahirettedir.
İmanlı bir kişi, dünyada rahat ve huzur arıyorsa, boşa kürek çekiyordur. O işi imansızlarda yapıyor.
Müslümanın hayal ettiği rahat ve huzurlu hayatı, bu dünyada bulması mümkün değildir
. Ancak hayal ettiğinden çok daha ötesi, tahmin edemeyeceği kadar ötesi, sadece cennette vardır.
Cennette var olan bir şeyi, dünyada aramak ahmaklıktır.
Sıkıntı; Allahü Teâlâ’nın kullarını sabır imtihanındaki en önemli araçtır.
Bunu böyle bilip, sıkıntılarınızı dert etmek yerine bu sıkıntıları verdiği için hem sabır hem de Allahü Teâlâ’ya şükür etmeniz gerekir.
Neden? Çünkü sıkıntı, kula lütuftur...
Rabbimiz bir kuluna sıkıntı verdiyse, o kulunu imtihana değer gördü demektir.
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz şöyle buyurdu;
 “Mükafatın büyüklüğü belanın büyüklüğüne bağlıdır.
Allah bir toplumu severek onları değişik belalarla imtihan eder. Kim razı olursa Allah’ın rızasını kazanır. Kim de kızar kırgınlık gösterirse Allah’ta o kimseye kızar.” 

Allah tarafından imtihana değer görülmek, çok büyük nasiptir.
Böyle bir imtihanı sabırla geçmek, işte bu yüzden çok kıymetlidir.
Unutmayın ki Allahü Teâla, her kulunu sıkıntı imtihanına almaz.
Bir kişinin hiç sıkıntısı yoksa, o kişi ahiret nimetlerinden tamamen mahrum kalmıştır.  Çünkü Allahü Teâlâ, nimetlerini o kişiye dünyada ona tattırarak, ahiret nimetlerinden mahrum kılmıştır.
Dolayısıyla onların görüp görebileceği nimet, o dünyada aldığı zevkler kadardır.
Sonuçta o kişi yaşarken mevta edilmiş bedbahtlardandır.
Onun için kâfirler son derece lüks yaşam sürerler.
Onların görüp görebileceği rahat bu dünyadaki kısa hayatı kadardır.

Dünyada sıkıntı çekip,  bu sıkıntıların Allahü Teâlâ’dan olduğunu bilip, buna sabır eyleyenler ahirette öyle bir rahat edecekler ki; bu rahatın sonu olmayacak.

Bir Mümin sevgiliden gelen olumsuz bir şeye asla üzülmez tam tersine sevinir.
O yüzden başınıza gelen dert ve sıkıntılara isyan etmeyin, Allah’tan sabırı dileyin.
Sabırı da dert ve bela gelince dileyin, dert ve bela yoksa sakın istemeyin..
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir adamın: “Allah’ım senden sabır isterim” dediğini duydu ve: “Sen (Önce sabır isteyerek) Allah’tan bela ve imtihan istemiş oldun ondan (Allah’tan bela ve imtihan isteme) afiyet dile” buyurdu.
İşte Müslüman ile kâfirin nimetlerden yararlanmasının en büyük farkı budur.
Kâfirler dünyada, mümin ahirette rahat eder.
Kâfirin dünyası hayal, müminin ahireti gerçektir.
Onlar bir ömür rahat ederler, mümin sonsuz rahat eder.
Kâfirin cenneti dünyada, cehennemi ise ahirettedir.
Müminin cehennemi dünyada, cenneti ise ahirettedir.
Sakın ola, sakın ha sakın.
Ahirette size imrenecek olanların bu dünyadaki hayatlarına imrenmeyin.
Tercihi doğru yapın.
Verilen sıkıntıların Allahü Teâlâ’nın lütfu olduğunu kabul edip, buna şükür edin.
Burada Allahü Teâlâ’nın adaletini size hatırlatmak isterim.
Sabır imtihanını alnının akıyla geçen bir Müslüman,  mutlaka şükür imtihanına alınır.

Şükür imtihanı imanlı kullar için bir hediyedir. Yeter ki o hediyenin kıymetini bilsin.
Kıymetini bilsin ki; Allahü Teâlâ indinde makbul bir kul olmuş olsun.
Sıkıntının Allahü Teâlâ’dan geldiğini bilip, kızmayacağız. O Allahü Teâlâ’nın bize hediyesidir. Onu, yani hediyeyi gönderdiği için dua edip hamd edeceğiz.
Sözün hulasası sıkıntı var ise, hayat belirtisi vardır.
Sıkıntı yok ise, ahireti anlamda ölüm zuhur etmiştir.
Yani kişi yaşarken ölmüştür.
Sakın ola nefsin ve şeytanın size hayal kurdurduğu o huzurlu yaşam yalanına kanmayın.
O hayatın bu dünyada hiç gerçekleşmeyecek bir hayal olduğunu kabul edin.
Bunu yapar, bunu böyle kabul eder, dert ve sıkıntılarınızın Allahü Teâlâ’dan geldiğine inanır, “Ondan gelen her şey güzeldir” der iseniz, yaşarken de MUTLAK ödüllendirilirsiniz.
Şikâyet etmek ayrı şey, Allahü Teâlâ’dan dilemek ayrı şey. İkisinin arasında yumurta zarı kadar bir fark var.
Şikâyet; isyan olursa felaket, dilemek olursa rahmet olur.
Sabır etmek için, bu sıkıntılara dayanmak için Allahü Teâlâ’ya dua edin. Sıkıntılarından şikâyet etmeden dayanma ve sabır isteyin.
Kim bunları yapar ise karşılığında mutlak ödül görür.
Şakîk-i Belhî Hazretleri kuddise Sirruh hazretleri Evliyanın büyüklerindendi. Mübarek bir gün Mekke’ye gitti. Orada pek çok kimse etrafında toplanır, sohbetlerinden ve nasihatlerinden istifade ederlerdi. 
Birisine, “Nefsinin arzularına karşı ne haldesin? Geçimini nasıl temin ediyorsun. Bir şey bulamazsan ne yapıyorsun?” buyurdu.
O kimse, “Allah’a çok şükür ben o işi hallettim. Nefsimi de terbiye ettim. Bir şey bulursam şükrediyorum, bulamazsam sabrediyorum” dedi.
Şakîk-i Belhî Hazretleri, “ O yaptığın çok kolay. Onu Belh’in köpekleri de yapıyor. Buldukları zaman, sevinirler. Bulamazlarsa bekleyip sabrederler.” buyurdu. 
O kişi bu söz karşısında çok utandı, ”Efendim siz ne yapıyorsunuz” dedi.
Şakîk-i Belhî Hazretleri, “Elimize bir şey geçerse, başkalarını kendimize tercih eder, başkalarına veririz. Geçmezse şükrederiz.” buyurdu.
“Elimize geçmezse şükrederiz” sözü sırlı bir söz.
Şakîk-i Belhî hazretlerinin cevabının ikinci kısmı çok kafama takılmıştı.
Bir evliyanın Allahü teala’nın bir şey vermemesine şükretmesini tam olarak anlayamamıştım. Normalde Cenab-ı Allah ne verirse versin hatta dert bile verse şükretmek lazımdır.
Bir fırsatını bulup bu olayı Enver Abi’ye anlattım ve “Cenabı Allah vermeyince şükretmek nasıl oluyor? “diye sordum, Enver Abi şöyle cevapladı;
Cenabı Allah bir şeyi kullarına iki şekilde verir.
1- İhsan olarak verir.
2- İmtihan olarak verir.
İhsan için verdiğini istememezlik elbette olmaz. Şakîk-i Belhî hazretleri de ister.
Şakîk-i Belhî hazretlerinin orada kastettiği sınanmak için yani imtihan için verilmemesidir.

Şakîk-i Belhî hazretleri, “Allahü teala’yı unutturacak mal, mülk ve evladı vermediği zaman şükrederim” demek istedi. Yoksa Allahü tealanın ihsan olarak verdikleri değildi.
Kulların en çetin imtihanı, aldıklarından olur.
Alanın vereni unutması kolaydır.
Evlat ve mal kulun zorlu imtihanlarıdır. 

Nefs insana Allahü teala’yı unutturmak için daima önüne bu ikisini koyar. 
Evlat ve mal sevgisi kalbi tamamen kaplarsa, o kişi kısa sürede Allah’ı unutur. Allah'ı unutan bir kalp, kişinin helakına neden olur.
Resûl-ü Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hadis-i Şerif-in de şöyle buyurdu;
- Hiç birinizin imanı kemâle ermez. Taa ben o kimsenin kalbinde sevgi cihetiyle; Kendi özünden (Kendisinden), malından, çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha fazla yer tutmadıkça...
Maharet; hiçbir sevgiyi Cenab-ı Allah’ın sevgisinin önüne koymamaktır.

Cenabı Allah bir kişiyi helak edecekse, o kimseye önce kendini unutturur, sonra dinini unutturur, sonra onu dünyaya daldırır. O artık yaşayan bir ölü olmuştur.
Böyle kimseler diri iken ölmüştür. Diri iken ölmek budur. Kendini yaratanı unutanlar, yaşarken ölenlerdir.
Peygamber Efendimiz bu konuda şunu buyurdu;
- Mümin erkek ve mümin kadınların başına Allah’a kavuşacağı güne kadar ya kendisinde ya çocuğunda veya malında mutlaka sıkıntı gelmeye devam eder.” 
Yüce Allah kullarına dayanamayacağı yük yüklemez.
Mürşidin yükü müritten daha ağırdır.
Peygamberlerin yükü ise mürşitlerden ağırdır.
Bu mana icabıdır ki insanlık tarihinin en çok acı ve sıkıntı çekeni; Mübarek Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) idi.
Zamanın en çok acı çekeni ise büyüğümüzdü.

Sonuçta; Şakîk-i Belhî Hazretleri de elbette ihsan olan verdiğini değil, imtihan olan verdiğini vermediği için şükretmiştir. Yani böyle zorlu bir imtihana tutulmadığı için şükretmiştir.
Şunu da bilmek lazımdır.
Allah sıkıntıyı sadece imtihan için vermez. Sıkıntı aynı zamanda günahlara kefaret olur.
Kul yaşadığı sıkıntı ile günahından kurtulup ahirette daha ağır hesaptan kurtulur.
Resûlullah Efendimiz (Aleyhisselatü vesselam)  şöyle buyurdu;
- Allah bir kulu hakkında şer ve kötülük dilerse günahının yüzünden çekeceği cezayı ondan erteler ki kıyamet günü Allah’ın huzuruna karşılığını göreceği o günahlarıyla gelsin.”

Allahü teala bizi kaldıramayacağımız yükle imtihan etmesin. Verdiklerinin kıymetini bilip, şükrünü yapmayı nasib etsin.
Cenab-ı Allah ne yaşarken ne de son nefeste kendini unutturmasın.
Son nefesimizde; Ehl-i sünnet üzere can vermeyi ve hepimize “La ilahe illallah, Muhammedün Resûlullah” demeyi nasib etsin İnşaallah. (Âmin.)

METİN ÖZER/HABERVİTRİNİ

İLGİLİ HABERLER