Gündem
  • 6.4.2012 00:29

12 Eylül'de tecavüz iddiası!..

O günleri yaşayan kadınlardan Müdahil Nimet Tanrıkulu da 12 Eylül döneminde kadınların taciz edildiğini, tecavüze uğradığını ileri sürdü.

ANKARA (AA) - 12 Eylül darbesine ilişkin dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın yargılandığı davaya müdahil olarak katılan Berfo Kırbayır, ''Kenan Evren nerede- Utanmadı mı- Çocuğuma ne yaptı- Ocağımı söndürdü'' dedi.
      Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 2. duruşmasına, iddianamede adı geçen ''mağdur ve müştekiler'', katılma talebinde bulunanlar, avukatlar ve izleyicilerle basın mensupları alındı.
      Duruşmada, müdahillerin beyanlarının dinlenmesine devam edildi.
     12 Eylül döneminde gözaltında hayatını kaybeden İlhan Erdost'un eşi Gül Erdost, eşinin, gözaltındayken işkence sonucu öldüğünü ileri sürdü.
      Sadece iki sanığın değil diğer sorumluların da yargılanmasını isteyen Erdost, ''Albay Raci Tetik ceza almadan bizim içimiz rahat etmeyecek'' dedi.
      12 Eylül döneminde gözaltındayken hayatını kaybeden Süleyman Cihan'ın kardeşi Ahmet Cihan da abisinin ''kimliği meçhul'' olarak gömüldüğünü ve mezarının nerede olduğunu bilmediklerini anlatarak, ''Evren ve Şahinkaya ile göz göze gelmek isterdim. Hiçbirimizin içinde nefret yok. Biz böyle dönemleri çocuklarımız yaşamasın istiyoruz'' ifadelerini kullandı.
      Ahmet Cihan, ''Kardeşimin ölümünden sorumlu olan Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin ile işkenceci polislerin de yargı karşısına çıkmasını istiyorum'' dedi.
     
     -Tecavüz iddiası-
    
     Müdahil Nimet Tanrıkulu da 12 Eylül döneminde kadınların taciz edildiğini, tecavüze uğradığını ileri sürdü.
      ''Her işkence ağırdır ama kadınların uğradığı tecavüzü affedemeyiz'' diyen Tanrıkulu, gözaltında tutulduğu 45 günlük sürede tacize uğradığını ifade etti. Tanrıkulu, gözaltına alınan Nurettin Yedigöl'ün kafasına çivi çakılarak öldürüldüğüne de tanık olduğunu söyledi.
      78'liler Dernekleri Federasyonu adına konuşan Celalettin Can da Diyarbakır, Mamak, Metris ve Erzurum cezaevlerinde yaşananların davaya konu edilmesini talep etti.
      Müşteki Yazar Orhan Miroğlu da fiziki ve psikolojik işkencenin her türlüsünü yaşadığını belirterek, bütün sorumluların yargı karşısına çıkarılmasını istedi.
     
     -Berfo Kırbayır mahkemede-
    
     13 Eylül 1980'de gözaltına alındıktan sonra kaybolan Cemil Kırbayır'ın annesi 104 yaşındaki Berfo Kırbayır, duruşma sırasında ''müdahil'' olarak mahkeme salonuna alındı.
      Yürüyemediği için oğlu Mikail Kırbayır ve yakınlarının koluna girerek mahkeme salonuna getirilen Berfo Kırbayır, salonda bulunanlar tarafından alkışlandı.
      Mahkeme Başkanı Süleyman İnce, Berfo Kırbayır'ın ''Türkçe bilip bilmediğini, tercümana gerek olup olmadığını'' sordu. Kırbayır'ın yanındakiler Türkçe bildiğini söyledi.
      Daha sonra söz alan Kırbayır, ''Kenan Evren nerede- Utanmadı mı- Çocuğuma ne yaptı- Ocağımı söndürdü'' dedi.
      Mikail Kırbayır da kardeşi Cemil Kırbayır'ın hiç suçu yokken gözaltına alındığını ve daha sonra işkenceyle öldürüldüğünü ileri sürerek, ''Mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz. TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu gerekli araştırmaları yaptı ve kardeşimin gözaltındayken öldürüldüğü belirlendi. Sanıklar bu olayın sorumlusudur. Sıkı yönetim komutanları, valiler ve emniyet müdürlerinden de şikayetçiyiz'' diye konuştu.
      Mahkeme, daha sonra duruşmaya bir süreliğine ara verdi.
    
     -''Ölene kadar davacıyım''-
    
     Adliye dışına Berfo Kırbayır ile çıkan İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, basın mensuplarına açıklamada bulundu.
      Türkdoğan, Cemil Kırbayır'ın mezarının bulunmasını isteyerek, mezarın yerini bilenlerin kendilerine yardımcı olmasını istedi.
      Berfo Kırbayır da ''Ölene kadar davacıyım. Yuvamı yıktılar, benim çocuğumu öldürdüler'' diye konuştu.
      Kırbayır, hasta hasta mahkemeye gelmek zorunda kaldığını belirterek, oğlunu öldürenlere ceza verilmesini istediğini söyledi.


12 Eylül darbesiyle ilgili Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan davanın ikinci celsesi sona erdi. Duruşmaya, yarın 09.45'ten itibaren devam edilecek.
      Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada katılma talebinde bulunanların beyanlarının alınması sürdürüldü.
      Ramazan Akgün, henüz 16 yaşındayken, 13 Ekim 1980'de gözaltına alınarak tutuklandığını, ''MHP ve Ülkücü Kuruluşlar'' davasında yargılandığını, 7 sene cezaevinde kaldıktan sonra beraat ederek, 1987'de tahliye edildiğini anlattı.
      12 Eylül'ün sorumlularının daha önce yargılanmamasının ''yargının kuşatılmasına'' bağladığını ifade eden Akgün, Savcı Sacit Kayasu'nun, hazırladığı iddianame nedeniyle meslekten ihraç edildiğini anımsattı.
      Akgün, televizyonda 30 Temmuz 2004'te yayımlanan Ali Kırca'nın yaptığı röportajda, Evren'in, ''Milli Güvenlik Konseyi üyelerinden birinin öldürülmesi durumunda, cezaevindeki ülkücülerin öldürülmesi talimatı verdiğini'' söylediğini kaydederek, röportaj kaydının dosyaya delil olarak girmesini istedi.
      Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk, darbe sürecinde Ülkü Ocakları'nın kapatıldığını, birçok yönetici ve üyesinin tutuklandığını, işkence gördüğünü anlattı.
      Öztürk'ün, ''Birçok avukatın, darbenin şartlarının oluşturulmasında ülkücü hareketin de faaliyeti olduğunu ima etmelerinden üzüldük'' sitemi üzerine, salondaki bazı kişiler gülüştü.
      Bir kişi, Öztürk'e ''Senin yaşın yetmez'' diye seslenirken, salon mahkeme başkanınca uyarıldı.
     
     -''Ülkesinin çocuklarını astığını dünyaya gösterdiler''-
    
     Avukat Kazım Genç ise ''Harun Öztürk söyleyeceklerimi üzerine almasın. Bunu biz değil, başkaları söyledi. Darbe olduktan sonra 'Türk milliyetçileri misyonunu tamamladı' dediler'' cümleleriyle sözlerine başladı.
      Öztürk'ün ''Kim söyledi-'' demesi üzerine Genç, ''Haluk Kırcı... Biz o dönemi yaşayanlar olarak bunları gördük, biliyoruz. Darbenin hazırlık döneminin miladı olarak 1 Mayıs 1977 alınırsa, sonraki sürece bakarsak, özellikle Kahramanmaraş katliamının, darbenin en önemli hazırlığı olduğunu görürüz. Birileri, darbe hazırlığının içinde hizmet vermişlerdir. Dosyaların üstü kapatılsa da toplum vicdanında aklanmamışlardır'' diye konuştu.
      Erdal Eren ve Veysel Güney'in yakınlarının avukatı olan Genç, ''Erdal Eren'in doğum tarihi 25 Eylül 1964. Suçlandığı olay 30 Ocak 1980'de. O sırada yaşı 15 yıl 4 ay 5 gündür. Bu çocuk 13 Aralık 1980'de hukuksuz yargılama ve yaşının büyütülmesiyle idam edildi. Ülkesinin çocuklarını astığını dünyaya gösterdiler'' dedi.
      Veysel Güney'in de gözaltına alındıktan bir gün sonra mahkemeye çıkarıldığını, üç güne üst üste duruşma konulduğunu, üçüncü gün mahkum olduğunu aktaran Genç, ''10 günde dosya Yargıtay'a gitmiş, sonra infaz edilmiştir. Mezar yeri yoktur'' diye konuştu.
     
     -''Keşke Kenan Evren'in resmini koysaydık''-
    
     Haluk Kırcı ile davaya katılma talebinde bulunan 61 kişinin avukatı olan ve kendi adına da müdahillik isteyen avukat Osman Başer, darbeden sonra 11 yıl cezaevinde kaldığını, sonunda beraat ettiğini bildirdi.
      Sanıkların salonda bulunmasını ve onlara, ''Asmayıp da beslediğiniz insan benim'' demeyi arzuladığını dile getiren Başer, ''Kenan Evren'in keşke resmini koysaydık oraya (sanık bölümüne)'' ifadesini kullandı.
      Berfo Ana'yı gördüğünde annesini anımsadığını belirten Başer, ''Annem her gün benim idam edilmemi, eşyalarımın gelmesini bekledi. Her gün bize kan kusturdular. Sanıkların ceza almasından, tutuklanmasından yana değilim. Yalnız rütbeleri sökülsün, maaşları kesilsin'' diye konuştu.
      Başer, darbenin harekat planlarının ''Özel Harp Dairesi''nde belirlendiğini ifade ederek, ''Özel Harp Dairesi'nin uzantıları, CHP'nin içinde de MHP'nin içinde de Milli Selamet Partisi'nin içinde de vardı'' iddiasında bulundu.
      Bunun üzerine CHP'nin avukatı Celal Çelik, ''Meslektaşımın konuşmasının sonunda söylediklerini uygun bulmadım. Bir hukukçu asla soyut, dayanıksız iddiaları gündeme getirmemelidir. Meslektaşımı bu konuda geri adım atmaya, eğer bilgisi varsa açıklamaya davet ediyorum'' diye konuştu.
      Avukat Başer ise ''Rahmetli Bülent Ecevit bunu açıkladı'' karşılığını verdi.
     
     -''Sanık Ali ve sanık Ahmet'in bizzat dinlenmesini...''-
    
     Avukat Derya Öztekin de müvekkili Adnan Baran'ın Çorum olayları nedeniyle yargılandığını, 11 yıl cezaevinde kaldığını ve işkence gördüğünü bildirerek, ''Cunta yönetimi kendine o kadar güvenmiştir ki, müvekkilime işkence yapıldığına ilişkin rapor bile verilmiştir. Mahkeme, 'Her ne kadar sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmasa da eylemci kişiliğini gözaltına alarak' mahkumiyetine karar vermiştir'' diye konuştu.
      Darbeye giden süreçte halkın karşı karşıya getirildiğini ifade eden Öztekin, Çorum'da aynı silahın hem solcular hem de sağcılarca kullanıldığının delilini mahkemeye sunacaklarını söyledi.
      Öztekin, ''Sanık Ali (Tahsin Şahinkaya) ve sanık Ahmet'in (Kenan Evren) mahkeme huzurunda bizzat dinlenmesini talep ediyoruz'' dedi.
      Avukat Ömer Kavili ise darbe sürecinde, birçok örgütün kapatıldığını, üyelerinin fişlendiğini ve resmi ideolojinin dışında düşünen ve istekte bulunmaya başlayanların yıldırılmaya çalışıldığını, Fatsa olayının, sürecin en çarpıcı örneği olduğunu belirterek, şunları söyledi:
      ''O tarihlerde Fatsa çamuruyla ünlüdür. Dillere destan Fatsa çamuru, yörede yaşayan her görüş, kesim, yaştan insanın örgütlenmesiyle 17 günde kurutulmuştur. Halkın kendi arasında örgütlenmesinin, muktedirler arasında yaydığı korku, en özlü biçimde suçun azmettiricilerinden olduğunu düşündüğümüz Süleyman Demirel adlı kamu memuru tarafından 'Çorum'u bırak, Fatsa'ya bak' cümlesiyle özetlenmiştir. Yanı sıra, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, sanıkların planladığı suçun gerçekleşmesini kolaylaştırmak için planlı şekilde öldürülmüştür.''
     
     -''ST-31-15'' kodlu kitap-
    
     Kavili, Amerikan ''Field Manual'' adlı kitapçıktan bahsederek, şunları kaydetti:
      ''Genelkurmay Özel Harp Dairesi'nde emekli General Cihat Akyol tarafından çevrilen ST-31-15 kodlu belgede, kontrgerilla eylemleri planlanırken, '...Sanki düşman kuvvetlere yapıyormuşcasına, halka eziyet edici muameleler caizdir...', 'Teşkilat mensupları mahalli kanunlara tabi değildir. Teşkilat mensupları yakalanamaz, yakalanıp tutuklanamaz, tutuklansa bile cezaevinde bırakılamaz' şeklinde, hukuk düzenini yok eden uluslararası bir örgütlenmenin parçası ve dayanağı olarak eylemler yapılmıştır.
      Bu yönüyle sanıklar Ahmet Kenan ile Tahsin adlı kişiler, kararlarını tek başlarına almamışlardır. Azmettirenleri ele vermek suretiyle, pişmanlık yasasından yararlanmayı tercih edecek olurlarsa, cezalarından indirim yapılma hakkı sanıklara hatırlatılmalıdır. Bunu sağlamak üzere sanıkların mahkemeye getirilmesi gerekir. Sanıklar, tehlikeli suç kavramı çerçevesinde, gerekiyorsa kafes içerisinde, yatakta getirilmeli. Ancak bu, ihtilattan men şeklinde olmamalı. Her türlü sağlık hizmeti sağlanarak, buraya getirilmeleri ve bu suretle çağdaş ceza mahkemesinin sağladığı haklardan yararlanarak, yargılanmaları gerekir. Bunun için de öncelikle tutuklama kararı verilmelidir.''
     
     -''Şaka gibi gelecek ama tam 11 ay gözaltında kaldım''-
    
     Kendi ve bazı müvekkilleri adına müdahillik talebinde bulunan Avukat Hacı Yunus Akyol da darbeden sonra Yerköy'de gözaltına alınıp, tutuklandığını anlattı.
      ''Sanık Şahinkaya'nın, Time dergisine Atatürk'ten sonra kapak olan ikinci Türk olduğunu'' bildiren Akyol, ''Ancak bu, yolsuzluk iddialarıyla ilgilidir. Bu derginin ülkeye sokulması cuntaca engellenmiştir'' dedi.
      Avukat Fikret Babaoğlu ise ''Şaka gibi gelecek, ama tam 11 ay gözaltında kaldım. Bunun 86 günü bir metrekarelik hücrede, 6 ayı laboratuvar adı verilen odalarda geçti. İddianamede sıralanan 32 işkence yönteminden yarısı sanıyorum bana uygulandı'' diye konuştu.
      Mahkeme, daha sonra duruşmayı yarın 09.45'e erteledi.
 

Güncellenme Tarihi : 22.3.2016 19:03

İLGİLİ HABERLER