Gündem
  • 9.3.2005 11:07

AKP HÜKÜMETİ ÜSLUBUNU SEÇERKEN DİKKATLİ OLMALI

ABD-Türkiye arasında kriz olmasa bile ciddi bir sorun olduğu açık. Türkiye cephesinde sorunun iki boyutu var. Birincisi, Bush yönetimine özellikle Irak Savaşı'ndan beri duyulan tepki. ABD'liler bunu anlayışla karşılıyor. "Hoşumuza gitmiyor ama bu bir gerçek ve kısa zamanda bunu değiştirenleyiz" diyorlar. Fakat sorunun ikinci boyutu üslupla ilgili. Özellikle Başbakan ve AK Parti'nin bazı önde gelen isimlerinin üsluplarında sorun var. Bu tür açıklama ve çıkışları batı standartlarında başbakanlar yapmıyor; onların yerine gazeteciler, bazı alt düzey memurlar ve düşünce kuruluşlarında görevli uzmanlar yapabiliyor. Ama başbakan düzeyinde bu tür açıklamalar yapılınca gerçekten büyük bir sorun varmış gibi algılanıyor.

Kısa vadede ABD'nin üslupla ilgili bir rahatsızlığı olduğu gibi Türkiye'nin de bazı rahatsızlıkları var. ABD'nin Türkiye'ye K.Irak ve PKK konularında söz verip de yapmadıkları, Kıbrıs'la ilgili beklenti yaratıp da yerine getirmedikleri var. Ama her şeye rağmen, kamuoyunda ABD'ye ve Bush yönetimine karşı genel bir olumsuzluk varken sorumluluk makamındaki siyasi yöneticilerin biraz daha makul bir dil ve ölçülü bir tonda konuşması beklenir.

Duygusal olmasınlar
Dış politikayı heyecanla ve duygularla yapamazsınız. Türkiye, dış politikanın menfaatler ve sağduyu üzerine oluşturulması gerçeğini daha iyi yaşama geçirmek durumunda. ABD ise Türkiye'nin artık eski Türkiye olmadığını dikkate almak zorunda. Özellikle Kıbrıs'la ilgili açılımları kısa vadede Türkiye'de olumlu yankılanacaktır. Bu durumda AK Parti'nin ve hükümetin eli kuvvetlenmiş olur, olumlu bir imaj belirir. Türkiye'deki ABD ve İsrail'e karşı komplo teorileri ortada. Bunun giderilmesine katkıda bulunacak her adım, olumlu olacaktır.

Ömer Taşpınar: Halk komplo teorisi peşinde koşuyor
Demokrat Parti'ye yakınlığıyla bilinen Brookings Enstitüsü'de Türkiye Programı Direktörü Ömer Taşpınar'a göre iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesi Türk halkının ABD ile ilgili komplo teroilerine kendini kaptırmış olmasından kaynaklanıyor. İşte siyaset bilimcinin görüşleri:

Model olmak gerek
Artık jeostratejik önemden çok, "ne" olduğumuz ABD için önemli. Yani demokratik ve laik bir sistemin, nüfusu Müslüman olan bir ülkede yeşerebildiğini göstermek açısından Türkiye ABD için çok önemli. Medeniyetler çatışması tezini tutarsız kılan bir örnek. Fakat burada bizim "model" kelimesine duyduğumuz alerji nedeniyle ABD yetkilileri bu konuda da Türkiye'yi gündeme getirmekten çekinir haldeler.

Türkiye açısından bakınca ABD'ye karşı halkta ciddi bir tepki var. Bu ABD'de böyle değil. Türkiye'deki Amerikan karşıtlığı büyük oranda halkın, "ABD K.Irak'ta gizlice Kürt devleti fikrini destekliyor" inanışından kaynaklanıyor. Kimse ABD'nin resmi
ağızdan söylediğine inanmıyor ve entelektüel kesim dahi komplo teorileri kuruyor. İkincisi Türkiye'de herkes artık ABD'nin Yahudiler tarafından ele geçirilmiş bir süper güç olduğunu düşünüyor.

İlişkileri düzeltebilmek için ABD bazı jestler yapmalı. Örneğin PKK konusunda Barzani ve Talabani'den peşmerge desteği alarak sembolik de olsa Kandil Dağı'nda operasyon yapılabilir. Kıbrıs konusunda birkaç uçuş yapıp ciddi ticaret için destekleyici açıklamalar yapabilirler. Bizim yapabileceklerimiz ise şunlar:

• NATO kapsamında Iraklı polis ve asker eğitimi için destek.

• İran'la pazarlık yapan AB troykası içinde yer almak.

• Talabani ve Barzani'yi Ankara'ya davet edip, Kürtlerin Irak'ta önemli siyasi mevkilere gelmelerini desteklemek.

• Model olmaktan korkmamak ve Ortadoğu'da ekonomik alanda model olma fikrini Washington'a anlatmak.

• Basına ABD ile ilgili daha iyi bilgi vermek. Yahudilerin ABD'yi yönetmediğini ama etkili bir lobi olduklarını anlatmak.

Soner Çağaptay: Türkiye'nin AB üyeliği için ABD'ye ihtiyacı var
Washington'un prestijli düşünce örgütlerinden Washington Enstitüsü'nde Türkiye programını yöneten Soner Çağaptay "Türkiye'deki ABD karşıtlığı ciddiye alınmazsa ilişkiler kopma noktasına gelebilir" dedi:

Türkiye'deki Amerikan aleyhtarlığı alışılmadık ölçüde yaygınlaşıyor. Eğer bu olgu ciddiye alınmazsa Türk-Amerikan ilişkileri kopma noktasına bile gelebilir. Bu her iki ülke içinde çok kötü bir gelişme olur, çünkü bölgesel bir güç olan Türkiye'nin küresel çıkarlarını korumak için ABD'ye ihtiyacı var. AB sürecinde Washington'un desteği Ankara'nın çok işine yaradı. Türkiye müzakerelere başladığında AB Türkiye'den aklımıza gelecek her konuda taleplerde bulunacak. Türkiye AB'ye ABD gibi alternatif partnerleri olduğunu gösterebilirse pazarlıkta eh kuvvetlenir. Aynı şekilde ABD'nin de Türkiye'ye ihtiyacı var. Washington'un İncirlik Üssü'nün daha geniş ve esnek kullanım talebi gibi son gelişmeler de şunu kanıtladı ki, Türkiye "ekibe dahil" olduğunda ABD için Ortadoğu'da işler çok daha kolay.

İlişkinin düzelmesi için Washington Türkler'e itibar ettiğini açıkça hissettirecek bir adım atmalı. Bu Kıbrıs, Kerkük ya da PKK konusunda olabilir. AKP ise Türk medyasında ABD ile ilgili çıkan haberlere karşı hassas olmalı.

Prof. Sabri Sayarı: ABD karşıtlığı ile AKP'nin yükselişi bağlantılı
Georgetown Üniversitesi Türk Araştırmaları Enstitüsü'nü yöneten Prof. Sabri Sayarı sorunun çözülmesini Irak'ta yaşanacak gelişmelere bağlayarak şöyle konuştu:

ABD ile stratejik ortak olduğumuzu söylemek yanlış olur. ABD için tek stratejik ortak İsrail'dir. Amerikan karşıtlığıyla AKP'nin yükselişi arasında bir bağlantı var diye düşünüyorum. Çünkü AKP'ye oy veren kitlenin büyük kısmı eskiden beri ABD karşıtıydı, son gelişmeler de bunu pekiştirdi. Krizin aşılması için Irak konusunun ne yönde gelişeceği çok önemli. Irak'ta Türkiye'nin istemediği yönde gelişmeler yaşanırsa ikili ilişkilerdeki sorunlar devam edebilir. ABD'nin özellikle Türkmenler'in durumu ile ilgili olarak atabileceği adımlar ilişkilere olumlu yansıyacaktır. Buna karşılık, Türkiye'nin de Ortadoğu'daki demokratikleşme olayına sıcak bakması ve ABD'nin bu konudaki girişimlerine yardımcı olması ilişkilerin düzelmesinde etkili olur. Karşılığında Bush yönetiminin PKK'ya operasyon düzenlemesini beklemek ise hayaldir. ABD Irak'la zor baş edebilirken kalkıp 4-5 bin kişiyle çatışmaya girmez. Bunun gerçekleşmeyeceğini Türkiye'deki yetkililer de kabullenmişe benziyor.

Bülent Alirıza: ABD-Türkiye evliliğinde boşanma olmaz
ABD'nin itibarlı düşünce kuruluşlarından CSIS'in Türkiye programı direktörü Bülent Alirıza iki ülke arasında daha büyük bir kriz beklemediğini, ancak ilişkilerin kaderini de AB-ABD ilişkilerinin belirleyeceğini kaydetti:

Türkiye'nin yarım asırlık dış politikasına damga vuran Soğuk Savaş ortaklığı Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle ortadan kalktı. Soğuk Savaş döneminde her iki tarafın da birbirine ihtiyacı vardı ve iki tarafın da birbirlerinden ne bekleyebileceği belirlenmişti. Tam bir stratejik ortaklık söz konusuydu. Ama Sovyet tehdidi ortadan kalkınca iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden tanımlanması zorunluluğu doğdu. Bu tanım yapılmadığı için de her dalgadan olumsuz etkileniliyor. 1 Mart tezkeresi olayındaki gibi büyük dalgalar da çok sarsıntı yaratıyor. Kısacası bugün de iki ülke arasında bir ittifak var ama tarafların eskiden olduğu gibi tam bir mutabakat içinde olduğu söylenemez.

ABD-Türkiye ilişkisini bir evliliğe benzetecek olursak, taraflar boşanmak istemiyor ama uzun süreli evliliklerin çoğunda olduğu gibi bir dizi sorun ve rahatsızlık var. Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğini büyük bir ölçüde ABD ile AB'nin ilişkileri belirleyecek.

Suriye çok önemli
Transatlantik ilişkiler artık eskisi gibi NATO üzerinden yürümeyeceğe benziyor ve ABD pek istekli olmasa da AB ile ABD'nin daha yoğun, doğrudan ilişki içinde olduğu bir döneme geçiyoruz.

Önümüzdeki dönemde en sorunlu alan Türkiye'nin Suriye ve Iran ile ilişkileri olacağa benziyor. ABD'nin Suriye ile sonu belli olmayan bir krize girdiğini söylemek mümkün. Yarın Washington Ankara'dan Suriye konusunda siyasi destek isterse ne olacak? İşte o gün Kerkük, PKK, Kıbrıs gibi konuların hepsi bir kenarda kalır ve tartışmalara Suriye krizi damga vurur. Muhtemelen Türkiye'deki Amerikan karşıtlığı daha da tırmanır. İleride işin içine bir de Iran krizinin girebileceğini düşünürsek Türk-Amerikan ilişkilerini zor günlerin beklediğini söylemek mümkün.

Zeyno Baran: Türkiye'nin vizyonu yok
Cumhuriyetçi Parti'ye, dolayısıyla Başkan George W. Bush yönetimine yakın düşünce kuruluşlarından Nixon Merkezi'nde Uluslararası Güvenlik ve Enerji programının başında bulunan Zeyno Baran, ilişkilerin düzelmesi için AKP hükümetinin Türkiye'deki ABD karşıtlığına "dur" demesi gerektiğini kaydetti:

Türkiye-ABD ilişkilerinde bugün itibariyle "stratejik" anlamda pek bir şey kalmadı. Tezkere krizinde tarafların aynı dilden konuşmadıkları bariz olarak ortaya çıktı. Sonuçta Türkiye'de Amerikan karşıtlığı ilk defa çok tehlikeli bir noktaya ulaştı, "Metal Fırtına" gibi bir kitap Türkler tarafından "gerçek" gibi okunuyorsa ciddi bir sorun var demektir. Washington, AKP hükümetinin bir şekilde bu gidişe bir dur demesini bekliyor. Demedikçe, basında ABD'yi Felluce'de "soykırım"la suçlamak, Asya'daki depremden sorumlu tutmak gibi yaklaşımlar devam ettikçe içinde bulunduğumuz durumdan çıkmamız zor.

Mesafe koymak hata
Ermeni diasporası, Türkiye'nin Felluce'de ABD'yi "soykırım"la suçlamasını ve Türkiye'de tırmanan Amerikan karşıtlığını Kongre'de bir yıldır çok iyi işledi ve bu yıl "Ermeni Soykırımı" tasarısını geçirmeleri mümkün gibi gözüküyor.

"Stratejik işbirliği" iki tarafın söylemlerinde var, ancak içeriğine baktığınızda ortak vizyon tespit etmek zor. ABD için önemli olan İran ve Suriye konularında Türkiye'nin stratejisi belli değil. Ortadoğu, Avrasya ve Karadeniz bölgesine yönelik girişimlere Türkiye mesafeli kalıyor. Belki de en önemli stratejik katkısının olabileceği noktada Türkiye çekimser davranıyor.

Türkiye, vizyon sahibi olmayınca, ABD'ye tam olarak ne istediğini anlatamıyor. Karşılığında da istediği cevabı alamıyor ve iki taraf birbirinden uzaklaşmaya devam ediyor.

(RUŞEN ÇAKIR-VATAN)

  <ı>

Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 11:15

İLGİLİ HABERLER