AKP'Lİ ÇELİK'E PROTESTO GERİLİMİ !
Hükümetin başlatmış olduğu demokratik açılıma ilişkin koordinatör bakan İçişleri Bakanı Beşir Atalay süreç hakkında Meclis'te bilgi verdi.
Bakan Beşir Atalay: 'Adaletin gerçek manada tesis edildiği yerde barış vardır. Türkiye'nin son 7 yılda her alanda ne kadar dönüşüm geçirdiğini anlamak için bazılarını anlatmak istiyorum.
İktidara gelir gelmez insan haklarına saygının bir göstergesi olarak olağanüstü hal olaylarına bir son verdik. Geçici olması gerekirken ülkemizde nasıl süreklileştiğini hep birlikte görüyoruz. AİHM'den verilen yüzlerce kararla ülkemizin uluslararası camiada ne kadar zor duruma düştüğünü hepimiz gördük. Olağanüstü dönemlerini çağrıştıran, DGM hukuk sistemimizden çıkartılmıştır. 2004'te yaptığımız anayasa değişikliği ile Uluslararası insan haklarına olan bağlılığımızın somut bir tezahürüdür. Terörle mücadele alanındaki aksaklıkların giderilmesi için terörle mücadele yasasında değişiklikler yapılmıştır.
Vatandaşlarımızın günlük yaşamlarında kullandıkları farklı dil ve lehçeler için kurslar açılmıştır. Vatandaşlarımız tarafından kullanılan farklı dil ve lehçe ile ilgili yayın yasağı kaldırılmıştır. İşkence ve suçun kanunu değiştirilmiş ve para çevrilmesi önlenmiştir. Bugün artık ülkemiz yargısız infazlarla, faili meçhullerle ve işkencelerle anılmıyor ise bu tamamen AK Parti'nin eseridir.
Belediyeler ve il özel idareler anayasamızda belirtilen yerinde yönetim kapsamında yeniden ele alınmış ve önemli değişiklikler mevzuat tamamen değiştirilmiştir.
Ekonomik gelişmenin teşvik edilmesine yönelik tedbirler aldık ve devam ediyoruz. Belediyelerimizin başta gelir kaynakları olmaksızın parti ayrımı yapmaksızın destekledik. Terörden zarar gören vatandaşlarımızın zararlarının giderilmesi için acilen bir yasa çıkartılmış ve vatadaşlara tazminat ödenmiştir.
Şehit ve gazilerimizin yapmış olduğu fedakarlığı çok iyi biliriz. Bu bağlamda şehit yakınlarına ve gazilerimize istihdam hakkı sağlanmıştır. Bu kapsamda yaklaşık 10 bin kişi istihdam edilmiştir. Ayrıca başta güvenlik olmak üzere çeşitli nedenlerle ailelerinden ayrılanlar içinde köye dönüş çalışmaları 14 ilimizde devam etmektedir.
Biz terörle mücadele konusunda attığımız adımları kesinlikle yeterli bulmuyoruz. Demokratik açılımın sloganı herkes için daha fazla özgürlüktür. Biz herkes için daha fazla hak ve özgürlük diyoruz. Hangi gerekçe ile olursa olsun temel hak ve özgürlükleri ihlal eden herkesi korumak TC'nin vazifesidir. Hükümetin bunun bilinci ile İnsan Haklarını mekanizmalarını kuvvetlendirmiştir.
AYRIMCILIKLA MÜCADELE KOMİSYONU KURULACAK
Açılım sürecinde kısa vadeli adımlar, bir yandan yürümekte olduğu ve açılım sürecinde oluşan yeni iklimin kurumlara yansıması ile yeni adımların atıldığını hep birlikte görüyoruz. Geçen hafta cezaevinde tutuklu ve yakınları ile anadilinde konuşma gündeme gelmişti. Aynı şekilde RTÜK'ün özel radyo ve kuruluşlarda 24 saat kendi dillerinde yayın yapmalarına ilişkin yasa bugün resmi gazetede yayınlanmıştır.
Vatandaşlarımızın sosyal yaşamlarında kullandıkları farklı dil ve lehçedeki yasaklar kaldırılacaktır. Bütün vatandaşlarımızın hukuk önünde eşit olduğu mekanizmaların kurulmasını, mevcut mekanizmaların güçlendirmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda ilk olarak oluşturmayı planladığımız insan haklarını korumaya yönelik yeni mekanizmalardan bahsetmek istiyorum.
Anayasanın 10. maddesi her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır. Bir çok demokratik ülkede mevcut olan bağımsız bir ayrımcılıkla mücadele komisyonu ülkemizde de kurulacaktır. Konuyla ilgili kanun tasarısı yüce meclise gönderilecektir. Demokratik bilincin kılcal damarlara kadar işlemesinde önemli bir mekanizma olarak görüyoruz.
Kurulması düşünülen bağımsız kolluk şikayet mekanizması, işkencenin önlenmesine ve güvenlik güçlerimizin haksız yere yıpratılmasını engelleyecektir. Bugüne kadar çeşitli sebeplerle yerleşim birimlerine yerel talep halinde eski isimlerinin verilebilmesine imkan sağlanacaktır.
Söz gelimi siyasi partilerin seçim çalışmalarında vatandaşlarımıza farklı dillerde seslenebilmeleri için çalışmalar yapılmaktadır. Etnik kökeni inancı, cinsiyeti ne olursa olsun ülkemiz sınırları içinde yaşayan tüm vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerini korumayı ve genişletmeyi sağlamaktadır.
Bu tür değişiklikler iç hukukumuzu AB sözleşmesi ile uyumlu hale getirmesi içinde önemlidir. Bir kez daha vurgulamalıyım ki bunlar aldığımız tedbirlerin sadece bir kısmıdır. Biz demokratik açılımı ucu kapalı bir paket değil, dinamik bir süreç olarak görmekteyiz. Süreç içerisinde ortaya çıkabaliecek uygulamalar doğrultusunda tüm adımlar atılacaktır. Türkiye'de demokrasinin standartlarını yüksek manada yükseltecek olan demokratik ve sivil bir anayasadır.
Bu anayasanın gelişen Türkiye ve Türk Milleti'nin ihtiyaçlarını karşılamayacağı bellidir. Çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasanın getirilmesi gerekmektedir. Biz bunu hedflerken anayasanın değiştirelemez maddesi olan ilk üç maddesinin değiştirilemeyeceğini defalarca açıkladık. Türkiye'nin Cumhuriyeti, resmi dili, bayrağı ve marşı kesinlikle ve kesinlikle bu tartışmaların dışındadır.
Bütün yüreğimle ifade ediyorum, demokratik açılım üniter yapımıza, milli birliğimize asla zarar veren bir çalışma değil tamamen destekleyen bir konudur. Birileri sürekli milletimizi bölmeye, parçalamaya, ihtilafları arttırmaya, husumet ve kin besletmeye hep çalışmıştır. Biz bu kitle unsurlarını almak önlemek bu alanı temizlemek istiyoruz. Milletimizin önünde bu fitne unsurları kalmasın ve bizim medeniyet değerlerimizin, TC vatandaşlığı onurlu temsilciliği ile kardeşliği arttırsın. Bunun ötesinde AK Parti'nin yaptığı apaçık ortadadır. Bizim tek yaptığımız, daha fazla refah, Türkiye'nin daha fazla büyümesi ve daha fazla anlımız ak, başımız dik heryerde gezelim diye çalıştık ve çok mesafe aldık hamdolsun. Meclis Salı günü de belirttiğimiz gibi bütün Türkiye meselelerinin konuşulduğu bir kutlu çatıdır. Bu konuyla ilgili yola çıktığımız günden bu yana hükümet olarak hep bu çatıya işaret ettik. Bu konular gelinir orada görüşülür. Bizde bugün huzurlarınızda bu konuları arz etmiş oluyoruz. Ama tekrar bu vesile ile verilebilecek her katkının bizim için önemli olduğunu, gelin hep beraber bu şefkati bu merhameti vatandaşlarımıza sunalım. Muhalefetin vereceği her katkı bizim için önemlidir.
Ahmet Türk: "Bugün kürt sorunu olarak tanımladığımız sorunun bu uluslararası gelişmelerden bağımsız ele alınması mümkün değildir. Hiç şüphesiz ki Türkiye'nin kendi içinde ve çözmesi gereken bir sorundur.
Bunu gidermenin tek yolu da Kürt sorunundaki tarihi ve güncel gerçeklerin kamuoyuna açıklanmamasından kaynaklanmaktadır. Halkın gerçek tarihinin açığa çıkartılması artık büyük bir sorumluluktur.
DTP GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK'ÜN KONUŞMASI:
Hükümetin başlatmış olduğu demokratik açılıma ilişkin Bakan Atalay'ın ardından DTP adına Genel Başkan Ahmet Türk konuştu.
Ahmet Türk: "Bugün kürt sorunu olarak tanımladığımız sorunun bu uluslararası gelişmelerden bağımsız ele alınması mümkün değildir. Hiç şüphesiz ki Türkiye'nin kendi içinde ve çözmesi gereken bir sorundur.
Bunu gidermenin tek yolu da Kürt sorunundaki tarihi ve güncel gerçeklerin kamuoyuna açıklanmamasından kaynaklanmaktadır. Halkın gerçek tarihinin açığa çıkartılması artık büyük bir sorumluluktur.
Şeyh Sait isyanı, Ağrı olayları da doğru okunamadı. Bozulan düzeni yeniden kurmak adına baskılar katliamlar uygulandı. Peki sorun çözüldü mü? Munzur suyunun nasıl kızıla boyandığı yazılmasada bugün hala tartışılıyor konuşuluyor. Düzenin neden bozulduğunun üzerinde durulmadığı, o dönemde yapılanların üstünün örtülmesi yetmezmiş gibi bugün aynı duruma düşebileceğinden söz etme cesaretini gösterebiliyorlar. Bu mantığı şimdi de aynen devam ettirmek isteyenler olduğunu çok iyi görüyoruz. Şunun çok iyi bilinmesini istiyoruz. Bir daha böyle bir zihniyet toplumumuza böyle buna benzer acıları yaşatmaya gücü yetmeyecektir. O dönemlerde sorunların üzerine şiddetle gidildi. Demokratikleşme hamleleriyle yaklaşılmadı. Öyle olsaydı bugün 40 binin üzerindeki ölümlerden, faili meçhullerden söz edilmeyecekti. İşte tam bu noktada PKK'nın bir sonuç olduğunu ifade etmek istiyorum. Devletin ve hükümetin baskıları neticesinde ortaya çıkmış bir sonuçtur. Ancak devlet bunu ortadan kaldırmayı bir çözüm olarak gördüğü için başarısız olunmuştur.
Bu ülkede kürtlerin eşit yurttaş olduğunu ve hiçbir sorunlarının olmadığını ileri sürenler için de bir iki örnek vermek istiyorum. Bu kardeşlik nasıl çöktü görelim. 21 Eylül 1930 Mahmut Esat Bozkurt diyor ki Türk bu ülkenin yegane efendisi ve sahibidir. Türk olmayanların bu ülkede tek hakkı köle olma hakkıdır. Keza İsmet İnönü, kürtelrin nasıl asimile edileceğini ayrıntılı bir şekilde dile getiriyor. Bunların hepsi devlet politikası olarak harfiyen yerine geirlmiştir. 1960 Askeri darbesini yapan ki birileri ilerici olarak gören ve anlatan özellikle Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel darbe sonrası çıktığı gezilerde kim ki size siz kürtsünüz derse yüzlerine tükürebilirsiniz diyerek kürtleri küçmüsemiştir.
Baktığımızda o dönemde bölgeye o dönemde yatırım Türkiye ortalamasının kat kat altındaydı. Bugün yaşanan şiddet olayları ile ilgili değildi. Son dönemlerde hükümetlerin girişimleri de bu politikanın kırılmasına yetmemiştir. Demokrasi ekonomisiz, ekonomi demokrasisiz olmaz. Bu nedenle demokratikleşme sürecinin en önemli ayaklarından biri ekonomidir. Bölge kalkındırılmalıdır. Ülkenin bütün vatandaşları demokrasi yoksulluğunun mağdurlarıdır. Elbette demokratik açılımbir bütün olarak demokrasi çatısını yükseltmeyi hedeflemelidir.
AÇILIM SÜRECİ BİZİM ÇÖZÜM ANLAYIŞIMIZDAN UZAKTIR
Hiç kimsenin bayrakla sınırlarla sorunu yoktur. Ülkenin ortak dili Türkçe'dir. Türkiye'nin demokrasi dışında bir çıkar yolu kalmamıştır. Bugünden sonra yapmamız gereken şey demokrasi etrafında birleşerek bütün toplumsal ve siyasal sorunu çözmektir. AK Parti hükümetinin Kürt açılım olarak başlattığı ve Milli Birlik Projesi süreci anlatmaya çalıştığım süreçten uzaktır. Hükümetin somut tek bir adımı olmamasına rağmen bizi ısrarla sürecin dışına itmesine rağmen umutlarımızı yitirmedik. Sorunun artık orduya havale edilmemesi umuduyla ve bu vesile ile ölümlerin durması adına bu süreci destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz. Ancak hükümetin askeri operasyonlar sürecini devam ettirmesi ölümleri durdurmadığı gibi süreci de ileri götürmemiştir.
Biz şuna inanıyoruz ciddi bir yaklaşım olursa silahlar 3 ay içinde gündemden düşebilir. Ancak hiç kimse bize bu acıları yaşatma hakkına sahip değildir. Ülkenin bu en temel sorununu demokratik siyasal bir çözüme kavuşturmak için bütün partilerin çatısı altında bir heyet kurulmasını öneriyorum. Bu süreç artık kapalı kapılar ardında yürütülerek bulandırılmak yerine meclise teslim etmelidir. TBMM bu soruna karşı temsiliyet gücünü ortaya koyacaktır. Hakikatleri araştırıp kimin nerede hangi hataları yaptığını ülkenin hangi dönemeçlerde teslim alınmaya çalışıldığını ortaya çıkarmalıdır. Geçmişle yüzleşme konusunda cesur olmadan, ülkeyi demokratik bir hale getiremeyiz. Kamuoyunun gözü önünde açık bir süreç işletilmelidir. Bunun için değişik çevreleri dinleyebilmelidir. Toplumun vicdanını temsil eden aydınlarla sürekli görüşmeler yapabilmelidir.
Biz bu dönemde umutsuz değiliz. Ortada bu kadar tarihi gerçekler var iken ben meseliy askere operasyonlarla çözerim diyen politikacı çözümsüzlüğe hizmet eder. Biz barış için koltuklarımızdan değil, canımızdan vazgeçmeye hazırız. Bunu daha önce de söylemiştik. Hükümeti de muhalefeti de bu tarihi dönemde kandırma aldatma politikalarını bir tarafa bırakarak sorunu ele almalıyız. Bizler bugün varız yarın yokuz ama halklarımız hep var olacak bizi ya minnetle yada öfkeyle anacaktır Bu sorunları çözelim ki gelecek kuşaklar bizi minnet ve şükranla ansınlar. Sabırla dinlediğiniz için yüce heyetinize saygı ve svgilerimi sunuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülen 'Demokratik açılım'a ilişkin olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli görüşlerini sunuyor.
BÖLÜNME HAYALLERİNİN BURADA TARTIŞILMASI KAYGI VERİCİ
Bahçeli: "Sözlerimin başında aziz şehitlerimiz rahmet, minnet ve şükranla anıyo, aziz hatıralarını yad ediyorum. Bu mücadelede gazilik mertebesine ulaşmış olanları saygıyla anıyorum.
Meclis, 89 yıllık tarihinin en talihsiz gününü yaşıyor. Hükümet eliyle bölünme modelleri arayışına ilk defa tanık oluyoruz. Atatürk'ün mücadelesi sorgulatılmaya çalışılıyor. Bugün nasıl bölüneceğimizi nasıl ayrılacağımızı mı tartışacağız. Maksadınız nedir, bizden istediğiniz nedir?
Bu çatı altında konuşulan konulardan üzüntü duymamak mümkün değildir. Hükümet eliyle Türkiye için bölünme modelleri arayışına girilmesine siyasi tarihimizde ilk defa şahit olunmaktadır. Bugün burada hangi kararları alacağız? Gazilerimizi, şehitlerimizin hatırasını nasıl yaralayacağımızı mı?
Aylardır görüşmek istiyordunuz. İşte burada milletin huzurundayız. Bizden istediğiniz nedir? Bunların hangisine onay vereceğiz?
Bunun hesabını iki cihanda nasıl vereceksiniz? Türk milleti bunu asla kabul etmez. Türkiye bir bütün olur bu oyuna gelmez. Yıkımın muhattaplarına da hak ettiği dersi verir. Hesabını da mutlaka sorar.
Niyet sahiplerini uyarıyorum, MHP'nin 69 vekili ve milyonlarca Türkiye sevdalısı al bayrağımıza göz dikelnlere hak ettiğini verir.
Bugün aziz milletimiz son derece endişeli ve huzursuzdur. Bu açılımın amacı, anlamı ve sonuçlarının iyi değerlendirilmesi gerekir. Burada sınırları anayasa çizer.
Demokratik Açılım" oturumu görüşmesinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ardından CHP Genel Başkanı Deniz Baykal kürsüye geldi.
BAYKAL'IN KONUŞMASI:
Kendi adıma ve CHP adına sizleri saygıyla selamlıyorum. Tarihi bir oturum gerçekleştiriyoruz. 3.5 aydır süregelen bu açılım tartışmaları bugün İçişleri Bakanı'nın söylemleriyle resmileşmiş önerilere dönüşmüştür. İlk kez TBMM uluslaşma mücadelesini tersini çevirmeye yönelik açılımları hükümet eliyle gündemine taşımıştır. Bu elbette çok önemli bir kırılmadır.
3.5 aydır, Polis Akademisi buluşmasından sonra pek çok toplantı gerçekleştirildi. Türkiye tarihi bir adım atacak duygusu yerleştirildi. Anaların gözyaşını dindirmek temel amaç olarak toplumun önüne konuldu. Peki bunu nasıl sağlayacaksınız? Kiminle yapacaksınız? Bunun kararını siz mi aldınız? Birileriyle mi müzakkere ettiniz? Bu güven nereden geliyor?
Aklımızda bu sorularla süreci takip ettik. Sayın Cumhurbaşkanı tarihi fırsat kaçarsa bazı dış güçlerin bize dayatmalar yapacaklarını söyledi. Ve TBMM'de yaptığı konuşmada can kaybı yaşamadan terörü sona erdirme kapasitesine ulaştığımızı açıkladı. Bu süreç çok gizli götürüldü. Ne yapacağını hükümet ustaca gizlemeyi başardı. Sadece temenniler ve iyi niyet ifadeleri bu yöntemin ana karakteristiği oldu. Bu sürecin ucu açık süreç olduğu söylendi. Yani sınırsız, her şey olabilir. Ne bekliyorsa birileri onların da mümkün olabileceği izlenimi verildi.
Sayın İçişleri Bakanı Anayasa değişikliği olmayacak dedi. 2 gün sonra Başbakan çıktı, Anayasa değişikliği olacak dedi. Masada, uzun dönemde konuşulabilir dedi. Samimi olmayan, aldatmacaya yönelik bir süreç götürüldü. Başbakan dedi ki "Hazmettire hazmettire yürüteceğiz" Bu samimiyetsizliğin ve aldatmaca amacının en açık göstergesidir.
Peki bu süreci iktidar tek başına mı yönetiyor. Bir dayanışma aramadı mı? Böyle bir dayanışmayı kimlerle gerçekleştirdi? Kim onunla birlikte çalışacak? Bu bir türlü netlik kazanmadı.Ama bir süre sonra 19 Ekimde yine bir oldu bittiyle Türkiye bu sürecin içinde nelerin kotarıldığını net olarak gördü. Kandil ve Mahmur'dan 34 kişi sınıra geldiler ve içeri girdiler. Bu önemli bir olay. Yıllarca Türkiye'ye karşı terör uygulayan birilerinin oradan ayrılmaları tabii ki olumlu. Ama buraya gelenler pişmanlık duyarak gelmediklerini gördük. Ellerinde mektuplarıyla, elçi olarak geldiklerini söylemişlerdir. Kendilerini Öcalan'ın gönderdiğini ifade etmişlerdir. Bu tablo karşısında çok enteresan bir manzara ortaya çıkmıştır. Devletin bütün önde gelen kadroları onları karşılamak üzere Silopi'ye gitti, ifadelerini almak ve derhal yargılayıp tahliye etmek üzere oluşturulmuş savcı ve hakim kadrosu bu kişilerin ayağına taşındı.
20 Ekim günü sayın Başbakan "Dün Habur'da yaşananlar karşısında umutlanmamak mümkün mü? Türkiye'de güzel şeyler oluyor" demiştir. Ve o gün akşama doğru milletin infiali ortaya çıkınca bu defa sayın Başbakan DTP yöneticilerini suçlamaya başlamış, şov yapıldığını söylemiştir.
Türkiye'nin hukuk sitemi resmen katledilmiştir. 25 bin kişinin katili bir kişinin mesajını getirdiğini söyleyerek Türkiye sınırına dayanan kişileri bizim hukuk sistemimiz nasıl olur da çadır kurarak yargılar ve hüküm verir? Demek ki ortada bir müşterek çalışma var. Çalışmanın bir ayağında iktidar, bir tarafta İmralı var. İşbirliği içinde gidiyorlar.
PKK ve hüküğmet dirsek teması içine girmişlerdir. Peki bu işbirliğinin şartı olarak mesela PKK'nın silahtan vazgeçmesini kanıtlayarak dünyaya böyle bir şeyi açıklaması mı düşünülüyor? Hayır. Böyle bir şey yok. PKK açık açık mücadelelerinin meşru olduğunu iddia ediyor. Bu insanlara tutuklanmayacakları sözü verilmiştir ve bunun gereği de yerine getirilmiştir.
Elbette şenlik yapacaklar. 25 yıl mücadele etmiş, sonra geliyor sen kapıda karşılıyorsun. Tabi sevinç duyacak. Senin verdiğin imkanlardan dolayı sevinç duyuyor. Bu süreç ne sevinç tablosu dolayısıyla ne de kılık kıyafetten dolayı yanlıştır. İşin özü yanlıştır. Elinde silah olanla, terör yapanla hiçbir ülke müzakkere yapmaz. Dünyada hiçbir ülke bunu yapmamıştır. İngiltere, İspanya bunu yapmamıştır. Şimdi dünyada ilk kez bir hükümet kendisine silah doğrulttuğu ve doğrultmaya devam edeceğini ilan ettiği halde onunla müzakkere yürütmektedir. Yanlış olan budur. Terörle mücadele edilir, terörle müzakkere edilmez. Barış isteniyorsa PKK'ya derhal silah bırakması çağrısı yapılmalıdır.
Yine bu süreçte ortaya çıkan PKK'nın siyasi hedefinin değişmemiş olduğudur. Bir süre önce demokratik hak istiyoruz anlayığı oturtulmaya çalışılıyordu. Proje aynıdır. Hedef Türk milleti içinden yeni bir millet çıkarmaktır.
Uzun süre İmralı'dan gelecek yol haritası beklendi. Yol haritası sonunda geldi. Ama biz o haritayı görmedik. Ne var onda? Yıllarca terörle mücadelede evlatlarını şehit vermiş aileler merak etmiyor mu? Bu adam Türkiye'den ne talep ediyor, ne istiyor diye? Çıkın söyleyin ne isteniyor?
Bu manzara artık milletimiz tarafından tespit edilmiştir. Bu tepki karşısında hükümet çok şaşırtıcı bir biçimde tepki sahiplerini sindirmeye girişmiştir. Hükümette bir bayrak allerjisi orataya çıkmıştır. Meclis'in kapısından bayraklar içeri sokulmamıştır. Bunlar üzüntü verici tablolar.
Türkiye bu iktidara teslim edildiği zaman hemen hemen önemini kaybeden bir terör tablos vardı. Ve bu açılım süreci başladığından beri 2002 yılında verdiğimiz şehit sayısının 4 katı şehit verilmiştir. Terörle mücadelede zafiyet gösterenlerin bu mücadelede başarılı olması mümkün değildir.
Türkiye olarak biz bu konuyu aşabilmek için terörle hiçbir şekilde müzakere etmemeyi temel bir politika haline getirmeliyiz. Ama Türkiye'de bir sorun, sıkıntı varsa ona da çare bulunmalıdır.
Biz CHP olarak 20 yıl önce kamoyunun önüne bir raporla çıktık. O rapor bir iddiayı ortaya koyuyordu. O zaman bir insanın ben Kürdüm demesi yasal olarak mümkün değildi, Kürtçe konuşmak yasaktı. Ben Çerkezim demek, Çerkezce konuşmak mümkündü. Bu gerçek karşısında bunu çıktık ilan ettik. Dedik ki Türk devleti bir ırk devleti, kafatası devleti değildir. İnsanların ana dillerini konuşmak haklarıdır, kimse onların ana dilini konuşmasını, kimliklerini ifade etmesini engelleyemez dedik, bu raporu yazdık ve 1991 yılında TBMM'de ilk kez benim ve diğer 38 arkadaşımın imzasıyla Kürtçe'nin önündeki yasal engelin kaldırılması için kanun teklifi verildi.
Biz ne diyorduk? Türkiye'de bir Çerkes hangi haklara sahipse Kürt de ona sahip olmalıdır. Değişikler oldu ama bu hukuki düzenleme hala tam olarak benimsenmedi. Şimdi geldiğimiz noktada bazıları yetmez diyor. Bizi ayrı bir millet olarak kabul edeceksiniz. Biz ayrı bir millet olarak bir Çerkes'in Arnavut'un sahip olduğunun daha ayrıcaklı bir kimliğe sahip olacağız. Bu yanlıştır. O istkamete girdik mi ne olacağımızı görmek için Irak'a bakınız.
Şiddetle milli ayrıştırma kabul edilemez. Elbette herkes kendi kimliğine sahip olacak ama o kadar. Bizim bir devletimiz var adı Türk devleti, milletimiz adı Türk milleti. Burada bir etnik dayatma var deniyor. Bunu milyonlarca Kürt hissetmiyor ama PKK hissediyor diye dayatma altında kalmak zorunda mıyız?
Bölgede yapılması gereken şey, herkesin kimliğini güvence altına alacaksın. Türkiye'de ben Kürd'üm diyebilmek o ülkede elbette herkesin hakkıdır. Etnik kimlik herkesin şanıdır şerefidir onurudur. Ama bu değildir ki gel analar ağlamasın bizde ayrışalım yok böyle birşey. Yapılması gereken bizim bakış açımızı değiştirmemizdir. Hükümet PKK'ya bakıyor. Dış aracılar zaten devrede ve onu teşvik ediyorlar. Çıkmaz yoldur hiçbir yere götürmez. Açılım yapacaksanız yapacağınız açılım PKK açılımı olmayacak Kürt açılımı olacak. O insanlara baktığınız zaman çok büyük bir ekonomik ve sosyal reformlara ihtiyaç var. İşsizlik her işin başı. Bütün kötülüklerin anası.İşsizlik gelecekteki insanları çaresiz bırakıyor. Bunu ortadan kaldırmamız lazım. Bütçe görüşmelerinde şunu yaptık bunu yaptık değil.
KANDİL'E ULAŞMAK ÇOK GÜÇ
Tamam Kandil'e ulaşmak zor ama Kandil'e giden yolları kapatmak kolay değil mi? PKK ile biz anlaşıırz diyorsanız buradanbiryere varmanız mümkün değlidir. PKK'nın şartları giderek gelişiyor. PKK'nın orada yerleşmesi ABD ayrıldıktan sonra elbette kolay değil ama PKK'yı kullanmak isteyen güçler var. O güçlerle işinizi halledin. Bu doğrultuda hiç bir işaret göremiyoruz bundan da üzüntü duyuyoruz. Türkiye'nin terörle mücadelesini başarıya ulaştıracak temel unsur hiç kuşku yok o bölgedeki insanı kazanmaktır. O bölgedeki insanların diğer insanlarda oldğu gibi hak ve hürriyetlere sahip olduğunu göstermektir. Bunu yapmalıyız elbette bizim çok acı geçmiş anılarımız var bul bölgede yaşadığımız olumlu olumsuz günler var. Çekilmiş ızdıraplar var. Kimse kimseyi dışlamamalıdır. Herkes herkesin acılarına ve anılarına ortak olmalıdır. Birbirimizin gönlünü kazanmak zorundayız. Yaşadığımız acı olaylar ne olursa olsun el ele yaşama zorunluluğumuzu birbirimize hatırlatmak zorundayız. Selçuk döneminde, Osmanlı döneminde yaşanan tüm herşeye saygı gösteriyorum. Onların hiçbir zaman bir siyasi çekişme konusu olmaması olağanüstü önem taşıdığını belirtmek istiyorum. Geçmişte elbette hiçbir şekilde çok acı ifadeler kullanılmıştır ama o anıların üzerinden geleceğe bakamayız.
ÖMER ÇELİK'İN KONUŞMASI:
Hükümetin başlatmış olduğu demokratik açılım Genel Kurulu'nda AK Parti adına Adana Milletvekili Ömer Çelik konuştu.
AK Parti Adana Milletvekili Ömer Çelik'in kürsüye çıktığı sırada Türkiye Gençlik Birliği'nden iki kişi Meclis dinleyici locasında protesto girişiminde bulundu.
Protestoların ardından konuşmasına devam eden Adana Milletvekili Ömer Çelik: "Bu ülkede inanç gruplarında pek çok kesimin çok ciddi insan hakları olması siyasetçilere şöyle bir sorumluluk yükler. Siyasetçiler bu sorumluluklardan kaçamazlar çözmek zorundadırlar.
Bunlar yüksek siyasi sorumluluk gerçek bir cesaret gerektirmektedir. Bu vizyona sahip olanlar bugünkü riskleri seve seve göze alırlar. Biz AK Parti olarak bu riskleri seve seve göze alıyoruz. Risk almak istemeyenler bu meseleleri sümenaltı ederler ve milletin zarar görmesine sebep olurlar. Yaptıkları şeye güzel derler ve daha sonra yaptıkları ise buna engel çıkarmaktır.
Türkiye bu sorunu kim çözerse kazançlı olan biz olacağız peki çözemez ise kazançlı kim olacaktır birazda buna çözüm arayın.
Çelik'in konuşması sürekli milletvekilleri tarafından kesilmek istenince TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin müdahale etti.
Devlet nihayetinde bir mekanizmadır. Bunu işleten kimdir? Yine bu sorumluluğa sahip olanların kim olduğu raporda ifade ediliyor. 1996'da yayımlanmış. 'Bugüne değin çözüm adeta taşeron kullanırcasına güvenlik güçlerine havale edilmiştir. Çözümün sorunu güvenlikçiler değil siyasetçilerdir. Bugün hükümetin başlattığı milli birlik ve kardeşlik projesi aslında demokratikleşme süreci kapsamında ana eksen dışında birşey söylenmiyor.
Salı günkü CHP sözcüsü, Dersim olaylarını bugünkü sorunun çözümü için örnek olarak gösteriyor. O zamanlar işgal kuvvetlerine verilen mücadele ile Türkiye içindeki müdahaleleri eşit tutuyor. Kendi milletine ve tarihine bu kadar yabancı olarak bakılabilir mi? Bir emekli diplomat Türk Milleti'ne neyi öneriyor İsim değiştirmek bizim de hakkımız böyle bir mantık olabilir mi? Dersim olayları gibi olaylar tarihin acı hatıralarıdır. Biz kendi vicdanımızda hatırlamak istemeyiz. Bugün için örnek gösterilmesi tam bir basiretsizliktir. Bundan sonra siyasette örnekler değil hayatı ve mutluluğu kutsayan örnekler olmalıdır. Rapor yayınlamak yetmiyor.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun söylediği gibi halkın arasına gitmeliyiz. Rapor yayınlamalıyız ama uygulamaya geldiğinde son derece gerici bir yaklaşımın içerisine girebilirsiniz.
CHP'nin hazırlamış olduğu raporda;İster güvenlik güçlerimiz ve askerlerimiz olsun ister ona silah doğrultan kandırılmış gençler olsun hepsi bizim çocuklarımızdır. Akmakta olan kan kardeş kanıdır' bu yaklaşımı getiren CHP'nin Habur'da yaşanan görüntüleri iddia ederek AK Parti'yi bölücü olarak haklı mı? Bu tip konularda konuşurken çok dikkat etmek lazım, lafın nereye gittiğine çok dikkat etmek lazım. Hele hele de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na bir söz söylerken çok çok dikkat etmek lazım. Mustafa Kemal Atatürk'ün haricinde yurt dışında adına miting düzenlenen tek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dır.
Bu kadar rapor yayınlayan bir partinin hükümetin her yaptığı yanlıştır diyen partinin söylediği soğuk birşey önümüze geliyor mu gelmiyor. Diyor ki dağdakilere söyle insinler sen niye söylemiyorsun?
Evinde kitap olanlar baksın olmayanlar internetten Merhum Türkeş'in Milli Ahlak konuşmasını okusun sonra bunu konuşsun. Sayın Bahçeli'nin 2008'de bir kahvaltıda söylediği sözleri tekrar bir okuyalım 'Bu konular meclis dışına taşarsa çocuklarla gelişir iç çatışmayla iyi veya kötü şekillenir Türkiye için kötü olur' demiyorki bize küresel güçlerin talimatı ile bu işleri yapıyorsunuz demiyor şimdi ben size vallahi abdestten bahsediyorsunuz bir kere de Mescid-i Aksa'ya yapılanları protesto edin göreyim sizi.
BÜYÜK BİR SORUN VAR BUNA ACİL MÜDAHALE EDİLMELİDİR
Taviz vermek isteyenlerle almak isteyenlerin hepsi küçük azınlıklardır büyük millet bugün hakkaniyet içerisinde muhterem geçmişimize ecdadımıza ne diyeceğiz diyorsunuz peki geleceğinize ne söyleyeceksiniz?
Bugün saygı ile andığımız devlet büyüklerimizin hepsi Türklüğü başkalarının haklarına saygı, farklılıklara saygının ismi olarak gördüler. Türklüğe hiçbir zaman farklı bir anlam yüklemediler. Bu terör örgütünün bitmesi dediğiniz mesele Türkiye ağır bir buhran içine girmiş, terörün stratejik uyguladığı bir meseleyi biz size 0 terörle teslim ettik diye yalan yanlış bilgi veriyorlar. Bu ülkemize biraz güvenmek lazım. Bu ülkeye güvenmek demek bu coğrafyayı savunmak demek savunmacı bir refleksle olmaz. Demokratileşme vatandaşımızın hakkıdır. Türkiye artık bölgede bir barış yapıcı unsur olarak görülüyor. Şimdi diyorlarki bu proje dış kaynaklıdır. Eğer herhangi bir yerden emir alacak hükümet olsaydık, o zaman komşularımızla İran'la Suriye ile yapılan ilişkilere yükselen sesleri dinlerdik. Türkiye'nin ekseninin kaydığını iddia edenler Türkiye'nin büyümesini kabul edemeyenlerdir. Kürt sorunu faili meçhuller sorunu değildir. O sebeple bu oturumlar tarihi oturumlardır. Bakınız kürt meselesi yılladır farklı dinamitlerle beslenerek bugüne geldi. AK Parti'nin buradaki pozisyonu hükümetimizin başlattığı açılıma tam destek vermektir. Bununla ilgili önemli adımlar atıldı. Hatta CHP'nin raphorlarında eğitimin, sağlığın yerel yönetimlere verilmesi konusunda notlar vardır. Bütün bunlar ortaya konulurken büyük bir sorun var demektir. Muhalefetin bu sorunun çözülmesi için hükümeti sıkıştırması gerekiyordu ama şimdi hükümet bu girişimde bulunuyor muhalefet yanaşmıyor.
Bu adımların her biri bu millet adacıklarını oluşturacak varlıkları yok etmektir. Üstelik bu sorunu oluşturanda biz değiliz. Özellikle genç kardeşlerim Türkiye'nin bu noktaya nasıl geldiğini düşünüyorsanız bu kalp seni unuturmu diye bir dizi var oradaki Diyarbakır Cezaevi'ndeki görüntüleri izleyin. AK Parti'nin kalbi sizi unutmaz. Demokratikleşme süreci bir açılım bir devlet projesidir. Terör örgütünün silahsızlandırılması ve etkisizleştirilmesidir. Devletin terör örgütü ile mücadeleden vazgeçtiği bir yalandır. Olayı tüm boyutları ile ele alarak ortaya koyuyoruz. Başkalarının risk gördüğü grupları ortaya koyuyoruz. Tek hedef vardır. Biz AK Parti olarak bu sorunun başladığı günden bugün çok daha kararlıyız ve bu sorunu çözmek bize düştüğü için Allah'a hamd ediyoruz. Burada asıl sorulması gereken soru şudur her seferinde tarih olarak bize 30 Şubat'ı verdiniz. Bu doğru bir süreçtir doğru bir açılımdır. AK Parti tek başına kalsa bile milletten aldığı irade ile bu yola devam edecektir. Burada güç aldığımız en önemli mesele siysaet felsefemizdir. Cumhuriyetin kırılgan savunmacı olmadığını düşünüyoruz. Yurtta Sulh Cihanda sulh irade konularak gerçekleştirilmelidir. Bunun gereği de Yurtta demokrasi dünyada demokrasidir. Vergisini verirken, askere giderken ayrıma uğramayan vatandaşlarımız başka ayrıma da uğramamalıdır. Şark planını biliyoruz. Bütün tehditlerinin farkındayız adını biliyoruz.