Gündem
  • 23.4.2006 15:50

ARINÇ: REJİM SORUNU YOK, REJİMİN SAHİBİ OLMA TARTIŞMASI VAR

TBMM Başkanı Bülent Arınç, Türkiye'nin bir rejim sorunu bulunmadığını, rejimin, her konu tartışıldığında sarsılacak ve etkilenecek kadar zayıf olmadığını belirterek, ''Ülkede bir rejim sorunu değil, rejimin sahibi olma tartışması vardır. Ülke yönetiminde inisiyatif alanlarını genişletme ya da sahip oldukları gücü kaybetmeme tartışmaları vardır'' dedi.
      TBMM'nin açılışının 86. yıldönümü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle özel gündemle toplanan Genel Kurul'da konuşan Arınç, çıkartılan kanunlar tartışılırken her meselenin rejim tartışmasına çekilmesinin her geçen gün arttığını; tarım, hayvancılık, turizm, Belediyeler Kanunu ve benzeri konularda bir değişiklik ve düzenleme yapılırken, konunun aniden birileri tarafından rejim tartışmalarına getirildiği kaydetti.
      Son olarak önemli konumdaki bir siyasetçinin, İstanbul'da bir eğlence merkezinin, insanların ölümüne neden olan kaçak yapılarının yıkılmasını, ''rejimden ideolojik intikam almak'' olarak değerlendirmesinin, durumun ''trajikomik'' yanını en çarpıcı şekilde ortaya koyduğunu belirten Arınç, şöyle konuştu:
      ''Türkiye'nin bir rejim sorunu yoktur. Türkiye, rejiminin Cumhuriyet olacağına, demokrasi olacağına bundan 83 yıl önce karar vermiştir. Bugün de Meclisi ile, hükümeti ile ve tüm organlarıyla aynı kararlılıkla yoluna devam etmektedir. Ülkenin rejimine karşı bu kadar güvensiz olunamaz. Türkiye'nin rejimi her konu tartışıldığında sarsılacak, etkilenecek kadar zayıf değildir.
      Hiç kimse Cumhuriyetten, demokrasiden, temel özgürlüklerden vazgeçme niyetinde değildir. Dolayısıyla ülkede bir rejim sorunu değil, rejimin sahibi olma tartışması vardır. Ülke yönetiminde inisiyatif alanlarını genişletme ya da sahip oldukları gücü kaybetmeme tartışmaları vardır.''
     
     ''REJİMİN SAHİBİ MİLLET''

      Laikliğin, Atatürk'ün, Cumhuriyetin, bayrağın, rejimin sahibinin milletin kendisi olduğunu belirten Arınç, şöyle devam etti:
      ''Milletin temsilcileri olan bizler, tüm bu değerlere bağlı kalacağımıza, sahip çıkacağımıza milletvekili olduğumuzda yemin ettik. Bugüne kadar bu yeminimize muhalif bir tek davranış dahi bu Yüce Meclisimiz içinde vuku bulmamıştır. Dolayısıyla milli değerlerimizin sahibi bir kesim, bir grup değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir. Milletimiz ulusal ortak değerlerin sahibidir ve kendi içinde büyük bir hoşgörüyle yaşamaktadır. Toplumumuz etnik kimliğine, inancına, kültürüne göre kimseyi dışlamamakta ve bir arada barış içinde yaşamaktadır.
      Ayrıca AB müzakerelerini sürdürdüğümüz bugünlerde hala rejimin tehlikede olduğundan bahsetmek, hele bu tehlikenin AB'ye üye olmak için bütün dönemlerden daha çok gayret sarf eden, bunda da başarılı olan kişilerin eliyle geleceğini iddia etmek her açıdan dayanaktan yoksundur.''
     
     LAİKLİK VE KAMUSAL ALAN TARTIŞMALARI

      TBMM Başkanı Arınç, tartışmaların odağında yer alan ve nerdeyse tüm fikir ayrılıklarının gelip dayandığı bir başka konunun da laiklik olduğunu belirterek, ''Açıkça belirtmeliyim ki, anayasamızın değiştirilemez maddesi olan laiklik ilkesine Türkiye'de karşı çıkan kimse yoktur. Bütün tartışmalar, laiklik ilkesinin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır'' diye konuştu.
      Bu yorum farkı nedeniyle kamusal alanda her dönemde farklı uygulamalar yapıldığını, tartışmalar yaşandığı belirten Arınç, şöyle konuştu:
      ''Kamusal alan, yurttaşların ortak meselelerini eşit ve özgürce tartıştığı alandır. Dolayısıyla her bireyin ayrım yapılmadan haklarının korunduğu, haklardan yararlandığı ve kendilerini özgür hissettiği bir alandır. Bu alanı güvence altına almak ve tüm yurttaşlarına eşitçe kullanım hakkı sağlamak devletin görevidir. Kamu yararı devletin değil, halkın yararına doğru genişletilmelidir. Devlet kamusal alanın sahibi değil, koruyucusudur. Bu koruyuculuk; oradaki eşitliğin, adil paylaşımın ve hizmetlerin her birey tarafından kullanılmasını sağlamaktır.
      Kamusal alandaki özgürlüklerin ve hakların bir gruba, bir kesime kayması anında devlet koruyuculuğu devreye girer ve haksızlığı önler. Devlet kamusal alanda herkes için geçerli olan hakları bir kesime yasaklayamaz ya da sınırlayamaz. Buradan hareketle laiklik ilkesinin yorum farklılığını gündeme getirmek gerekir. Anayasamızın değiştirilemez maddesi olan laiklik maddesi, ilelebet var olacaktır. Ancak günün şartlarına, toplum yapımıza uygun olarak yorum farklılıklarını da gidermek gerekir. Bu, laikliğin özünü değiştirmeyecek, bilakis toplumun bir arada daha uyum içinde yaşamasına katkı sağlayacaktır.'' Dünyada bir çok örneği olan laiklik uygulamasının, Türkiye'dekine benzer tek örneğinin sadece Fransa olduğunu belirten Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
      ''Orada bile laiklikten yola çıkarak hak ve özgürlükler bizdeki kadar kısıtlanmamıştır. Laikliği bir toplumsal barış ve uzlaşı mekanizması olarak algılamak gerekir. Laiklik, devletin inançlar karşısında tarafsızlığını zorunlu kılar. Bütün inançların kendisini ifade etmesine imkan vermek, bireylerin ibadet hürriyetini sağlamak laiklik ilkesinin temel işlevidir. Devlet, bu işlevi uygulayan ve tüm inançlara eşit mesafede davranan aygıttır.
      Sorun işte burada başlamaktadır. Devlet, dini inançların yaşamasını teminat altına alması gerekirken, tam tersine kamusal alanda bazı inançların yaşam hakkını, ifade hürriyetini kısıtlamaktadır. Bunu, laiklik adına yapmaktadır ki siyaset bilimi açısından büyük bir çelişkidir. Bu çelişki yıllardır Türkiye'nin iç huzurunu zedelemekte ve bitmez tükenmez sorunları beraberinde getirmektedir. Aydınların, siyasetçilerin ve akademisyenlerin hep birlikte çözmesi gereken yorum farkından kaynaklanan işte bu çelişkidir.''
     
     ''KARALAMA KAMPANYASINA ALET OLUYORLAR''

      TBMM Başkanı Bülent Arınç, dünyanın büyük bir değişim içinde olduğunu, küreselleşmenin dünyayı adeta küçük bir köye çevirdiğini belirterek, artık dünya siyaset oyununun kurallarının değiştiğini; değişimi anlamayan, hayata geçiremeyen ülkelerin, kaderleri başkaları tarafından belirlenen figüranlar haline geldiğini kaydetti. Arınç, şunları söyledi:
      ''Türkiye, dünya siyasetinin aktif bir üyesi, dengeleri değiştirecek bir ülkesi olmak zorundadır. Hiçbir dönemde pasif, edilgen ve boyun eğen bir devlet olmayı kabul etmeyen Türkiye, küresel siyaset aktörü olmak için hızla değişime ayak uydurmak zorundadır. Türkiye'nin bu gücünü ve potansiyelini gören çevreler bugün aktif durumdadır. Batı ülkelerinde sözde Ermeni soykırımını bahane eden çevreler, Türkiye aleyhine bir süredir kampanya yürütüyorlar. 24 Nisan'ı sözde soykırımın yıldönümü sayanlar, yarın yeniden bu karalama kampanyasını gündeme taşıyacaklardır.
      Üzülerek görmekteyiz ki bazı dost ülkelerin parlamentoları ve hükümetleri bu karalama kampanyasına alet olmaktalar. Bu ülke parlamentolarının başkanlarına, müşterek deklarasyon da eklenen mektubu göndererek, Türkiye'ye karşı haksızlık yapılmamasını istedik. Yine de burada bir kez daha açıkça ifade etmek istiyoruz ki; Türkiye'nin tarihinde utanılacak bir şey yoktur. Bizi işlemediğimiz bir suçtan dolayı mahkum etmeye niyetli olan ülkeler, bu Yüce Meclisin gereken cevabı anında vereceğini unutmasınlar.''
     
     TERÖR OLAYLARI

      Bülent Arınç, terör olaylarının son günlerde tırmanışa geçtiğini, terörün ülkenin birçok bölgesinde asker, polis, sivil vatandaşları hedef aldığını ifade ederek, ''Amaçları kargaşa yaratmak, huzursuzluk çıkarmak ve nifak tohumları ekmektir'' dedi.
      Türkiye'nin bütünlüğünü hedef alan bu terörist faaliyetlerin, bu günlerde ortaya çıkmasının düşündürücü olduğunu belirten Arınç, şöyle konuştu:
      ''Türkiye ne zaman güçlense, ne zaman bölgesinde etkin olmaya çalışsa, birilerinin maşası olan teröristler sahneye çıkıyor ve ülkenin gücünü zayıflatmaya çalışıyorlar. Ancak bu konuda başarılı olmaları mümkün değildir. Ordumuz, güvenlik kuvvetlerimiz ve devletimizin tüm unsurları, terörizme karşı büyük bir kararlılıkla görevlerinin başındadır. Tüm bu nedenlerden dolayı, artık iç politik çekişmelerden kurtulmak gerekir. Artık enerjimizi tüketen ve yıllardır ülkenin ilerlemesini engelleyen prangalardan kurtulmak gerekir.
      Teröre, uluslararası karalama kampanyalarına karşı, yani gücümüzü zayıflatmak isteyenlere karşı birlikte hareket etmek zorundayız. Ortak bir akla ihtiyacımız var. Ortak hayallere ve hedeflere ihtiyacımız var. Yıllardır kendi içimizdeki çekişmeler, kavgalar yüzünden kaybettiğimiz enerji ülkeye yeterince zarar verdi. Buna 'dur' demenin zamanı gelmiştir.
      Türkiye, tarihinin en önemli fırsatlarını yakaladığı bir dönemden geçmektedir. Ülkenin en önemli değişim projelerinden biri olan AB üyeliğimiz yolunda artık çok kritik bir noktaya geldik. Türkiye'nin AB üyeliği tüm dünyada büyük bir açılımın işareti olacaktır. Halkının büyük bir çoğunluğu müslüman olan bir ülke, tarihte ilk defa AB üyesi haline gelecektir ki bu medeniyetler arası çatışma yaşanacağını iddia edenlere en güçlü cevap olacaktır.'' Arınç, Türkiye'nin konumunun hayati önem taşıdığını belirterek, ''Güçlü bir Türkiye, sadece kendi halkına değil, bölgesindeki tüm halklara huzur ve barış getirecektir. Türkiye'nin tarihi geçmişi, Balkanlardan, Kafkaslara kadar tüm ülkelerde derin izler bırakmıştır. Bu ülkeler geçmişin en güçlü ülkesi ve geleceğin parlayan yıldızı olan Türkiye'ye hala umutla bakmaktadır'' diye konuştu.
     
     ''GELENEKSEL KORKULARDAN KURTULMALIYIZ''

      TBMM Başkanı Bülent Arınç, 47 ülkenin parlamento temsilcilerinin katılımı ile İstanbul'da yapılan İKÖPAB toplantısında, Türkiye'nin öncü gücünün öneminin kendilerine iletildiğini ifade ederek, Meclis'in iki ayrı deklarasyonun hazırlanmasına öncülük ettiğini, dünya barışı için tüm ülkelere önemli çağrılarda bulunduğunu kaydetti. Arınç, şöyle devam etti:
      ''Bu nedenle, bölge ve dünya barışı için Türkiye artık bir misyon üstlenmek zorundadır. Tarihin akışını barışa doğru değiştirecek bir güce sahipken, bunu kullanamayan bir ülkeden tarih de gelecek kuşaklar da hesap soracaktır. Bu yüzden, üzerimizdeki ölü toprağını atıp önce kenetlenmeliyiz. Geleneksel korkulardan kurtulmalıyız. Bu Meclisin açıldığı günlerde olduğu gibi kucaklaşmalıyız, kol kola girmeliyiz ve büyük Türkiye hayali için yola çıkmalıyız.''
     
     ''YENİ TÜRKİYE'Yİ İNŞA ETMELİYİZ''

      ''23 Nisan'ın hediye edildiği çocuklarımız, gençlerimiz ve gelecek kuşaklarımız için yeni Türkiye'yi inşa etmeliyiz'' diyen Arınç, şöyle konuştu:
      ''Bireysel çıkarlarından vazgeçen vatanperverler olarak kendimizi ülkemize adamalıyız. Türkiye'nin bir milada ihtiyacı vardır. Yeni bir başlangıca, yeni bir hamleye, yeni hedeflere ihtiyacı vardır. Geçen yüzyılın sorunlarını geçmişte bırakmanın vakti gelmiştir. Artık yeni yüzyılda, yeni bir Türkiye inşa etmek için ayağa kalkmalıyız. Artık milletimiz, devletin en önemli organları arasındaki kavgalardan yorulmuştur. Yaptığımız her şey tarihin sayfalarına kaydediliyor. Gelecekte hayırla, gururla, takdirle anılmak istiyorsak bu fırsatı kaçırmamalıyız.''


Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 07:17

İLGİLİ HABERLER