BAHÇELİ, 'KORUCULARA' SAHİP ÇIKTI
YUSUF ZİYA ERARSLAN
ANKARA - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Mardin'deki töre katliamının ardından kaldırılması yönünde tartışmalar yapılan koruculuk sistemine ve koruculara sahip çıkarak, "Koruculuğun kaldırılması için ısrarcı olmak, PKK'nın yıllardır ve her platformda üzerinde durduğu siyasallaşma taleplerinden birinin bilerek veya bilmeyerek avukatlığına soyunmak anlamını taşıyacaktır" dedi. Bahçeli, "Kürt sorunu Türkiye'nin en önemli sorunudur" diyen Cumhurbaşkanı Gül'ü de eleştirerek, "Başbakan'ın sutre
gerisine çekilerek kamuoyunun psikolojik olarak hazırlanması sürecini izlediği bugünkü ortamda, Sayın Cumhurbaşkanı'nın ön safta yer alarak Türk toplumuna şifreli mesajlar vermesi bu konuda bir rol paylaşımının yapıldığını da akla getirmektedir" ifadelerini kullandı.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, geçtiğimiz haftanın en önemli konularının başında Mardin Mazıdağı ilçesinin Bilge köyünde meydana gelen ve aralarında kadın, çocukların bulunduğu 44 vatandaşın ölümüyle sonuçlanan olay ve yapılan yorumların geldiğini vurguladı. Yaşanan vahşetin, toplumun her kesiminde haklı bir infiale ve tepkiye yol açtığını ve daha da önemlisi sözde töre ve inanç adı altında maskelenmeye çalışılan iptidai anlayışın haklı olarak sorgulandığını söyleyen
Bahçeli, "Kendinden menkul namus ve ahlak kavramlarına sığınılarak işlenen cinayetlerin insanları bu caniliğe kadar götüren ahlaki, vicdani, dini ve hukuki çöküntünün nedenleri mutlaka her yönüyle araştırılmalıdır. Zira, hiçbir mazeret, insanların birbirlerini öldürmelerinin meşruiyet gerekçesi veya bahanesi olmayacaktır. Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'nın tespitlerine göre 'töre ve namus cinayeti' olarak tanımlanmış suçla maruz kalanların sayısı 2003 ve 2007 yılları arasındaki beş yılda bin 100
kişiye ulaşmıştır. Bu, acilen ele alınması gereken yalnızca kriminal anlamda değil aynı zamanda çok ciddi bir toplumsal sorunla karşı karşıya olduğumuzu açıkça göstermektedir" diye konuştu.
MHP lideri, hala niçin bu derece sosyal bir geri kalmışlığın, medeni alemle sağlanamamış vicdani yükselmenin, yerinde sayan sosyolojik duraklamanın ve hukuku hiçe sayan yazılı olmayan sosyal yaptırımların nasıl devam ettiğinin ortaya çıkartılması ve bu sorunun mutlaka akademik çalışmaların rehberliğinde, toplumun bütün kesimlerinin desteği ile aşılması gerektiğini savundu. Suçluların bugün için adalete teslim edildiklerini ancak töre arkasına saklanılan bu insanlık dışı anlayışın, yeni suçlar işlemek ve
yeni katliamlar yapmak için toplum arasında içten içe yaşamaya devam ettiğine dikkati çeken Bahçeli, "Bu son olayda işin en ilginç yönü ise yıllardır töre, ağa konulu feodal kalıntıların şiddet ve öç almaya yönelik yayınlarını televizyonlarında özendirici diziler halinde yayınlayan medya kanallarının ikiyüzlülüğün de ortaya çıkmış olmasıdır. Geçmişte, tek bir işaretle, aynı siyasi partiye verilen toplu oyların arkasındaki zorbalığı ve dayatmayı kendi çıkarları için görmezden gelenlerin, bugün bu
cinayetlerin tek suçlusu olarak yöredeki aynı sosyal yapıyı ve töre uygulamalarını işaret etmeleri veya cehaleti sorumlu tutmaları, asla inandırıcı ve samimi bir yaklaşım değildir" şeklinde konuştu.
Tartışmaların bir başka boyutunun ise yıllardır terörle mücadelede yararlanılan koruculuk sisteminin eleştirilmesinin oluşturduğunu söyleyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çocuk ve kadın demeden işlenmiş bu hunhar cinayetin yöredeki korucular tarafından işlenmiş olması dikkatleri haklı olarak bu konu üzerinde yoğunlaştırmıştır. Terörle mücadelede yöreyi bilen, yörede yaşayan vatandaşlarımızdan istifade ile oluşturulan koruculuk sisteminin ve görev yapan korucuların eleştirilecek yönleri, ıslaha ve eğitime muhtaç tarafları elbette ki olabilir. Her kamu görevlisi gibi kanun dışına çıkarak suç unsuru taşıyan faaliyetlerde bulunabilirler. Ancak bunlar bütün korucuların
suçlanmasına, bütün koruculuk sisteminin sorgulanmasına bahane olmamalıdır. İlk kurulduğu 1985 yılından bu yana, vatan coğrafyasının bütünlüğü ve milletimizin birliği uğruna, PKK terör örgütü ile mücadele ederken hayatını kaybeden şehit korucularımızın sayısı bin 350'ye ulaşmış, 2 bin 500 aile ferdi ise zarar görmüştür. Bugün sayıları 50 bine yaklaşan geçici ve 25 bine ulaşan gönüllü köy korucuları milletimizin kendilerinden beklediği sorumluluğun gereği olarak en zor şartlar altında görevlerini
başarıyla sürdürmektedirler. Vatana bağlılığın en önemli göstergesi olarak şehadeti göze almış insanların bu kahramanlıklarını ve fedakarlıklarını görmezden gelerek, işlenmiş bir suçtan toptancı hükümler çıkartmak kabul edilmesi mümkün olmayan bir yanılmadır. Ve bu konuda hala koruculuğun kaldırılması için ısrarcı olmak, PKK'nın yıllardır ve her platformda üzerinde durduğu siyasallaşma taleplerinden birinin bilerek veya bilmeyerek avukatlığına soyunmak anlamını taşıyacaktır. Özellikle bu yörede asırlardır
işlenen cinayetlerin, bitmeyen kan davalarının sebebini son 24 yıldır süren bir kamu görevine yüklemek asla gerçek, doğru ve hakkaniyetli bir değerlendirme değildir. Eli kanlı, geçmişi kanlı terör örgütünün mezalimlerini hatırlamadan, son olaydan koruculuğun kaldırılması için fırsat arayanlara ve bu acı hadiseyi geçmişi hatırlamadan şaşkınlıkla karşılayanlara sözüm şu olacaktır. Unutulduğu sanılmasın, acıları anılarımızda ve hafızalarımızda sıcaklığını korumaktadır. Aralarında bebeklerinde bulunduğu çoğu
çocuk ve kadın olmak üzere PKK terör örgütü saldırılarında 20 Haziran 1987'de Mardin ili Ömerli ilçesi Pınarcık köyünde 30 kardeşimizin, 10 Haziran 1990'da Şırnak'ın Güçlükonak ilçesi Çevrimli köyünde 27 vatandaşımızın, 1 Ekim 1992'de Bitlis'in Cevizdalı köyünde 30 insanımızın, 5 Temmuz 1993'de Erzincan'ın Kemaliye ilçesi Başbağlar köyünde 33 evladımızın, 24 Ekim 1993 'de Erzurum'un Çat ilçesine bağlı Yavi beldesine 33 masum hayatın söndürüldüğünü ve daha sayacağımız pek çoklarının PKK terör
saldırılarında acımasızca öldürüldüğünü hala hatırlıyoruz. Bu itibarla, yıllardır süren terörle mücadelede güvenlik kuvvetlerimizin yanında yer alan ve devletimize bağlılıklarını hayatları uğruna ispat eden kahraman yöre halkını ve onların temsilcileri olan korucuları kutluyorum. Hayatlarını kaybetmiş olanlara Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum."
"TEMEL MESELELERDE TESLİMİYET SÜRECİNE GİRMEMİŞ TEK PARTİ MHP'DİR
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Washington, Brüksel, Erbil ve Erivan ağzı ile konuşan yerli lobilerin son günlerde MHP ve politikalarını dillerine dolamalarının çok anlamlı olduğunu belirterek, "Bu zihniyet sahiplerini, gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında, toplantı salonlarında, konuşmacı kürsülerinde, platform sandalyelerinde partimize yönelik yoğun bir faaliyet içinde görebilirsiniz. Özellikle gittikleri yerin bir türlü yenisi olamayıp, terk ettikleri hareketimizin 'eski MHP'li' kontenjanından köşe
tutmuş olanların işi gücü bırakıp Milliyetçi Hareket Partisi'nin siyasetini sorgulamaya çalışmaları dikkat çekicidir. Lobi faaliyetlerinin partimizi ve partililerimizi hedef almaya başlamış olması, toplumun diğer direnç noktalarının bu odaklar tarafından belirli bir kıvama getirildiğinin işaretlerini vermektedir" dedi.
"Özellikle Cumhurbaşkanı'nın tanımı ile "'Kürt sorunu Türkiye'nin birinci sorunudur' açıklamasıyla eş zamanlı olarak medya üzerinden Kandil Dağı'ndan yapılan mütareke ve müzakere çağrıları başka bir sonuç çıkarmamıza imkan vermemektedir" diyen Bahçeli, şöyle devam etti:
"Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu konudaki son beyanları ile Kandil Dağı'ndaki elebaşı ile yapılan mülakat bu konudaki tartışmaları alevlendirmiştir. Bizim için bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanı'nın konumu, rolü ve fonksiyonu önem taşımaktadır. Anayasamıza göre devletin başı olan Cumhurbaşkanı, bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk milletinin birliğini temsil etmektedir. Cumhurbaşkanı göreve başlarken bu sıfatıyla devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına büyük
Türk milleti ve tarih huzurunda yemin etmiştir. Anayasal görevi bu şekilde tanımlanan Cumhurbaşkanı'nın son iki ay içinde; 'Kürt sorununu sınır dışından çözülemeyeceği', 'içerde ve dışarıda çok iyi şeyler olacağı' ve 'Türkiye'nin bu en önemli sorununun çözümü için 2009'un fırsat yılı olduğu' yolundaki beyanlarını sorunlu bulduğumuzu ve izaha muhtaç olduğunu belirtmek isterim. Çek Cumhuriyeti'ne yaptığı seyahat esnasındaki sohbetinde bu konuda devlet katında mutabakat bulunduğunu söylemesi, konuya dahil
olan bütün Anayasal organları bağlayıcı anlam kazanmıştır. İddia edilen bu mutabakatın niteliği, içeriği ve tarafları biran önce açıklanmalıdır. Bu mutabakatın içinde yer alanların anlaştıkları zeminin ne olduğunu kendi adlarına açıklamaları Türk milletine karşı tarihi sorumluluğun bir icabıdır. Ancak böylesi bir yaklaşımla, kimin nerede durduğu ve ne düşündüğü, kimin adına ve hangi amaç ve yetkiyle konuştuğu da bütün yönleriyle açıklığa çıkacaktır. Başbakan'ın sutre gerisine çekilerek kamuoyunun psikolojik
olarak hazırlanması sürecini izlediği bugünkü ortamda, Sayın Cumhurbaşkanı'nın ön safta yer alarak Türk toplumuna şifreli mesajlar vermesi, bu konuda bir rol paylaşımının yapıldığını da akla getirmektedir. Bütün bu gelişmelerden anlaşıldığı kadarıyla bu temel meselelerde teslimiyet sürecine girmemiş ve ayakta duran tek bir siyasi hareket kalmıştır. Bu, dimdik duran kalenin adı ise Milliyetçi Hareket Partisi'dir".
Bahçeli, iç ve dış lobilerin yeni kampanyalarının hedefi haline geldiği artık kuşku götürmeyen MHP'den sözde barış ve katkı adına istenenlerin neler olduğunu sorarak, "Koruculuğun kaldırılmasına çanak tutulması mı? Yapay azınlıkların yaratılmasına seyirci kalınması mı? Milli kimliğin tartışılmasının kabul edilmesi mi? Eğitim dilinin çeşitlendirilmesine sessiz durulması mı? İmralı canisine kadar uzanacak PKK affına göz yumulması mı? Barzani devletinin tanınması ve tek taraflı tavizlere kucak açılması mı?
Yeni anayasa maskesiyle üniter yapının ve milli kimliğin tahrip edilmesi mi? Türkiye'nin bölünme senaryolarının demokratikleşme reçetesi olarak pazarlanmasına rıza gösterilmesi mi? Federatif bir yapılanmanın sinsice yürürlüğe konulmasına alkış tutulması mı? Adı telaffuz edilmeye başlanan bir siyasi sınırın çekilmesi için taşeronluk yapılması mı? Yoksa, bin yıllık kardeşlik hukukunun çiğnenmesi ve sosyal dokunun bozulmasına kayıtsız kalınması mı? Hangisi için bizden destek aranmakta, hangi rezalete, üzerine
basa basa tekrarlıyorum hangi ihanete katkıda bulunmamız için servis yapmamız istenmektedir?" ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Gül'ün 'Kürt sorunu' tanımıyla sözde çözüm için ümit dağıttığı ve müjde verdiği bu ortamda, Türk Devleti'nin, Türk hükümetinin ve kendisinin mutabık kaldıkları zeminlerin neler olduğunu soran Bahçeli, "Kimlerle anlaşılmış, kimlerin onayı alınmıştır? Hangileri milletimize dayatılmaya çalışılacaktır? Süreç kimlerle olgunlaştırılmıştır? Kime sorulmuş, kimlerle mutabık kalınmıştır? Kiminle müzakere edilmiş, kim muhatap olarak alınmıştır? Kaçırılmaması gereken fırsat nedir? Fırsattan maksat
nedir? Milliyetçi Hareket Partisi ve aziz milletimiz Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'dan bu soruların cevabını acilen beklemektedir. İçinde Milliyetçi Hareket'in görüş ve önerilerinin olmadığı, milli kimlik ve milli bekanın tehlikeye gireceği hiçbir süreçte partimiz ve partililerimiz yer almayacaktır" diye konuştu.
MHP lideri Devlet Bahçeli, bugüne kadar teslim ala ala ilerleyen işbirlikek çi lobiler ve yandaş mihrakların bu kez Milliyetçi Hareket Partisi'ni hedef alarak baltayı taşa vurduğunu ileri sürerek, "Bilinmelidir ki, bölücü terörü ve bölücülüğü hoşgörü ile karşılayıp talepleri sözde siyaset içinde çözmeyi önerenlerin partimizi kendi ifadeleri ile 'yıkıcı bir faktör' olarak adlandırması hiç kimsenin haddi değildir" diye konuştu.
MHP'nin birileri istiyor diye Iraklı aşiret reislerine ilişkin tanımını, millet için öngördüğü tehdit ve tehlikeleri, konuya ilişkin kullanacağı dili, Türkçe dışındaki bir dile kapalı eğitim anlayışını ve hükümete yönelik eleştirilerini değiştirmeyeceğini söyleyen Bahçeli, "Gaflet ile ihanet, menfaat ile melanet arasında gidip gelen tükenmiş ruh sahiplerinin bu hezeyanlarının camiamızda anlam bulması mümkün olmayacaktır. Milliyetçi Hareket, hiçbir telkin ve dayatmaya aldırmaksızın doğru olduğuna
inandıklarının sonuna kadar savunucusu olacaktır. Eğer bir tercih, karar ve anlayış belirleme lüzumu görürse, tamamen kendi iradesinden güç alacak ve kendi kararını yalnızca kendisi verecektir. Ve alacağımız her karar yalnızca aziz milletimizin yararına ve varlığının devamına uygun olacaktır" şeklinde konuştu.