Gündem
  • 18.6.2010 10:43

BAŞBAKAN'IN ESKİ DANIŞMANI BEKİ'NİN YAZISI AKP'Yİ KARIŞTIRDI

Akif Beki’nin arasının önceden de iyi olmadığı bilinen Ahmet Davutoğlu hakkındaki ağır eleştirilerinin içeriğinden çok yazının zamanlaması merak konusu oldu. Davutoğlu ise eleştiriler karşısında suskunluğunu koruyor.

Başbakan Erdoğan’ın eski basın danışmanı Akif Beki’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında kaleme aldığı yazı, AKP’ye yakın çevrelerde adeta deprem etkisi yarattı.

Ancak Davutoğlu’nun ilk aşamada Beki’nin kendisini oldukça sert bir dille eleştirmesine “sessiz kalmayı” tercih etmesi dikkat çekti.

Cumhuriyet Gazetesi'nden Bahadır Selim Dilek'in haberine göre; Başkent kulislerine Davutoğlu’nun Beki’ye çok kızdığı, ancak yazılanlar üzerinden polemiğe girmemek için sessiz kalmayı tercih ettiği bilgisi yansıdı. Davutoğlu’na yakın çevreler, “Daha önce de benzer yazılar yazmıştı. Ama bunu neden şimdi yazdı?” sorusuna yanıt arıyor.



Ankara kulislerine yansıyan bilgilere göre Davutoğlu, Beki’nin “Davutoğlu’nun ‘ben’ idraki” başlıklı yazısından, resmi bir ziyaret için gittiği Norveç’te haberdar oldu. Noveç ziyaretinin ikinci gününün sabahında Türkiye’de çıkan haberlerin basın özetlerini inceleyen Davutoğlu, Beki’nin kendisi hakkında yazdığı yazıyı da okudu.

Davutoğlu, ilk aşamada yakın çevresine ve kendisi ile birlikte olan Türk diplomatlara bir yorumda bulunmadı, sadece yazıyı okuduğunu söylemekle yetindi.

Davutoğlu Türkiye’ye döndükten sonra ise AKP çevrelerinden Ankara kulislerine farklı bilgiler yansıdı. Beki’nin “eleştirme hakkını kullandığı” yönündeki yorumlar öne çıktı. Davutoğlu’na yakın çevreler ise “Bugüne kadar bizi her eleştirene karşılık vermedik. Beki’nin yazısını da bu çerçevede ele alınabilir” şeklinde değerlendirme yaptılar.

Davutoğlu’na yakın isimlerin değerlendirmelerine göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davutoğlu’ndan rahatsızlık duyduğu için Beki üzerinden kendisine mesaj ilettiği iddiaları da gerçeği yansıtmıyor. Çünkü Davutoğlu ile Erdoğan arasındaki hukuk çok eskilere dayanıyor. Bu nedenle kendisinden rahatsızlık duyması durumunda Erdoğan bunu Davutoğlu’na doğrudan iletme samimiyeti içinde bulunuyor.

Başkent kulislerinde, Beki’nin daha önce Davutoğlu hakkında benzer nitelikle yazılar yazmış olduğu, bu yazının da sürpriz olmadığı değerlendirmeleri öne çıktı. Bu bağlamda, Beki’nin neden böyle bir yazıyı kaleme aldığından çok, “Neden şimdi?” sorusuna yanıt aranıyor. Davutoğlu’nun ise Beki’ye ciddi anlamda tepkili olduğu, ancak bu tepkisini dışarı yansıtmamaya özen gösterdiği bilgisi kulislere yansıdı.

Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olmadan önce Beki ile “başbakanlık danışmanı” sıfatı ile birlikte çalışırken de aralarının iyi olmadığı biliniyordu. Hatta, Beki’nin Başbakanlık’tan gönderilmesinde Davutoğlu’nun etkisi olduğu ileri sürülmüştü.

Beki, hafta başında çıkan yazısında, “Dışişleri Bakanı’nın diplomatik zafer hırsı üzerine konuşmanın vakti geldi. El attığı her işi, illa büyük bir başarı hikâyesine çevirmek zorunda. Manşet atar gibi takdim ediyor dosyalarını. Her vesileyi zorluyor, her fotoğrafta boy gösterme ihtiyacı hissediyor. Sonuç; gösteri odaklı bir dış politika...” diye yazmıştı.

İşte Başbakan Erdoğan'ın eski danışmanı Radikal Gazetesi yazarı Akif Beki'nin Davutoğlu'nu hedef alan o yazısı...

Dışişleri Baka-nı’nın diplomatik zafer hırsı üzerine konuşmanın vakti geldi.
El attığı her işi, illa büyük bir başarı hikayesine çevirmek zorunda.
Manşet atar gibi takdim ediyor dosyalarını.
Her vesileyi zorluyor, her fotoğrafta boy gösterme ihtiyacı hissediyor.
Sonuç; gösteri odaklı bir dış politika.
Stratejik derinlik, stratejik endama bırakıyor yerini.
Son örnek, Türk-Arap İş Forumu’ndan.
“Yakında Kudüs başkent
olacak” demiş.
Ve hep birlikte gidip
Mescid-i Aksa’da namaz kılacağımızı söylemiş.
Arap dinleyicileri coşturmak için kafi.
Doğrusu, beni de heyecanlandırıyor bu sözler.
Ama çok sorunlu buluyorum.
Sözün kendisinde değil sorun, söyleyenin kimliğinde!
Ya o coşku ters dalgasını da üretirse...İkisi birlikte sel olup taşarsa...
Ya, ‘pan-İslamizm hortladı’ derlerse...

***

Dış politikanın popülizme tahammülü yoktur.
Kim ne veriyorsa, bir fazlasını veremezsiniz.
Her ‘one minute’ çıkışına ‘two minutes’ eklemek, her yangına benzin dökmek demektir.
Diplomatik başarı hırsı, bakarsınız diplomatik felakete sürüklemiş sizi.

Alın size bundan evvelki örnek;
El-Cezire televizyonunda bir Türkiye belgeseli yayınlanmış.
Sözümona, Türkiye’nin modern yüzünü tanıtacaklarmış.
Davutoğlu ve aile efradı görülmüş orada, bir de Pakistan’ı andıran arka sokak manzaraları.
Türkiye’yi, gerikalmış bir
3. dünya ülkesi şeklinde
gösteren o belgeselin mesuliyetini bakalım kim üstlenecek?
Merak ediyorum; acaba dışişlerinde self-promosyon
bütçesi mi var?
Masrafları hangi ödenekten ve ‘ben’ davası uğruna mı karşılandı?
İran’la uranyum takası
anlaşması, aynı misal.
Davutoğlu’nun, imza törenindeki aşırı sevinç gösterisinin karşılığı, Güvenlik Konseyi’nde çekimser kalamamak oldu.
ABD ile ters düştük.
Bu işlerin hepsi, uhuletle suhuletle götürülemez miydi?
Yani şova dönüştürülmeden, yani fazla uçmadan, yani en son söylenecekler en başta sarf edilmeden, yani hayal ile vizyonu karıştırmadan...
***
Hakkını yemeyelim; hükümetin dış politikasını görülmemiş ölçüde başarılı buluyorum.
İran politikasını da, Filistin yaklaşımını da esasta destekleyenler arasındayım.
Gereksiz fazlalıklardan söz ediyorum.
İtirazım, fazladan söylenmiş sözlere, ayarı kaçmış kahramanlık hikayelerine, kıvamı tutturulamamış tavırlara...
Giderek kabaran ‘derin benlik’ idrakine...
‘Bir ben vardır bende, benden içeru’ edasına...
***
Davutoğlu’nun ‘stratejik derinlik’ öğretisi kadar revaçta bir çalışması daha var.
Başlığı, ‘Medeniyetlerin ben idraki.’
Tavsiye ederim, muhakkak temin edip okuyun.
Medeniyetlerin ‘ben’ idraklerini mukayeseli olarak tahlile tabi tutuyor.
Çok aydınlatıcı, istifade edeceksiniz.
Ben okudum şahsen ve işte çıkardığım netice; Medeniyetleri bilmem ama, Ahmet Davutoğlu’nun ‘ben’ idrakinde sorun görüyorum.
Gösteri merakı baldan tatlıdır nefse, anlarım.
Fakat derler ki, balın bile fazlası zehir...
‘Ben’ idrakindeki en ufak bir maraza, çok gaileler açar başa.
Davutoğlu’nun birikimini ve Türk dış siyasetine katkısını önemsiyorum elbette.
Lakin dost acı söyler.
Övgülerin çoğaldığı bir zamanda, acizane hatırlatmak geldi içimden.

VATAN

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 06:49

İLGİLİ HABERLER