CAN DÜNDAR, ERTUĞRUL ÖZKÖK'Ü KENDİ YAZISIYLA VURDU...
CAN DÜNDAR/ MİLLİYET
BAYHAN, ERDOĞAN VE HAYATIN DAYATMASI ÜZERİNE...
İnsanlık tarihinde televizyonsuz doğan son nesle mensubum ben...
Televizyon, hayatı kuşatmaya başladığında iletişim okuyordum ve hocalarımız bize şunu söylüyordu:
''Kültürel üretim işletmecileri (..) en geniş kitleye seslenebilmek ve merakı gıdıklamak için kültür düzeyini yükseltmek yerine, seslenilen tüketicinin düzeyine inme politikası(nı) seçiyor.''
Bu yüzden edilgenleşiyor, ''taşralılaşıyor''duk.
Karamsarlığa kapıldığımızda uyarırdı hocalarımız:
''Kültür taşrasını aşmanın yollarını araştırmalıyız. Kültürde taşralılığı giderecek ilkeleri benimsetmeliyiz. Aklı başında bütün aydınların görevi bu...''
Zorbaların sonuncusu
Modern zamanlara özgü bir gladyatörler savaşını andıran ''Popstar'' yarışması, sözü edilen kültürel taşralaşmanın en güncel örneği...
Yarışmada ''en geniş kitlenin merakını gıdıklamak'' ve tabii ''kültürel üretim işletmesi''ne gelir sağlamak amacıyla girişilen oylama uygulaması, arenadaki seyircinin eğilimini de ortaya koyuyor.
Arenanın hükümdar tahtında oturan kalabalıklar, jürinin cilaladığı jöleli, dekolteli star adayları sahneye çıktıkça baş parmağıyla toprağı gösterip ''Ölüm... ölüm'' diye bağırıyor ve çağımızın infaz yöntemiyle ''star olamama'' cezasına mahkum ediyor onları...
Bu seçimde ''derin devlet''i temsil eden jüri, kendi adaylarına gözyaşı döküp Bayhan'a ''Eski suçludan star olmaz'' diye yüklendikçe dışlanmış kitleler ''Olur... bal gibi olur'' diye oy yağdırıyor adeta... Halkoyu, mazisi karanlık, sesi yanık, taşralı bir Müslüm varisine doğru akıyor.
Şaşacak bir şey yok. Trevanian bunu çoktan haber vermişti:
''Senden yeteneksizlerin, ne kadar kalabalık olsalar da, seni yenebileceğine inanmıyorsun, ama artık mediokrasinin (sıradan insan iktidarının) çağındayız. Kalabalıklar, zorbaların en sonuncusu olacaktır.''
Bayhan - Erdoğan
Siyasete bakalım:
ANAR'ın son seçim anketi yerel seçimde AKP'nin oylarının yüzde 50'yi aşacağını, CHP'nin ise yüzde 15'lerde kalacağını tahmin ediyor.
Otoriter jüri koltuğunda oturan askerler ''derin endişe'' beyan eden demeçlerle ortaya çıktıkça kitleler, hapis yatmış, delikanlı edalı, kendilerine benzeyen başbakana oy yağdırıyor.
Yakışıklı, jöleli, fularlı, purolu star adayları ise çoktan siyasetin çöp sepetini boyladı bile...
Adorno'nun ''Her demokratikleşme, özgürleşme sağlamayabilir'' öngörüsünü doğrular biçimde kalabalıklar, kültürü, siyaseti taşralaştırıyor.
''Kültür düzeyini yükseltmek yerine'' sürekli taşra kültürüne yatırım yapan ''kültürel üretim işletmecileri'' de buna zemin hazırlıyor; ticareten reklam almak, siyaseten de öfkeli kitlelerin gazını almak için...
Sonuç, muhtemelen Erdoğan gibi Bayhan'ı da bir yere kadar tırmandırıp evcilleştirmek olacaktır.
Aydının görevi
İşte bu noktada önem kazanıyor Ertuğrul Özkök'ün 28 Aralık günkü yazısı...
Özkök, Cumhuriyet gazetesinin alışveriş ilavesi vermesinden yola çıkarak ''hayatın dayatmasını'' kutsuyor.
Hayatın, ''değişime yatkın olanları nezaketle, dik kafalıları ise kırbaçla terbiye ettiğini'' yazarken herkese ''Direnmeyin, kapılarınızı bu hayat terbiyecisine açın. Hayatın saflarına katılın'' tavsiyesinde bulunuyor.
Yukarıdaki tablodan, hayatın saflarına katılmanın ne anlama geldiğini çıkarabilirsiniz. O tabloyu izlemek, yorumlamak, ders almak ayrı şey, ona katılıp onun bir parçası olmak ayrı...
Hayat diye, yarışmacı, baskıcı, içi boşaltılmış bir varoluş biçimi dayatılırken ''son zorba'' kalabalığın peşine takılmak mıdır ''aklı başında aydın''ın görevi?.. Yoksa kimi zaman çıkarlarına karşı değerlerini savunmak, kalabalıklara hayatın başka patikalarını göstermek ve mayınlı olduğunu bile bile, bazen yapayalnız da kalsa o zorlu patikaya dalıp tek başına yürüyebilmek mi?
Uygarlık, o akıntıya kapılmayanların, tersine ona karşı kürek çekenlerin direniş ve çabalarının eseridir.
Kimdi o hoca?
Görüşlerimin böyle oluşmasında emeği olan bir hocama teşekkürle bitirmek istiyorum bu yazıyı...
İlk paragrafta tırnak içinde verdiğim sözler, üniversite yıllarında kitaplarını (''Sanat, İletişim, İktidar'', Tan, 1982) iştahla okuduğum hocam, Ertuğrul Özkök'e aitti.
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:23