Gündem
  • 2.1.2014 12:54

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir Cemaate bayrak açtı

Adalet.org sitesindeki yazılarıyla yargıdaki cuntayı deşifre eden İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir, 25 Aralık'ta kanunsuz emri uygulamayan Emniyet'in demokrasiyi müdafaa ettiğini vurguladı,

Emniyet-Yargı cuntası tarafından hükümete darbe amacıyla gerçekleştirilen operasyonlar yargıçları isyan ettirdi. Daha önce yazdığı yazılarla yargı içerisine sızmış çeteyi ifşa eden İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir, adalet.org internet sitesindeki son yazısında Emniyet'in 25 Aralık darbe girişimine gösterdiği direnişle demokrasiyi koruduğunu belirtti.

Suç teşkil eden bir emrin yerine getirilemeyeceğinin altını çizen Savcı Demir, 'Şimdi herkes günlerce savcının verdiği emirleri yerine getirmedi diye Emniyet'e demediğini bırakmadı. Halbuki Emniyet aslında hukuka aykırı bu emri yerine getirmemekle demokrasiye ve yasaya uygun davranmıştır' ifadelerini kullandı.

Demir, yazısında şunları belirtti:

SUÇ EMİR UYGULANAMAZ

'Yürütmenin başı olan Başbakan, operasyonları hukuki kılıf içerisinde hükümete bir darbe girişimi olarak tarif etmiş, bu 'cunta'nın Emniyet ve Yargı ayağı olduğunu belirtmiş ve Emniyet bölümünü görevden almış, yerine yeni görevlendirmeler yapmıştır. Başbakan'ın 'cunta' dediği Yargı bölümü ile ilgili herhangi bir işlem yapılmamış, hatta operasyonlara devam edilmiştir. Bu noktada Başbakan ve yürütme unsurları, yapılacak operasyonları ve verilen talimatları darbe girişiminin devamı olarak görmüştür. Böyle bir değerlendirmeden sonra savcı tarafından Emniyet'e verilen emirler görünüşte hukuka uygunmuş gibi görülse de emri verenlerin şahsı (yani Başbakan'ın darbeci diye nitelediği savcı) ve veriliş amacı (Başbakan'ın darbe teşebbüsü olarak gördüğü) göz önüne alındığında konusu suç teşkil eden bir emir haline gelmiştir. Yasa gereğince hukuka aykırı ve konusu suç teşkil eden bir emir de yerine getirilemez.'

MECLİS ÇEMBERE ALINSA BU KANUNSUZ OLUR

'Başbakan ve yürütme unsurları, operasyonları 'darbe girişimi' olarak değerlendirdikten sonra savcının verdiği hukuki görünümlü emirler, bir birlik komutanının Meclis'i çembere almaları için birliğine verdiği emir gibi olur. Bu emri alan birliğin emre uyması gerekmediği ve bu emir uygulanmadı diye askerler kınanamayacağına göre Emniyet de kınanamaz, eleştirilemez. Bu nedenle savcının bildiri dağıtmasına neden olan operasyon emirlerinin yerine getirilmemesi hukuka uygundur. Ayrıca Başbakan'ın operasyonu yürütenleri darbe girişiminde bulunan cunta olarak nitelemesinden sonra Başsavcının soruşturma dosyalarını soruşturmanın selameti ve yargının tarafsızlığını sağlamak için alıp başka savcıları görevlendirmesi de hukuka yasaya ve teamüllere uygun ve görevi dahilindedir.'

DEĞİŞİKLİK GEÇİCİ OLMALI

'Bu bakış açısına göre ve olayların, yürütmenin yorumladığı gibi değerlendirilmesi durumunda Emniyet'teki cuntanın gizli faaliyetlerini engellemek adına Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikte hukuka ve demokrasinin korunmasına uygundur. Ancak bu değişikliğin geçici yapılması gerekirdi. Zira normal dönemlerde bu değişiklik uygun değildir.'

Avrupa’nın en büyük adliyesi Çağlayan Adalet Sarayı ablukada. Devlet içinde paralel yapı oluşturan örgütün kendilerinden olmayan hakim ve savcılara baskı yaparak çeşitli politik operasyonlar için vize aldıkları ve istedikleri tutuklama kararlarını çıkarttıkları ileri sürüldü.

Devlet içinde paralel otorite oluşturarak yeni bir yapılanmaya giden ve hükümeti devirme amacını taşıyan örgütün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde hakim ve savcıları çalışamaz duruma getirdiği iddia edildi. Adliyede görev yapan savcı ve hakimleri isyan ettiren paralel baskı, ‘seçim ayarlı operasyon’ sonrası doruğa ulaştı. Başta soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcıları olmak üzere, paralel yapıya yakın olarak bilinen hakim-savcıların kendilerinden olmayan meslektaşlarına “Bizden olun, yoksa sürülürsünüz” baskısı uygularak mahkemelerden istedikleri kararları çıkarttıkları öne sürüldü.

Özel yetki gitti baskı geldi

“Savcıların kendilerinden olmayan hakim ve savcılara baskı yaptığı” iddiasıyla çalkalanan adliyede, söz konusu baskı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve Başsavcıvekili Zekeriya Öz’ün koordinatörlüğünde süren soruşturmanın ardından gün yüzüne çıktı. Son bir yıldır mevcut olan rahatsızlığın, Beşiktaş’taki adliyenin de Çağlayan’a taşınmasıyla başladığı belirtildi. O dönem özel yetkili olan Beşiktaş’taki adliyede görev yapan savcı ve hakimlerin özel yetkileri ellerinden alınmasıyla “Hükümete karşı öfke” içine girdikleri ve çevrelerine “Bir gün gelecek bu hükümet gidecek” dedikleri ve diğer meslektaşlarına da “Bizden yana olun, güçlü biziz” dedikleri öğrenildi.

Paralel yapı tehdit ediyor

Bu iddia son operasyonla birlikte birçok yargıcın tepkisine neden oldu. Soruşturmayıı yürüten savcıların mahkemelere baskı yaparak, operasyon ve diğer işlemler için izin aldırdıkları ileri sürüldü. Bundan rahatsızlık duyan yargıçların “Paralel yapı içindeki savcılar bize baskı yapıyor, onların pisliğini temizlemekten bıktık” dedikleri ortaya çıktı. 17 Aralık’ta yapılan operasyonda büyük krize neden olan “baskı” karşısında sorgu yapacak mahkeme hakimlerinin ayarlandığı ve hakimlerin “Sizin pisliğinizi temizlemek bize mi kaldı” diye isyan ettiği belirtildi.

Tayyip gidecek biz geleceğiz

İsimlerinin yazılmasını istemeyen bazı hakim ve savcılar, şu görüşleri dile getirdi: “Son bir yıldır, adliyede büyük bir savaş var. Özellikle Beşiktaş’ta görev yapan eski özel yetkili savcılar kendilerini bu adliyenin sahibi sanıyorlar. Bırakın adliyeyi yargının ve hatta ülkenin sahibi sanıyorlar.  ‘Ya bizden olursunuz ya da görev yeriniz değişir, sürülürsünüz. Bizim yaptığımız operasyonlara destek verin. Tayyip gidecek ve bizim dönemimiz başlayacak. Bizimle hareket ederseniz karlı çıkarsınız’ diyorlar. Birçok yargıç da sesini çıkaramadan bu baskıya boyun eğiyor. Bunlardan olmayan hakim ve savcılar sahipsiz. Onlardan olmayan çok zor durumda kalıyor.”

Güncellenme Tarihi : 19.3.2016 08:51

İLGİLİ HABERLER