Gündem
  • 12.6.2006 03:48

DIŞİŞLERİ KONUTUNDA ÇOK KRİTİK İKİ TELEFON GÖRÜŞMESİ

DIŞİŞLERİ Bakanlığı konutunda üç gün önce saat 19.00 sularında çok kritik iki telefon görüşmesi yapıldı. İlk telefon AB temsilcisi Javier Solana’dan geliyor...

Yarım saatlik görüşmenin kritik cümlesi ise şu:

"Sayın Gül, Tahran size çok güveniyor; lütfen dünyanın müzakere çağrısını dikkate alsınlar."

Gül şöyle cevap veriyor:

"Tahran’la bu konuyu bir kez daha görüşeceğim."

Bu telefon görüşmesinden sonra Solana, Ankara’ya çok özel bir temsilci gönderiyor.

Gelen temsilcinin anlattıklarından sonra benzeri bir talep Alman Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’den geliyor ve ardından Gül İran Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Laricani’yi arıyor.

İşte bu görüşme çok önemli.

SAYIN BAKANIM ÇOK ACİL TELEFON

Çünkü Laricani, Abdullah Gül üzerinden dünyaya çok kritik üç mesaj gönderiyor.

Pazartesi günü itibarıyla dünyaya ulaşacak bu mesajın içeriği çok gizli tutuluyor.

Bu önemli telefon trafiği nasıl mı başladı.

İşte öyküsü:

Abdullah Gül, Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’la bölgenin en kritik konuşmasını yaparken özel kalem müdürü Gül’ün önüne bir not koyuyor.

Küçük beyaz káğıttaki not şöyle:

"ABD Dışişleri Bakanı acil görüşmek istiyor."

Gül kısa bir süre bakıyor. Ve görevlinin gözlerindeki "acil işaretini" alınca konuk bakana dönüp şöyle diyor:

"Biraz izin verir misiniz?"

RİCE: SİZDEN 2 ŞEY RİCA EDİYORUM

Hızla odadan diğer bölüme geçiyor ve az sonra ABD’li meslektaşı Gül’e şöyle diyor:

-
Sayın bakan, 1 saat sonra bir basın toplantısı yapacağım. Ve İran’la müzakere masasına oturabileceğimizi söyleyeceğim. Sizden iki şey rica ediyorum. Birincisi bu konuda bizi desteklemenizdir. İkincisi de lütfen bu konudaki ciddiyetimizi Tahran’a anlatın. Size güveniyorlar.

Gül kısa bir cevap veriyor:

-
Elimden geleni yapacağım Sayın Rice. Türkiye başından beri bölgede barış istiyor. Umarım sonuç alırız.

Gül, Rus meslektaşına dönerken özel kaleme talimat veriyor: "Bana hemen İran Dışişleri Bakanı Mottaki’yi bulun."

Ve Gül-Lavrov görüşmesi bittikten 15 dakika sonra Tahran bağlanıyor. Gül tam 50 dakika boyunca Rice’ın bu konudaki ciddiyetini ve müzakere istediğini anlatıyor ve ekliyor:

-
Biz de elimizden geleni yapacağız. Müzakere sürecini başlatınız. Bu açılımı kabul ediniz.

Manuşer Mottaki, "Bu gelişmenin hayırlı olmasını umuyorum" diyerek telefonu kapatıyor.

Hemen ardından Gül, Condoleezza Rice’ı arayıp şöyle diyor:

- Ortada bir güven var. Bunu değerlendiriyoruz. Sizin talebinizi ilettim ve olumlu bir hava aldım.

Ve nihayet geçtiğimiz çarşamba akşamı saat 19.00 sularında AB’nin temsilcisi Solana, Gül’ü Dışişleri Konutu’nda buluyor:

-
Sayın Gül gelişmeler çok iyi. Yalnız bilin ki size güveniyorlar. Eğer bir adım atılırsa dünya rahatlayacak. Tahran’dan bir açılım bekleniyor.

GÜL: ABD BARIŞ İSTİYOR

Bu konuşmadan hemen sonra Gül, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Laricani’ye telefon ediyor:

- Sayın Laricani, az önce Sayın Solana ile görüştüm. ABD ve AB barış istiyor. Lütfen müzakere talebini ciddiye alın. Benim üzerime düşen bir şey varsa söyleyin.

Laricani kısa bir cevap veriyor:

-
Sayın Gül bazı konularda netleşme arıyoruz. Lütfen bizim için şu üç konuyu netleştirin.

Evet bu pazartesi gününden itibaren Türkiye İran’ın netleştirmek istediği konuları ABD ve BM’ye iletmeye başlıyor. Ve ne garip bir tesadüftür ki, dünya barışı için Tahran müzakerelerinin ortasında olan Gül aynı zamanda pazartesi günü Türkiye’nin AB müzakereleri için Brüksel’e gidiyor.

BU BAŞKENTTE SADECE ÇETE YOK

Evet, dünya diplomasisinin bu muazzam trafiğini şu tespit için anlattım:

Ankara yalnızca suikastların, gerilimlerin, çetelerin, karanlık örgütlerin haber kirliliği yarattığı bir başkent değildir. Dünyanın en muazzam krizlerinin çözümüne merkez olabilen bir başkenttir.

Biraz da bu açıdan bakalım.

Böylece belki kendimizi sürekli kaosa ve karanlığa mahkum bir "kasvet toplumu" gibi görmekten kurtuluruz.

/FATİH ÇEKİRGE - HÜRRİYET

Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 04:54

İLGİLİ HABERLER