Medya
  • 23.2.2006 12:16

DÜNYA'DA GAZETECİLER BÖYLE ÇALIŞIP, BÖYLE YAŞIYOR!

Oray Eğin, Amerika'daki gazetecilerin çalışma şartlarını köşesine taşıdı.

AKŞAM YAZARI ORAY EĞİN'İN BUGÜNKÜ YAZISI:

CIVAOĞLU NEW YORK’A YAKIŞIR

 

Türk medyasında çalışanlar için Güneri Cıvaoğlu gazeteciler içinde kendi kült’ünü yaratabilen tek isim olmalı. Yıllardır hakkında çeşitli şehir efsaneleri dolaştığı gibi, Cıvaoğlu da her adımıyla yeni rivayetler çıkmasından memnun olduğunu belli ediyor adeta. Aldığı maaş falan değil önemli olan. Sadece bir figür olarak Güneri Cıvaoğlu’nun medyada yansıyan kişilik özellikleri. Bunlara kapris de denmez. Çünkü başkasının özelliklerine akıl sır erdiremeyenler kişinin kendisiyle bütünleşmiş davranışlarına kapris der.

Herkesin çalışma şekli ve davranış biçimi farklı tabii ki. Cıvaoğlu’nunki ise bambaşka.

SABAH’A TRANSFERİ

Yeni okuyabildiğim “How to Lose Friends and Alienate People” kitabında da Amerika’nın dergi devi CondeNast’te çalışıp bir türlü tutunamayan bir İngiliz gazeteci, Toby Young, her sayfasında bir sürü dedikodu vererek New York medyasının elitlerini deşifre ediyor. Bu kitabın sayfaları arasında kıyaslama yaparken de aklıma sadece Güneri Cıvaoğlu geldi; Manhattan’la eşdeğer sayılabilecek bir star alışkanlıklarına sahip tek isim o herhalde.

Metin Münir’in “Sabah Olayı” kitabında Cıvaoğlu’nun Sabah’a transferiyle ilgili, film sahnesine eşdeğer bir anı vardır.

Zafer Mutlu, Sabah’ı İngiltere’nin lüks mağazası Harrod’s’a benzetir, Cıvaoğlu’ndan’dan “Burberry’s standı” olmasını ister.

Bebek’te bir restoranda gerçekleşen bu konuşma sırasında, Cıvaoğlu cebinden Dunhill marka sigara paketini çıkartır ve masaya koyarak “Birinci sayfada böyle bir yer istiyorum” der.

Bunlar işin yazılı, bilinen kısımları. Bir de Cıvaoğlu hakkındaki müthiş efsaneler var. Kanal D’de katın yarısında kendisinin, yarısında da Arzuhan Yalçındağ’ın odası olduğu, her yerde en az iki sekreterle çalıştığı, odasında duş olduğu gibi...

ARABASI CADILLAC

Hadi bunlar da biliniyor diyelim... Yıllardır bir de Cıvaoğlu’nun kontratına “diyet dondurma” koydurduğu, gazetede özel aşçı çalıştırdığı da söylenir durur. Arabasının özel yapım, klasik bir Cadillac olduğuyla herkesçe malum. Sakal traşını da Paris’teki berberi yapar-mış.

Cıvaoğlu iyi yaşamayı seviyor, hatta bundan kendine bir kimlik de yarattı. Ama pek kimsenin bilmediği, ancak yakınına girenlerin fark ettiği de onun zenginliği sadece bireysel görmediği, gazetecilerin yaşam standartını yükselten biri olduğu. Bugüne kadar pek çok gazeteci en iyi parayı Cıvaoğlu’nun yanında kazandığını söyler durur.

Onun için eski güzel günler geride kaldı, hatta artık ofis mobilyalarını bile tam sığdıramadığı küçücük bir odada çalışıyor. Ama dünyadaki muadilleri yaşam standartlarından hiç mi hiç taviz vermiyor. New York medyasında orta düzeydeki editörler için bile Cıvaoğlu’nun yaptıkları epey sıradan kaçıyor.

İşte Young’un kitabından çıkan bazı özellikler:

CondeNast’in önünde her akşam siyah Lincoln arabalar bekler ve yüzlerce çalışanı evine bırakır.

Şirketin kuryeleri gazetecilerin kişisel işlerini (kiralık filmi iade etmeyi) takip eder.

Vogue’un şimdiki yayın yönetmeni Anna Wintour, ilk kez İngiltere Vogue’un başına geçtiğinde New York’ta “yaşamaya” devam etmiş. Concorde’la Londra-New York arası mekik dokuyarak yönetmiş dergiyi.

Graydon Carter, Art Cooper gibi dergiciler patrondan maaşlarının yanı sıra yazlık evleri gibi ihtiyaçları için birer milyon dolar borç alırlarmış sık sık.

CondeNast’ta bir moda editörü Paris’te sürekli bir daire tutup kirayı dergiye ödetirken, moda haftası için gittiğinde illa da Ritz’de kalırmış.

Orta düzeydeki editörler bile “Böylesi daha pratik” olduğu için seyahate çıkmadan önce valizlerini kargoyla yollarlarmış.

Anna Wintour için asistanları her sabah beş ayrı kahvaltı sipariş edermiş, çünkü ne zaman işe geleceği belli olmazmış ama gelir gelmez de ofisinde kahvaltısını hazır istermiş. Yeniden ısıtılmış yemekten de nefret edermiş.

Vanity Fair, bir başka şehre çekime gittiğinde en lüks otelin bir katı derginin ofisi haline getirilir, muhabirler ve editörler orada çalışırlarmış...

Ve bunun benzeri başka bir sürü olay...

Ama dudak bükmeden önce şunu da düşünmemiz gerekiyor: Bir gazetecinin bile iyi yaşıyor olması, ileride başka gazetecilerin de o kadar iyi yaşabileceği, en azından böyle bir ihtimalin geçerli olduğu anlamına gelmiyor mu?
Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 09:56

İLGİLİ HABERLER