Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan'ın Bush karşısında boyun eğmeyen bir tutum sergilediğini belirten Sabah yazarı Necati Doğru ''Bu tutumları Türkiye'ye dünya'da saygı kazandırıyor'' dedi. İşte Necati Dogru'nun yazısı.
Saygın duruşçular umutlu!
Bizim gazetecilik dünyasına adımını atan toy muhabirlere öğretilen temel 5-6 kuraldan biri de ''iyiyi ve doğruyu görmezsen, kötüyü ve yanlışı eleştirme hakkın olmaz'' diye dile getirilen ilkedir.
Her gazeteciye lazım.
Sade, basit bir kural
Doğruyu eğmeden gör.
Yanlışı yerme hakkını kazan.
Bu temel kural açısından bakınca; Başbakan Tayyip Erdoğan ile eski Başbakan Abdullah Gül'ün ''ABD'nin karşısında beklenildiği gibi esas duruşa geçmedikleri, Başkan Bush'un büyük ABD gücünü zorbalığa dönüştüren korkunç baskısı altında ezilmedikleri, Türkiye'deki ABD teslimiyetçisi kalemlerin, işi mandaya kadar götürecek ölçüde yazdıkları yazılardan paniğe kapılmadıkları'' ortaya çıkıyor.
****
Çok zorlama yapıldı.
İçten ve dıştan...
Dört koldan...
Şantaj... Tehdit...
Korkutma...
Öldüresiye geldiler.
Fakat ikinci tezkere çıkmadı.
Çıkmıyor...
İlk tezkereyi de Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan birlikte, başbaşa verip hazırladılar.
Meclis'e getirdiler.
Geçirdiler...
İlk tezkereye bağlı olarak çıkartılan mutabakat anlaşmasına ''halktan ve milletvekillerinden gizlenmiş maddeler yerleştirerek'' Meclis'in iradesine vücut çalımı atılmasına alt yapı hazırlayarak Anayasa suçu da işlediler. Mersin'den Silopi'ye kadar Güneydoğu Anadolu'da 700 kilometre uzunluğunda 100 kilometre derinliğinde kara parçasını ABD ordusunun emrine kara üssü yapsın diye verdiler. Özel hukuk işletip, Türkiye ABD'nin eyaletiymiş gibi dolarla dükkan, fabrika, arazi kiralama izni de verdiler.
****
Türkiye'yi ABD işgaline uğruyor görüntüsüne soktular. Amerika ile Avrupa arasında Ortadoğu'da, Kafkasya'da, Avrasya'da ''yeniden biçim verme, harita çizme'' konusunda dipten, derinden büyük bir çatışma, kapışma, hesaplaşma olduğunu bilmeden, öğrenmeden, hissetmeden Washington'a gidip Bush'a ''Telefon ediver de bizi Avrupa Birliği'nin avlu kapısından bahçeye alsınlar'' demek gibi ciddi olmayan devlet adamlığı içine de düştüler.
Bu açıdan eleştirelim.
Fakat Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan'ın, korkunç baskıya rağmen, ABD karşısında ''esas duruşa geçmedikleri'' ortaya çıkıyor. Birleşmiş Milletler, ''Bush'un Irak'a saldırması hukuka uygundur'' demeden, ikinci tezkere Meclis'e gelmiyor.
Bunu da görelim.
****
Bunu görelim çünkü Türkiye'nin ABD'li Bush istedi diye ''Muz cumhuriyeti ya da aşiret cumhuriyeti'' olmadığı, olmayacağı ortaya çıkıyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler kararlarına uyan, uluslararası hukuka saygılı ve ''Yurtta sulh-cihanda sulh'' diye ilkeli politika belirlemiş bir ülke. İkinci tezkereye evet demek Muz Cumhuriyeti olmak, aşiret devleti düzeyine inmek demek.
Tezkere çıkmıyor.
Türkiye...
Dünyada saygı kazanıyor.
Güce boyun eğmeyen...
Uluslararası hukuka uyan...
Demokrasisi işleyen...
Komşusunu dolarla satmayan...
Ülke oluyor.
Türkiye sağlam duruşu seçiyor. Kendine güvenen, sorumluluk sahibi bir duruş... Böylece Ortadoğu'ya, Kafkasya'ya, Avrasya'ya yeni bir biçim verilecekse ve buralara demokrasi gelecekse, yeni kalkınma modelleri uygulamaya koyulacaksa bu sadece ABD'li Bush istiyor diye değil Türkiye'de istediği zaman olacak.
****
ABD karşısında...
Esas duruşçular kızgın...
Sağlam duruşçular umutlu...
Sağlam duruşumuzu ''Teslimiyete Hayır Programı'' yaparak ''kesintisiz sağlam duruşa'' dönüştürelim. Türkiye ABD'nin maşası olarak 5-6 milyar dolar hibe parayla ne krizden kurtulur, ne borç batağından, ne işsizlikten... Ancak kendine güvenerek ve 70 milyon çok çalışarak, adaleti de yükselterek bölgesinin güçlü devleti ve dünyanın saygın ülkesi olur.
Necati Doğru/ Sabah
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:35