Medya
  • 5.1.2004 16:05

ERTUĞRUL ÖZKÖK'E 'GAZETECİLİĞİ BIRAK' ÇAĞRISI...

Gel sen, en iyisi gazeteciliği bırak SİYASETÇİ gazeteci 'diyaloğunda' yıllardır önümüze çıkan, 'rutin uyuşmazlıklardan' birini, geçen hafta bir kez daha yaşadık. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yeni yıl ziyareti için gittiği yaşlılar yurdunda, gazeteci Nuri Sefa Erdem'in kendilerinin gidişi ile birlikte ikinci bir kutlama yapıldığına ilişkin sorusuna sert karşılık verdi. Basınla ilişkilerinde 'örnek gösterilen' 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e, 'Bir duayen olarak Sayın Erdoğan'a öneriniz var mı?' diye sorduk. Harhangi bir önerisinin olmadığını söyledi ve 'Herkes kendi çizgisini çizecek. Yoğurdu bildiği gibi yiyecek. Kozasını örecek' karşılığını verdi. Telefonu kapatırken de Erdoğan'ı kastederek, 'Haşin mi?' diye sormaktan edemedi. Demirel'in de dediği gibi, Başbakan Erdoğan yoğurdu 'bildiği gibi yiyecek.' Bizlerin görevi de kendilerine, 'ne yapması gerektiğini' anlatmak değil, var olan eksiklikleri tarafsız bir biçimde hatırlatmaktır. Basınla ilişkilerin birinci ve en önemli basamağı, muhabirlerle 'iyi diyalog'dur. İkincisi gazetecilerin görevi, -iyi niyetli olmasa bile- edebiyle olmak şartıyla sadece patronları için değil, toplum adına soru sorma hakkı kullanmak olduğunun unutulmamasıdır. Perdesiz evde çıplak gezenler Yılbaşı tartışması sürerken, bir yazar ağabeyimiz, mensubu olduğu gazetenin genel yayın yönetmeninin Uğur Mumcu ve Abdi İpekçi'nin gazeteciliğini gündeme taşıyan yazısına, aynı nüshada cevap verdi. Taraf ve karşı taraf oluştu. Biz bu tartışmanın hiçbir yerinde taraf olmak istemeyiz. Ama Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, İlhan Darendelioğlu gibi isimler, gazeteciydi. Gazeteci oldukları için öldürüldüler. İyi gazeteciydiler, fikri ve mesleki namus sahibiydiler. Bu yolda da hayatlarını verdiler. Meslek şehidi oldular. Hakkı Erdem, Rafet Genç ve benzeri pek çok gazeteci de, mesleğin stresi ve vefasızlığından erken aramızdan ayrıldı. Nazmi Bilgin gibi birçok yetenek de aktif mesleğe erken veda etti. Gazetecilik, perdesiz evde çıplak gezmek gibidir. Kendinizi saklayamazsınız, bu doğru. Ama 'mesleki eleştiri yapıyorum' diye, işi 'teşhire taşımak' da yanlıştır. Kendisini tartışma zemininin ortasına koyarak, gündemde kalmayı alışkanlık haline getiren TÜSİAD üyesi gazetecilerin adlarını dahi anmak ve sizi de muhatap etmek istemiyorum. Ölmüş insanların arkasından yazıp çizmek, eleştirmek kolay. Ama elinde trilyonluk bütçe ve sınırsız imkan olan insanların kendilerine ait bir 'tarzları' olmadığı da ortada. Neyi 'becerdikleri' de, doğrusu çok tartışılır. Koltukta kalabilmek başarı mı? Sahi, sizin tarzınız ne? Yıllardır ne yaptınız? Onları yazsanıza. Haksızlık etmeyelim, başardıkları da oldu. Hiç duymadık ama olmayan devrimcilikleri ile övündüler. 12 Eylül darbesinden sonra demokrasi adına Bülent Ecevit'e danışmanlık, Arayış dergisine yazarlık yaptıklarından dem vurdular. Ayıp değil ama, aslında Arayış'ın magazin sorumlusuydular. Uğur Dündar'ın 'Soğukoluk Baskını'nın yayınlandığı program başta olmak üzere, TV eleştirileri yaptılar. Usta televizyoncuyu 'Ekranda infaz' yapmakla suçladılar. Bu noktadan çıkıp Özal, Demirel, Çiller, Erbakan, Ecevit, Yılmaz, hatta Bahçeli olmak üzere, birçoğu taban tabana zıt başbakan ve hükümet üyeleriyle 'iyi geçinmeyi' başardılar. Patronlarının işlerini gördüler, ama kabul etsinler ki, gazetecilikten çıktılar. O malum kişiye tavsiyem, TÜSİAD üyesi olarak yaşasın, patronunun özel ABD gezilerindeki 'giyecek' alışverişine nezaret edip, poşetlerini taşımaya devam etsin. Ama ne olur, gazetecilik konusunda ahkam kesmesin. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:23

İLGİLİ HABERLER