Yaşam
  • 15.5.2007 15:41

EŞCİNSELLİK ANKETİNİN ÇARPICI SONUÇLARI

YUSUF ZİYA ERARSLAN
ANKARA - Cinsel Tıp Enstitüsü'nün yaptığı bir ankette kendilerini 'eşcinsel' olarak tanımlayanların yüzde 40'ın üniversite mezunu, yüzde 25'inin ise yüksek lisans yapan kişiler olduğu ortaya çıktı.
Yüzyıllardır hayatın tam ortasında varlığını koruyan ancak yeni yeni tartışılmaya ve kabullenilmeye başlanan bir olgu olan eşcinsellik konusunda Cinsel Tıp Enstitüsü bir anket çalışması yaptı. Büyük bir kısmı genç ve orta yaşlı toplam 3 bin 250 kişi üzerinde yapılan ankete katılanların yüzde 48'i erkek, yüzde 40'ı kadın ve 12'si ise kendisini eşcinsel, biseksüel, lezbiyen, gay, travesti ve transeksüel' olarak tanımladı. Ankette eşcinsellerin eğitim durumu ise şöyle saptandı: Yüzde 0.5 ilk ve orta, yüzde
30 ise, yüzde üniversite, yüzde 25 yüksek lisans/doktora. "Çocuğunuzun eşcinsel olmasını ister misiniz?" şeklindeki soruya eşcinsellerin yüzde 98 'Asla eşcinsel olmasını istemem' cevabını verdi. Eşcinsellerin yüzde 75'i eşcinsel kimliği nedeniyle fiziksel şiddete maruz kaldığını, yine aynı kişilerin yüzde 90'ı kendisine ayırımcı davranılar yapıldığından yakındı. Eşcinsellerin çocukluğunda şiddete, cinsel tacize veya tecavüze maruz kaldığını ortaya çıkaran ankette, eşcinsellerin bu durumu genellikle yakın
bir arkadaşına anlattığı, ailesinden saklamaya çalıştığı belirlendi. Ankette, "Eşcinsel olduğunuz halde karşı cinsle evli misiniz?' sorusuna yüzde 70'i 'evet', yüzde 30'u 'hayır' cevabını verdi. "Günübirlik ve fiziğe dayalı bir ilişki istediğinizde kimi tercih ediyorsunuz?" şeklindeki soruya ise biseksüellerin (hem kendi cinsine hem karşı cinse ilgi duyan) yüzde 45 'hemcinsimi', yüzde '30 karşı cinsi', yüzde 25'i ise 'her ikisini de' karşılığını verdi. Bu arada ankete katılanların yüzde 65'i eşcinselliği
'sapıklık' olarak değerlendirdiğini söyledi. Katılımcıların yüzde 75'inin eşcinselliğe karşı olduğunu ifade ettiği ankette, "Çocuğunuzun eşcinsel olmasını nasıl karşılarsınız?" sorusuna, yüzde 75 'asla kabul etmem', yüzde 15 'anlayışla karşılarım', yanıtını verdi.

EŞCİNSELLİK NE NEDİR?
Eşcinsellik kavramının birçok farklı eğilimi veya tanımı içinde barındırabileceğini belirten Cinsel Tıp Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe, Türkiye'de eşcinsel denince çoğu kişinin aklına ağır makyajlı şarkıcılar, travestiler, kırıtarak yürüyen ve kadınsı giyinip konuşan dar blucinli genç erkeklerin geldiğini vurguladı. ABD'de yapılan araştırmalara göre, erkeklerin yüzde 20'sinin, kadınların ise yüzde 18'inin eşcinsel eğilim gösterdiğini ifade eden Dr. Keçe, "Ülkemizde enstitü olarak 3 bin 250 kişi üzerinde
yaptığımız araştırmaya göre bu oran yüzde 12 gibi gözükmektedir. Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemeldir" dedi. Kişilerin, eşcinsel olduklarını genellikle ergenlik döneminde fark ettiklerinin altını çizen Dr. Keçe, "Bir kısım eşcinsel eğilimlerini çoğunlukla uzun süren ve çoğunlukla kendileri için tatmin edici olan Heteroseksüel bir cinsel yaşam sonrası fark edebilir. Bir kısmı da ömür boyunca bu kimliklerini gizli tutmakta ve
eşcinsellikle ilgili düşünce ve duygularını eyleme geçirememektedir. Çünkü eşcinseller toplumda yaygın olan eşcinsellere yönelik kaygı, korku ya da nefret nedeniyle cinsel yönelimlerini bir süre ret ederler ve kendilerini Heteroseksüel ilişki kurmaya veya karşı cinse ilgi duymaya zorlarlar. Ama eşcinseller ilerleyen yıllarda, ekonomik ve toplumsal anlamda yer edindiklerinde, kendilerini daha rahat ifade edebilme yetisi kazandıklarında, sosyal konumları ve kişilikleri sağlamlaştıkça, kendilerine güvenleri
arttığında, hayatlarını kendi istedikleri doğrultuda yaşama isteklerini eyleme dönüştürmeye ve eğilimlerini açığa vurmaya başlarlar" diye konuştu. Dr. Keçe, eşcinselliğin nedenlerini şöyle sıraladı: "Genetik yatkınlık, hormonsal bozukluklar, çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak, tacize ve tecavüze uğramak, çocuklukta karşı cinsle ilgili yaşanmış kötü bir deneyim, ciddi aile sorunları, aşırı otoriter bir babanın varlığı, baba veya figürlerinin çocuğun hayatında olmaması, aşırı duygusal veya içine kapalı
bir yapıya sahip olunması, erken boşalma, iktidarsızlık, vajinismus veya disparoni gibi cinsel işlev bozuklukları nedeniyle yaşanan başarısız ve aşırı sorunlu cinsel deneyimler, yanlış yetiştirilme yani erkek çocukların kız gibi, kız çocuklarında erkek gibi yetiştirilmesi, ebeveynler başta olmak üzere yakın çevrede eşcinsel eğilimleri olan kişi veya kişilerin modellenmesi, örnek alınması, kızların daha yumuşak tavırları olan erkekleri, erkeklerin ise daha erkeksi tavırları olan kızları aralarına alma
eğilimleri, yazılı ve görsel medyanın eşcinselliği özendirici yayınlar".

EŞCİNSELLİK DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?
Dr. Keçe, eşcinselliğin heteroseksüelliğe yani karşı cinse ilgi duyulması durumuna dönüşme isteği ile ilgili bazı analitik ve varoluşsal yaklaşım, bilişsel ve davranışçı teknikleri içeren cinsel terapilerin mevcut olduğunu kaydetti. Keçe, şunları kaydetti: "Cinsel terapistler başvuranın o anda üstündeki baskıları ve neden başvuruda bulunduğunu ortaya çıkarmalı ve cinsel terapinin hedefini netleştirmelidir. Çünkü cinsel terapi ile benliğe yabancı eşcinsellik değiştirilebilir. Esas olan eşcinsel kişinin
değişime olan inancı ve istediğidir. Eşcinselliği heteroseksüellikten daha az arzulanır hale getirmeye yada eşcinsellikten alınan zevki azaltmaya yönelik olan ve hipnoz altında psikodrama çalışmalarıyla desteklenen cinsel terapide başarı oranı çok yüksek olmasa da zaman zaman yüz güldürücüdür. Diğer bir yaklaşım biçimi de özgüven arttırıcı çalışmalarla birlikte, heteroseksüel yeni bir ilişkiyi keşfetmelerine yardımcı olmak ve bu süre boyunca izlemektir. Başvuranla ilk olarak fantezi çalışmaları yapılır
ve cinsel ilişki kuran heteroseksüel bir çifti hayal etme gibi geçiş fantezileri kullanılır. Bu arada fanteziler sırasında ortaya çıkan iğrenme, kaçınma gibi davranışlar ve duygular, tartışılır ve gerekirse sistematik duyarsızlaştırma çalışmaları uygulanabilir. Diğer bir alternatif yaklaşımda, orgazmik yeniden koşullanma adını verdiğimiz; eşcinsel fantezilerle uyarıldıktan sonra orgazma yakın bir basamakta heteroseksüel bir fanteziye geçilmesi ve orgazmın sağlanmaya çalışılmasıdır. Bu teknikte heteroseksüel
fantezi giderek daha erken canlandırılmaya başlanır. Fantezi safhasından sonra da karşı cinsten biriyle yemeğe gitme, yakınlaşma ve fiziksel temas kurmayla ilgili çalışmalara geçilir." Dr. Keçe, gerçek yani egosintonik eşcinsellerin tedavisinin çok zor ve hatta imkansız olduğunu söyledi.

ÇOCUĞU EŞCİNSEL OLAN AİLELERE UYARILAR
Cinsel rolün cinsel kimliğe uygun olmadığını anlayan ailelerin hemen telaşa kapıldığını söyleyen Cinsel Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, ailelerin eşcinselliği çok ağır ruhsal bir hastalık olarak gördüğünü vurguladı. Keçe, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu nedenle ailenin eğitim seviyesine göre çocuklarına yaklaşımları da farklı oluyor. İyi eğitimli bir aile soruna, 'Yardım edin düzelsin' diye yaklaşırken; bir diğer grup ailede, 'Düzeltin ya da biz düzeltelim' diye baskıcı yaklaşabiliyor. Biz bu
aileleri; kişinin duygusal ve fiziksel olarak hangi cinsiyetten kişilere ilgi duyduğunun o kişinin cinsel yönelimiyle ilgili olduğunu ve cinsel yönelim kavramının fanteziler, duygusal bağlanma, cinsel davranış ve kendini tanımlama gibi birçok bileşeni olduğunu, bu nedenle insana saygı çerçevesinde yaklaşılmasını, birlikte yaşadığımız bu dünyayı yalnızca birbirimizi anlayarak güzelleştirebileceğimizi söyleyerek yatıştırmaya çalışıyoruz".
Eşcinselliğin dünyanın farklı yerlerinde benzer yaygınlıkta görülürken kimi toplumlarda bu kavramın tümüyle yok sayıldığına dikkat çeken Keçe, çocuğunun eşcinsel olduğunu öğrenen ailelere şu önerilerde bulundu: "Kendini suçlu hisseden çocuğunuza dünyada tek eşcinselin kendisi olmadığı söyleyin ve asla evlendirmeye ya da heteroseksüel bir ilişkiye zorlamayın. Çünkü bu onları geri dönülmez bir yola sokabilir. Öncelikle eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmesi, tıbbi ve ruhsal destek için
profesyonel bir yardım arayışına girişin. Bu sizin ve çocuğunuzun durumu net anlamasına yardımcı olacaktır. Dünyanın sonu gelmiş, çocuğunuz korkunç bir suç işlemiş ya da yüz kızartıcı bir durum varmış gibi davranmayın, suçluluk, pişmanlık gibi duygulara kapılmayın ve bunu çocuklarınıza yansıtmayın. Eğer böyle davranırsanız onun yanlış yönlere sapmasına yardımcı olursunuz. Cinsel yönelimi ne olursa olsun, çocuklarınıza sevgi gösterin, koşulsuz sevin ve destek olun ve çocuğunuzun toplumla ilişki kurmasına
çalışılın, toplumdan kopmasına izin vermeyin".
Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 19:12

İLGİLİ HABERLER