"GÜL ÇOK YAKIŞIKLI AMA AH O BIYIKLARI OLMASA"
Sanat müziğinin sevilen sesi Nurdan Torun, yeni kuşak sanatçıları yerden yere vurdu. 'Ahlaksızlığın fazilet olduğu bir dönemdeyiz' dedi.
Torun, siyasette en beğendiği ismi de, 'Abdullah Gül'ü çok yakışıklı buluyorum. Ah o bıyıklarından da bir kurtulsa' diye açıkladı...
N.Y: Eskilerle günümüzde sanatçı adını almaya çalışan kişiler arasında bir karşılaştırma yapar mısınız?
N.T: Biz bir kere TRT terbiyesi ile büyüdük. Ben Ankara Radyosu'nda hocalarımla yanyana iken, ayak ayak üstüne atamaz, yanlarında sigara içemezdim. Ben ortaokul yıllarımda hayata atıldım. Çocuklarıma çok küçük yaşta sahip oldum. Radyo sınavlarına girip, kazanınca hocalarım ya sigara ya müzik dediler. Sigarayı bıraktım. Ogün bugündür içmem, alkolle zaten aram yok. Spor benim yaşam biçimim. O nedenle şimdiki duruma iyimserim. Zülfi Livaneli'nin şarkısındaki gibi, (Ah benim iyimser yanım, ah benim aldanışlarım.) Yenilere gelince onlara karşı iyimser olamıyorum. Sanatçı sıfatını bile taşıyamayan ahlaksızlığın fazilet olduğu bir dönemdeyiz. Bu yüzden bu camiadan uzağım. Mümkün olduğu kadar geri duruyorum Neslihan'cığım. Ama müziğe aşığım. Müziğimi asla bırakmam. Ben gizli protokol sanatçısıyım. Benden daha fazla ekstraya giden yoktur.
SİBEL CAN ÜZERİNE SANATÇI TANIMAM
N.Y: Beğendiğiniz yeni dönemde TSM sanatçısı kim peki?
N.T: Sibel Can... Onu herkesten ayrı tutarım. Kendisi çok duygusaldır. Onunla aynı hocalardan ders aldık. Ben Mustafa Erses'ten etkilenmemiş, ondan feyz almamış sanatçıya sanatçı demem. Ebru Gündeş'in de sesi güzel. Ama hiçbir zaman Sibel Can olamaz. Hülya (Avşar) ve Gülben'i (Ergen) çok seviyorum ama, onları daha çok show girl olarak görüyorum. Onlar fantezi-pop söyleyen, daha çok işin reklamındalar. Kendi çocuklarını reklamlarına katacak kadar seviyorlar. Bunlar hoş değil. Onları sanatçı olarak görmüyorum. Ben artık tekne kazıntısıyım. Muazzez'ler saltanat sürmüş, onlar 66 dönemi, ben 86 dönemiyim. Ben Maksim'in son dönemlerini yakaladım. Benden sonra da Sibel geldi. Onun gibi bir güzellik de görmedim. Allah ona her şeyi vermiş.
DİVA OLMAK İÇİN ÖNCE AHLAK LAZIM
N.Y: Bülent Ersoy sizce Diva mı?
N.T: Onu da severim ama, Müzeyyen Senar tam bir diva ve efsanedir. Kendisi benim başımı okşayıp, bana çok güzel öğütler vermiştir. Çok başka bir kadın o, bambaşka bir insan. Bana verdiği hediyelerin bir tanesini yanımdan bile ayırmam. Notalarla işlenmiş bir eşarp o... Diva değince tek yönlü olmak değil de, çok yönlü olmak gerekir. İnsan tarafıyla, ahlakıyla örnek olmak çok önemli. Bir Müzeyyen Senar benim divamdır.
N.Y: Bülent Hanım'ın kendinden küçük biriyle evlenmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
N.T: Hiçbir şekilde aldığımız örf ve adetlere göre tasvip etmiyorum. Ama kişi kendinden mesuldur. Ben şahsen, iki erkek evlat yetiştirmenin asilliğini her zaman taşıyorum üzerimde. Bende çok genç bir anneyim. Öyle bir durumu asla düşünmem ve girmem. Çünkü Cenk ve Tolga gelir aklıma. Bunun bahsi bile olmaz.
BEN GÜL'CÜYÜM
N.Y: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hayran olduğunuzu duydum.
N.T: Bir defa onu çok yakışıklı buluyorum. Bence çok yakışıklı gerçekten. Bir de, ah o bıyıkları olmasa... Bir defa onun kültürü beni çok etkiliyor. Dışişleri Bakanı iken, dış ilişkilerimizi çok iyi bir noktaya getirdi. Bu konuda hayranlık duyuyorum bir defa. Mesela o sert bir insan olamaz, bu mümkün değil. Onun sert konuşmasına hiç inanamıyorum. O kadar yumuşak bir ses tonu var ki. Onun aile durumu ile benim aile durumumu çok benzetiyorum. Atamız'ın ilkeleriyle tamamen bağlı, dindar ve aydın bir ailenin kızıyım ben. Aydın diyorum çünkü; babam elektrikler kesildiğinde, (Cennete Erbakan mı, yoksa Edison mu gidecek) derdi. Biz de Erbakan, babam Edison cevabını verirdi. Benim babam, böyle bir din adamıydı. Ben tabii AKP'ye çok sıcak bakıyorum, bir Gül'cü olarak.
N.Y: Türban için neler söyleyeceksiniz?
N.T: Annem ve anneannem kapalı insanlar. Ama hiçbir zaman sıkmabaş değiller. Atatürk'ün annesinden yola çıkarak modern bir aile. Ben çok fazla kafasını kapatıp da, altında çok şey yapan, eksileri olan kişileri tutmuyorum.
Ahmet Hakan-Pelin Batu ile Sinan Çetin'in Platosu'nda verilen bir yemekte karşılaştım. Gece boyunca ikisi de birbirlerinin gözünün içine bakıyor, aşklarını tadını doyasıya çıkarıyordu.
Bu sürpriz aşkı ilk GÜNEŞ duyurdu. Sonra da sevgili Mansur (Forutan), ilk onun ağzından duyurur gibi yazdı. Biz de gereken cevabı verdik. Mansur, tam bir hafta sonra, olayı ilk duyuranın GÜNEŞ olduğunu itiraf etti. Şimdi bu konuyu köşeleriyle sayfalarına taşıyan yazar ve sitelere sormak istiyorum:
'Sizler her gün çıkan gazeteleri takip etmiyor musunuz? Takip ediyorsanız, neden kaynağını aktarmadan haberleri kendinize mal ediyorsunuz? Sizler yılların eskitemediği, tecrübeli araştırmacı gazeteciler değil misiniz?'
Ben daha aranızda, Marka sayfam ile çok yeniyim. Bana bu imkanı veren Genel Yayın Yönetmenim Murat Büyükçelebi ve Yayın Koordinatörüm Ercan Demir'e çok teşekkür ederim.
Bugüne kadar kendi alanım olan spor sayfaları ve programlarımdan da vazgeçmedim.
Yıllardır sporcu ahlakım ve yanında yetiştiğim Şansal Büyüka'dan öğrendiğim gazetecilik ve televizyonculuk ilkeleriyle haberin ilk kaynağına verilen saygıyı çok iyi öğrendim.
Eğer oturduğunuz koltukların konforuna daldıysanız, size önerim bir an önce ilk gazeteciliğe başladığınız günlere geri dönmeniz. Nasıl işinize hevesle yaptığınızı, zehir gibi her yere saldırdığınızı unutmamanızdır.
Ben ne sporculuk, ne mankenlik, ne televizyonculuğa, ne de gazetciliğe başladığım ilk günü hiçbir zaman unutmam.
Çünkü her gün işime yeni geliyormuş hevesi ile geliyorum.
Sizler de aranıza yeni gelen arkadaşlara köstek olacağınıza biraz destek olun, önlerini açın..
Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.
Neslihan Yavuzcan/GÜNEŞ
Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 16:35