Azerbaycan'da okullardaki başörtüsü düzenlemesiyle başlayan tartışma, 31 Türk vatandaşına giriş yasağı, Oktay Saral'ın görevden ayrılması ve Aliyev'in Ankara zirvesine katılmama kararıyla diplomatik gerilime dönüştü.
Bakü'nün Ankara'dan gelen eleştirilere sert tepki göstermesi, 31 Türk vatandaşına ülkeye giriş yasağı getirmesi ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral'ın görevinden ayrılmasıyla büyüyen kriz, İlham Aliyev'in Ankara'daki Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne katılmama kararıyla yeni bir aşamaya taşındı. İki ülke arasındaki gelişmeler, başörtüsü meselesinin ötesinde egemenlik, dış politika tercihleri ve İsrail'le ilişkiler konusundaki farklılıkları da gündeme getirdi.
Türkiye ile Azerbaycan arasında son haftalarda yaşanan gelişmeler, iki ülkenin uzun yıllardır vurguladığı “Bir millet, iki devlet” söyleminin diplomatik anlaşmazlıklar karşısındaki sınırlarını tartışmaya açtı.
Gerilimin doğrudan nedeni, Azerbaycan'da eylül ayında yürürlüğe giren başörtüsü takan kız öğrencilerin okullara alınmadığı yönündeki haberler oldu. Türkiye'den gelen tepkiler üzerine Bakü yönetiminin sert açıklamalar yapmasıyla başlayan tartışma, iki ülkenin siyasi kadrolarını, medya çevrelerini ve diplomatik ilişkilerini kapsayan bir anlaşmazlığa dönüştü.
1- Başörtüsü yasağı gerilimin fitilini ateşledi
Azerbaycan Bakanlar Kurulu, 21 Eylül 2026'da aldığı 309 sayılı kararla devlet okullarında öğrencilerin kıyafet düzenlemelerini değiştirdi. Düzenlemede "okul üniformasıyla bağdaşmayan" ve "genel eğitimin laiklik ilkesiyle uyumlu olmadığı" değerlendirilen ek kıyafet unsurlarına izin verilmemesi öngörüldü.
Kararda doğrudan başörtüsü ifadesi kullanılmadı. Ancak okulların yeni kuralları uygulamaya başlamasıyla başörtüsü takan öğrencilerin ve öğretmenler eğitim kurumlarına alınmadı. Uygulamaya karşı protestolar düzenlenirken Azerbaycan İçişleri Bakanlığı, 12 Ekim'de Bakü'de "kamu düzenini bozdukları" gerekçesiyle 37 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.
Tartışma, Türkiye'de de siyasi boyutta kısıtlı da olsa toplumsal olarak geniş ölçekli bir tepkiyle karşılandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bazı ülkelerde başörtüsü yasaklarına yönelik eleştirileri de Bakü'de Türkiye'nin düzenlemeye yönelik dolaylı bir mesajı olarak yorumlandı.
2- Oktay Saral'ın açıklaması Bakü-Ankara hattında krize dönüştü
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, 12 Ekim'de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Azerbaycan'da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellenmesini eleştirdi.
Saral, başörtüsünün dini inancın bir gereği olduğunu belirterek öğrencilerin bu nedenle eğitimden mahrum bırakılmasını kabul edilemez olarak nitelendirdi ve Azerbaycan yönetimine uygulamayı gözden geçirme çağrısı yaptı.
Açıklama, Azerbaycan iktidarındaki Yeni Azerbaycan Partisi'nin sert tepkisine yol açtı.
Parti, 13 Ekim'de yayınladığı açıklamada Saral'ın ve bazı Türk siyasetçilerin sözlerini “sorumsuz” ve “popülist” olarak nitelendirdi. Türkiye'nin Azerbaycan'ın iç işlerine müdahale etmemesi gerektiğini savunan parti, “Bir millet, iki devlet” söyleminin ülkelerin egemenlik haklarına müdahale anlamına gelmediğini belirtti.
Aynı açıklamada Azerbaycan'ın İsrail ile ilişkilerine yönelik Türkiye'den gelen eleştiriler de reddedildi. Bakü yönetimi, İsrail'le ilişkilerinin uluslararası hukuk ve karşılıklı çıkarlara dayandığını savundu.
Böylece tartışma, yalnızca okul kıyafetleri ve dinî özgürlükler çerçevesinden çıkarak iki ülkenin egemenlik anlayışı ve dış politika tercihleri üzerinden yürütülen bir polemiğe dönüştü.
3- Bakü'den 31 Türk vatandaşına giriş yasağı ve yedi kişi hakkında arama kararı
Azerbaycan yönetimi, tartışmaların ardından Türkiye'den gelen bazı açıklama ve paylaşımlara yönelik hukuki ve idari adımlar attı.
Bakü yönetimi, aralarında siyasetçi, gazeteci ve kamuoyunda tanınan isimlerin bulunduğu 31 Türk vatandaşını istenmeyen kişi ilan ederek ülkeye girişlerini yasakladı.
Azerbaycan Başsavcılığı da Türkiye'de bulunan yedi kişi hakkında "anayasal düzenin zorla değiştirilmesine yönelik çağrılar" ve "dini nefret ile düşmanlığı körükleme suçlamaları" kapsamında uluslararası arama kararı çıkarıldığını duyurdu.
Giriş yasağı ve arama kararları, iki ülke arasında kamuoyuna yansıyan anlaşmazlığın diplomatik boyutunu genişletti. Özellikle Türk siyasetçi ve gazetecilerin hedef alınması, Türkiye'deki siyasi çevrelerde tepkilere neden oldu.
4- Hakan Fidan Bakü'ye gitti, Erdoğan-Aliyev görüşmesi gerçekleşti
Gerilimin tırmandığı günlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın (CICA) zirvesine katılmak üzere Bakü'yü ziyaret etti.
14 Ekim'de gerçekleşen ziyaret, iki ülke arasındaki anlaşmazlığın diplomatik kanallardan ele alınması açısından önem taşıdı. Fidan'ın temaslarında karşılıklı istişare, güven ve bölgesel iş birliği vurgusu öne çıktı.
21 Ekim'de ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Aliyev telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Erdoğan, Aliyev'i 29-30 Ekim tarihlerinde Ankara'da düzenlenecek Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne davet etti.
İki liderin görüşmesine ilişkin açıklamalarda ikili ilişkiler ile bölgesel ve küresel gelişmelerin ele alındığı belirtildi. Ancak görüşmenin içeriğine ve başörtüsü tartışmasının gündeme gelip gelmediğine ilişkin ayrıntılı bilgi paylaşılmadı.
5- Oktay Saral görevden ayrıldı
Gerilimin Ankara açısından en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral'ın görevinden alınması oldu.
Saral, 26 Ekim'de yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla görevinden ayrıldığını duyurdu. 2016'dan bu yana sürdürdüğü başdanışmanlık görevinden ayrılmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bağlılığının devam ettiğini belirtti.
Saral'ın görevden ayrılması, Azerbaycan basınında iki ülke arasındaki diplomatik gerilimi azaltmaya yönelik bir adım olarak değerlendirildi. Söz konusu görevden alma Bakü'nün Saral'ın açıklamalarına yönelik tepkisinin ardından yaşanan gelişme olarak aktardı.
Middle East Eye'ın haberinde ise Azerbaycan'ın Saral'ın görevden alınmasını Ankara'dan talep ettiği öne sürüldü. Bu talep, iki ülkenin resmi makamları tarafından ayrıntılı biçimde doğrulanmadı.
Saral'ın görevden ayrılması, tartışmanın Ankara tarafından daha fazla büyütülmemesi yönünde bir tercih olarak yorumlandı.
Ancak bu gelişme, Azerbaycan'ın giriş yasağı kararları ve Türkiye'deki siyasi tartışmaların sona ermesini sağlamadı.
6- Aliyev Ankara'daki Türk Devletleri Zirvesi'ne katılmıyor
Gerilimin ardından en dikkat çekici gelişme, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. Zirvesi'ne katılmayacağının açıklanması oldu.
Azerbaycan basınında yer alan haberlere göre Aliyev, 30 Ekim'deki zirveye daha önce planlanmış programı nedeniyle katılmayacak. Bakü'nün, Cumhurbaşkanı'nı zirvede temsil etmek üzere Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov'u görevlendirdiği bildirildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 21 Ekim'deki telefon görüşmesinde Aliyev'i bizzat davet etmiş olmasına rağmen Azerbaycan Cumhurbaşkanı'nın Ankara'ya gelmemesi dikkat çekti.
Aliyev'in aynı tarihlerde Bakü'de düzenlenen FIFA 15 Yaş Altı Dünya Kupası ve Festivali'nin kapanış törenine katılması planlandığı belirtildi.
Aliyev'in katılmama kararının doğrudan Türkiye ile yaşanan gerilimden kaynaklandığına ilişkin resmi bir açıklama bulunmuyor. Bununla birlikte kararın, iki ülke arasında son haftalarda yaşanan gelişmelerin hemen ardından gelmesi diplomatik açıdan dikkat çekti.
Zirvenin bir başka özelliği ise Türkiye'nin teşkilatın dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralacak olması. Aliyev'in katılmadığı bir zirvede dönem başkanlığı devrinin gerçekleştirilmesi, iki ülke arasındaki siyasi temasların nasıl sürdürüleceği açısından önem taşıyor.
7- Gerilimin arka planındaki diğer konu: Azerbaycan-İsrail ilişkileri
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki son tartışmanın arka planında yalnızca başörtüsü ve laiklik meselesi bulunmuyor. İki ülkenin İsrail'e yönelik politikaları da son yıllarda farklılaşan önemli başlıklardan biri.
Türkiye, Gazze'deki savaşın başlamasından bu yana İsrail'e yönelik siyasi ve diplomatik eleştirilerini artırdı. Ankara, İsrail'in askeri operasyonlarını ve Filistin politikalarını uluslararası platformlarda gündeme taşırken, Azerbaycan İsrail'le enerji, savunma ve güvenlik alanlarındaki ilişkilerini sürdürdü.
Reuters'ın aktardığı verilere göre Azerbaycan petrolü, 2025 yılında İsrail'in ham petrol ithalatının önemli bir bölümünü oluşturdu. Azerbaycan petrolü Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattıyla Türkiye'nin Ceyhan limanına ulaştırılıyor ve buradan deniz yoluyla İsrail'e sevk ediliyor. Reuters'ın Kpler verilerine dayandırdığı haberde, Azerbaycan'ın 2025'te İsrail'in ham petrol ithalatındaki payı yüzde 46,4 olarak verildi.
Savunma alanında da iki ülke arasında uzun yıllara dayanan iş birliği bulunuyor. Azerbaycan, İsrail'den çeşitli askeri sistemler ve savunma teknolojileri tedarik ederken Türkiye de Bakü'nün başlıca askeri ve stratejik ortakları arasında yer alıyor.
Azerbaycan'ın İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'u Bakü'de ağırlaması da Türkiye'deki tartışmalara yansıdı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Herzog'un konuşması sırasında salondan ayrıldığına ilişkin haberler, iki ülkenin İsrail politikaları arasındaki farklılığın sembolik örneklerinden biri olarak gündeme geldi.
Azerbaycan yönetimi ise İsrail'le ilişkilerini Türkiye'ye karşı bir tercih olarak değil, kendi ulusal çıkarları çerçevesinde yürütülen bağımsız bir dış politika ilişkisi olarak tanımlıyor.
8- İki ülke arasındaki stratejik ortaklık sona mı eriyor?
Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişkiler, 2020 Karabağ Savaşı sonrasında askeri ve siyasi açıdan daha kurumsal bir yapıya kavuştu. İki ülke, 15 Haziran 2021'de imzalanan Şuşa Beyannamesi ile müttefiklik ilişkilerini resmileştirdi.
Türkiye, Karabağ Savaşı sırasında Azerbaycan'a siyasi ve askeri destek verdi. Savaş sonrasında savunma sanayii, askeri eğitim, enerji, ulaştırma ve bölgesel güvenlik alanlarındaki iş birliği sürdürüldü.
Azerbaycan enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılması da iki ülke arasındaki ekonomik bağların temel unsurlarından biri oldu.
Bu nedenle son dönemde yaşanan gerilim, iki ülke arasındaki bütün stratejik ilişkilerin sona erdiği anlamına gelmiyor.
Ancak gelişmeler, ortaklık ilişkisinin her konuda aynı siyasi ve ideolojik yaklaşımı benimsemek anlamına gelmediğini gösteriyor.
New Eastern Europe'de yayınlanan 29 Ekim tarihli değerlendirmede de başörtüsü tartışmasının, iki ülke arasındaki daha derin farklılıkları görünür kıldığı ifade edildi.
Değerlendirmede Türkiye'nin dini ve siyasi gündemiyle Azerbaycan'ın laik devlet anlayışı ve bağımsız dış politika yaklaşımının farklılaştığı, İsrail'le ilişkilerin de bu ayrışmayı belirginleştirdiği belirtildi.
Aynı değerlendirmede, iki ülkenin savunma, enerji ve bölgesel güvenlik alanlarındaki karşılıklı çıkarlarının ilişkilerin tamamen kopmasını zorlaştırdığına dikkat çekildi.
Son gelişmeler, Ankara ile Bakü arasındaki ilişkinin yalnızca tarihi ve kültürel bağlarla açıklanamayacağını ortaya koyuyor. İki ülke, Karabağ meselesi ve bölgesel güvenlik gibi konularda yakın iş birliğini sürdürürken din politikaları, egemenlik anlayışı ve İsrail'le ilişkiler konusunda farklı tutumlar sergiliyor.
Başörtüsü tartışması ise bu farklılıkların ilk kez bu kadar açık ve karşılıklı açıklamalarla kamuoyuna yansıdığı bir süreç olarak öne çıkıyor.
Kaynak: Mepa News




