Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür, "Alihan Kuriş Suç Örgütü"ne yönelik gerçekleştirilen ve örgüt lideri Alihan Kuriş'in tutuklanmasıyla sonuçlanan operasyonun detaylarını ve siyasi yansımalarını kaleme aldı.
Övür, yürütülen soruşturmayı ve sonrasında gelişen siyasi tepkileri değerlendirdiği yazısında, Süleymancılar grubuna yönelik gerçekleştirilen operasyonun boyutlarına dikkat çekti.
"Yeni Bir FETÖ Tehlikesi"
Yazıda, Süleymancıların lideri Alihan Kuriş ve ekibine yapılan operasyonun, geçmişte FETÖ’ye yönelik ilk adımlara benzediğini vurgulayan Övür, siyasi muhalefetin gösterdiği tepkileri eleştirdi. Geçmişte CHP'nin takındığı tavrı bugün "Yeni Parti"nin sergilediğini ve süreci "siyasi operasyon" olarak nitelendirdiğini belirten yazar, meselenin sadece siyasal tercihlerden ibaret olmadığını ifade etti.
Övür, operasyonun arka planında milyarlarca liralık finansal hareketler, cemaat liderliğindeki şüpheli değişimler ve dış istihbarat örgütleriyle kurulan temasların yer aldığını öne sürdü. Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2018 yılında hazırladığı "Dini-Sosyal Teşekküller Geleneksel Dini Oluşumlar ve Yeni Dini Yönelişler" başlıklı rapora atıfta bulunarak, yapının raporda "FETÖ'den sonraki en dangerous/tehlikeli oluşum" olarak tanımlandığının altını çizdi.
Siyaset ve Dış Bağlantı İddiaları
Yazıda, örgüt ile siyasi figürler arasındaki ilişkilere de değinilerek, Ekrem İmamoğlu ile yapı arasındaki temasların geçmişe dayandığı ve bu ilişkinin arkasında Almanya istihbaratı boyutunun da bulunduğu iddia edildi.
O merkezin adı da Almanya. Şaşırtıcı değil; çünkü Almanya hem bu dini cemaate hem de başından beri Ekrem İmamoğlu'na özel bir ilgi gösteriyor. Daha 2019'da yeni seçilen İmamoğlu'na Berlin'de Türk-Alman Dostluk Derneği tarafından geleneksel "Kybele Dostluk Ödülü" verilirken törenle ilgili şu notu düşmüştüm:
"Eski Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un ödülü verirken açık açık 'Müslüman-Alevi' ayrımı yapması salonda buz gibi bir hava estirdi."
Ama nedense Almanya'nın "Ali'siz Alevilik" projesi İmamoğlu'nun umurunda değildi. Aynı şekilde bugün de Almanya'nın Alihan Kuriş'e yol vermesi Yeni Parti'nin umurunda değil.Şu tablo çok açık değil mi?
Süleymancılar, Almanya'da İslam Kültür Merkezleri (VIKZ) adı altında 1973'ten beri faaliyet gösteriyor. Bugün yüzlerce cami ve eğitim derneğine uzanan ciddi bir teşkilatlanmadan söz ediliyor. Fakat ilginç olan büyüklüğü değil, Alman devletinin bu yapıya yaklaşımı.
Alman iç istihbaratı Verfassungsschutz yıllarca Milli Görüş'ü, Ülkücüleri mercek altına aldı. Başka Türk ve Müslüman örgütler hakkında da raporlar hazırladı.Fakat Süleymancıların merkezi VIKZ, Alman iç istihbaratının radarına hiç girmedi. Daha da ilginci, Alman devleti bu yapıyı zaman içerisinde kurumsal muhatap haline getirdi, projelere dâhil etti.
Belki de en çarpıcı fotoğraf 2023 yılında Köln'de çekildi.
VIKZ'in 50'nci kuruluş yıldönümüne Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier bizzat katıldı. Merkezin çalışmalarına teşekkür etti.
Şimdi insan ister istemez soruyor: Alman devleti, bazı Türk-İslam kuruluşlarını güvenlik merceğinin altında tutarken VIKZ'e neden başka bir pencereden baktı?Daha ilginci, Almanya'daki Süleymancı yapı yalnızca camilerden ve Kuran kurslarından ibaret değil. Gıda, seyahat, eğitim, nakliye, inşaat gibi çok sayıda alanda faaliyet gösteren onlarca şirketten söz ediliyor. Almanya'da dini usulle, özellikle hayvanın önceden sersemletilmediği kesim son derece sıkı mevzuata ve istisnai izinlere tabidir. Cemaat çevresindeki büyük gıda şirketlerinin bu alanda sahip olduğu izin ve imkânlar, yüz milyonlarca euroluk ticaret devlet tarafından tanınan istisnalarla aynı yerde buluşuyorsa, o zaman sormak gerekiyor: "Neden acaba?"
Dün FETÖ ihanetini yaşayan Türkiye, bu sorunun cevabını ararken, hem önleyici operasyonla "tabanı ibadet" olan cemaati uyarıyor, hem de kirli hesap yapanlara açık mesaj veriyor.




