TÜRK MÜHENDİSLİĞİ SAHA 2026’DA DÜNYA VİTRİNİNDE
SAHA 2026 fuarında, Türkiye'nin savunma sanayii alanında tamamen yerli ve milli olanaklarla eriştiği kayda değer yetkinlik, küresel basının ilgi odağı oldu. Bir zamanlar Türkiye'ye ambargo uygulayan ülkelerin iş birliği yapmak için rekabete girdiği bu önemli etkinlikte, 8 milyar dolarlık ihracat sözleşmelerine imza atıldı ve gökyüzünün yeni teknolojik unsurları ilk kez sergilendi.
A Haber'de bir programa katılan Emekli Hava Pilot Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla, SOM ve KUZGUN gibi Türkiye tarafından geliştirilen yeni nesil mühimmatların teknik kabiliyetleri hakkında ayrıntılı bilgiler paylaştı.
SAVUNMA SANAYİİNDE BÜTÜNSEL YAKLAŞIM
Programda, Türk savunma sanayiindeki ekosistem yapısının altı çizildi. ROKETSAN, ASELSAN, Baykar, TEI ve Makine ve Kimya Endüstrisi gibi önde gelen kuruluşların, kendi uzmanlık sahalarında birbirini tamamlayan projeler yürüttüğü ifade edildi. Bu yapı içerisinde TÜBİTAK SAGE’nin özellikle uzay teknolojileri ve mühimmat geliştirme konularında kritik bir rol üstlendiği belirtildi. 'Sahanın Şampiyonları' olarak nitelendirilen ve TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen mühimmat ailesi, hava platformlarına entegrasyonları ve sahadaki yüksek etkinlikleriyle mercek altına alındı.
UZUN MENZİLLİ STRATEJİK KABİLİYET: SOM ve SOM-J
Emekli Hava Pilot Tuğgeneral Dr. Hüseyin Fazla, ilk olarak SOM ve SOM-J mühimmat ailesini değerlendirdi. Bu sistemlerin yaklaşık 250 ila 275 kilometre menzile sahip olduğu ve hedefleri 1 metreden daha az bir sapma ile vurabildiği vurgulandı. Fazla, bu mühimmatların 'orta menzilli stand-off mühimmat' olarak sınıflandırıldığını belirtti.
Özellikle SOM-J, F-35'in dahili silah yuvasına girebilmesi için geliştirilmişti.
Türkiye'nin F-35 programından çıkarılması sürecine rağmen SOM-J'nin geliştirme faaliyetlerinin sürdüğü ve günümüzde hem muharip uçaklar hem de insansız hava platformlarından kullanılabilecek şekilde uyarlandığı bilgisi paylaşıldı. Mühimmatların geliştirilmesinde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile TÜBİTAK SAGE'nin ortak testler yürüttüğü ve Eskişehir merkezli 401. Test Filosu'nun entegrasyon süreçlerinde hayati bir rol oynadığı ifade edildi.
Bir mühimmatı üretmek tek başına yeterli değil. Uçağa entegrasyonu, atış testleri, uçaktan ayrılma testleri ve sayısız doğrulama süreci gerekiyor.
HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİNE KARŞI STRATEJİK ÜSTÜNLÜK
Programda, uzun menzilli mühimmatların sağladığı en önemli avantajlardan birinin, düşman hava savunma sistemlerine karşı elde edilen üstünlük olduğu belirtildi. Dr. Fazla, bu durumu şu sözlerle açıkladı:
Günümüzde hava savunma sistemlerinin etkili menziline girmeden hedefi vurmanız gerekiyor. SOM gibi mühimmatlarla yaklaşık 250 kilometre öteden atış yapabiliyorsunuz.
Mühimmat menzilinin sadece teknik özelliklere bağlı olmadığı, aynı zamanda ateşlendiği platformun irtifası ve hızına göre değişkenlik gösterdiği de aktarıldı. Fazla, "30 bin feet irtifadan bırakılan mühimmat çok daha uzun menzile gider. Aynı şekilde F-16'dan yüksek hızla atılan mühimmat ile insansız hava aracından bırakılan mühimmat arasında ciddi menzil farkı oluşur" diyerek konuya açıklık getirdi.
MODÜLER VE AKILLI GÜÇ: KUZGUN AİLESİ
Programda geniş yer ayrılan bir diğer teknoloji ise TÜBİTAK SAGE imzalı KUZGUN mühimmat ailesi oldu. KUZGUN-TJ, KUZGUN-KY ve KUZGUN-SS olarak adlandırılan sistemlerin, farklı harekât senaryolarına uygun olarak tasarlandığı belirtildi. Serbest süzülen (SS) versiyonun kanatçıkları sayesinde menzilini artırdığı, katı yakıtlı (KY) versiyonun ise ek itki gücüyle bir füze karakteristiği kazandığı ifade edildi. En çok dikkat çeken versiyon olan turbojet motorlu KUZGUN-TJ'nin ise yaklaşık 150 kilometrelik bir menzile ulaştığı kaydedildi.
Turbojet motor sayesinde küçük bir mühimmat çok uzak mesafelere taşınabiliyor. Katı yakıtlı versiyon yaklaşık 80 kilometreye ulaşırken turbojet versiyonu 150 kilometreye kadar çıkabiliyor.
KUZGUN ailesinin sadece menziliyle değil, aynı zamanda hedefleme yetenekleriyle de fark yarattığı vurgulandı. Sisteme yarı aktif lazer arayıcı başlık, kızılötesi görüntüleme ve gündüz görüş arayıcı başlık gibi çeşitli teknolojilerin entegre edilebildiği anlatıldı. "Lazerle işaretlenen hedefe mühimmat doğrudan yönlenebiliyor. Kanatçık sistemi sayesinde klasik bombalardan çok daha uzun menzillere ulaşıyor" diyen Fazla, sistemin esnekliğine dikkat çekti. Ayrıca, mühimmatların tank, bina gibi farklı hedef tiplerine karşı farklı harp başlıkları ile donatılabildiği belirtildi.
Bir tanka saldıracaksanız zırh delici başlık kullanmanız gerekir. Normal bir harp başlığı tankın zırhına etki etmez.
ELEKTRONİK HARBE KARŞI DAYANIKLILIK
Programda, modern savaş ortamının en büyük tehditlerinden olan elektronik harbe karşı geliştirilen önlemler de ele alındı. Mühimmatların hedefe ulaşana dek kesintisiz veri alışverişi yapabilmesini sağlayan çift yönlü veri bağı teknolojisinin hayati önem taşıdığı ifade edildi. Dr. Fazla, "Eğer veri ağı karıştırılırsa mühimmat hedef yerine başka noktaya yönlenebilir. Bu nedenle kriptolu ve karıştırmaya dayanıklı sistemler büyük önem taşıyor" dedi. Küresel konumlama sistemlerinin de elektronik saldırılarla devre dışı bırakılabileceği, İran-İsrail geriliminde yaşanan füze sapmalarının bu duruma bir örnek teşkil ettiği aktarıldı.
DÜŞÜK MALİYET VE YÜKSEK OPERASYONEL ETKİNLİK
KUZGUN ailesinin öne çıkan bir diğer özelliğinin ise ortak bileşen mimarisi olduğu belirtildi. Bu yapı sayesinde hem üretim maliyetlerinin önemli ölçüde azaldığı hem de lojistik süreçlerin basitleştiği ifade edildi. Değerlendirmelerde, Türk savunma sanayiinin artık sadece üretim yapan değil, aynı zamanda sahadaki güncel tehditlere göre anında ve esnek çözümler geliştirebilen bir kabiliyete ulaştığı, sahadaki tehdit türüne göre hızlıca mühimmat konfigürasyonu değiştirmenin modern savaş koşullarında kritik bir üstünlük sağladığı vurgulandı.




