HANGİSİ OBAMA?..
Sivil itaatsiz Henry David Thoreau, 1840’larda ABD’nin Meksika’ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında kendi vatandaşlarına koyduğu vergiyi ödemeyi reddeder. Ödeyeceği vergiyle tüfek alınacağını, o tüfekle de birinin öldürüleceğini bildiği için…
Bu reddediş ona bir gecelik hapse mal olur. O gece, özgürlükçü fikirlerini kendisiyle paylaşan düşünür arkadaşı Ralph Waldo Emerson, onu hücresinde ziyaret eder.
Emerson, parmaklıklar ardındaki arkadaşına sorar: “Henry, neden buradasın?”
Thoreau cevap verir: “Waldo sen neden burada değilsin?”
DOĞRUDAN ABD’Yİ HEDEF ALDI
Çok kullanılan bir alıntıdır ama konumuza çok denk düştüğü için hatırlatmak gerekti.
Bugünlerde kimin mahkum kimin özgür olduğu, demir parmaklıkların neresinde durulduğu önemli çünkü…
Başbakan Erdoğan ilk kez çok sert biçimde, Türk – Arap iş forumu dışişleri bakanları toplantısında doğrudan ABD’yi ve başkanı Obama’yı hedef aldı. BM Güvenlik Konseyi’nin İran’a yaptırım kararlarını eleştirdi.
Irak’ı kastederek “Bu coğrafyayı bu hale getirenler tarihe hesabını vermek zorundadır” dedi. Filistin’de hâlâ çözüm imkânı olduğunu, İran’la meselelerin masada çözülmesi gerektiğini söyledi. Hatta “detaylarına girmeyeceğim” deyip, Tahran’la uranyum takas anlaşmasının, aralarında ABD’nin de bulunduğu BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesiyle görüşüldükten sonra yapıldığını söyledi.
Yaptırımla, silahla sorunların halledilmediğini, dünya barışının böyle sağlanamayacağını, meselelerin masada, diplomasiyle çözülmesi gerektiğini vurguladı.
TAKVİMİ GERİYE SARALIM
Unutmuş olabilirsiniz ama Barack Obama da 2008 sonunda ABD Başkanı olurken ve olduktan sonra bir süre aynı şeyleri söyledi.
Kampanyası süresince George W. Bush’un tek taraflı ve askeri güce öncelik veren dış politika anlayışını eleştirdi, “ABD elindeki diplomatik, iktisadi ve siyasi araçları daha çok kullanmalı” dedi.
Daha da ileri gidip “İran, Suriye, K. Kore gibi ülkelerle doğrudan müzakere etmemenin anlamsız olduğunu,” seçildiği takdirde bu ülkelerle önkoşulsuz ve doğrudan müzakerelere başlayacağını duyurdu. İsrail-Filistin barış sürecinin ajandasında öncelikli bir yer tuttuğunu vurguladı.
Zaten senatör olduğu dönemde Irak savaşına karşı çıkmış, İran Devrim Muhafızları’nın terörist örgüt olarak nitelendirilmesini reddetmişti.
DÜNYADAKİ BÜYÜK ÇEKİŞME
ABD’nin Demokrat adayı Obama, bunları söyleyip bütün dünyada bir barış dalgası estirdiği, “değişim” dediği için iktidara geldi.
O günlerde dünyadaki tüm “zenciler” için bir umut oldu. Onu o koltuğa BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi değil, hiç üye olamayacakların yarattığı heyecan oturttu.
Ama bugün, “ABD’de on yıllardır oluşturulan dış politikanın bir siyah tarafından değiştirilemeyeceğini” söyleyenler haklı çıkmış görünüyor.
“Haksız” tarafa ise Obama’nın o gün söylediklerini bugün söyleyenler konuyor. Bu “farklı” tavırların büyük bir diplomatik hata olduğu vurgulanıyor.
Oysa Obama’nın en gözde düşünürlerinden biri Ralph Waldo Emerson. Emerson, 1841’de “Muhafazakârlık ve yenilikçilik devleti iki tarafa ayırıyor… Dünya kurulalı beri üzerinde hakimiyet sağlamak için çekişiyorlar… Yenilikçilik etkileyici bir enerjidir, muhafazakârlık her an soluklanacak bir durak” diye yazmıştı.
Obama durakta bekliyor ama durduğu yerin içerisi mi, dışarısı mı olduğunu söylemek pek de kolay değil.
KÜRŞAD OĞUZ