Yaşam
  • 27.2.2002 09:42

HAZARA VE ÇEPNİ TÜRKLERİNİN ORTAK İNANÇLARI

KAYNAK : Haber Vitrini İSTANBUL - Anadolu'nun, özellikle Orta ve Doğu Karadeniz bölgesinin Türkleşmesinde çok önemli rol oynayan, geleneklerine bağlılıklarıyla tanınan, dillerini ve kültürlerini muhafaza eden Çepnilerle, dillerini kaybetmiş ve Türklükleri tartışılır hale gelmiş olan Afganistan'daki Hazaralarla, bazı inanç ve uygulamalar arasında şaşırtıcı bir benzerlik, hatta aynilik dikkati çekiyor. İHA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Anadolu'da ve Çepnilerde de nefesinin güçlü olduğuna, Allah dostu olduğuna inanılan kişilere ve hocalara gitme, Hazaralarda baksıya veya şeyhe gitme şeklindedir. Muska takma ve yatırları ziyaret etme her yerde görülen ortak uygulamalardır. Hazaralarda ve Çepnilerde evliya mezarlarına ve yatırlara gitme, buralarda Kur'an-ı Kerim okuma, namaz kılma, dua edip dilek tutma, doğan bebeğin sağ kulağına ezan okuma, ilk çocukta kurban kesme, bebeği kırk gün sonra beşiğe koyma, çocuğu nazardan, al basmasından ve benzeri kötülüklerden koruyacağı inancıyla, beşiğine mushaf, kurt dişi veya kemiği, mavi boncuk gibi şeyler asma, Ayet'ül Kürsi, Yasin veya diğer surelerin yazıldığı kağıtlardan yapılan muskaları bebeğin omuzuna takma gibi uygulamalar da ortaktır. Çocuğa ad koymada da benzerlikler vardır. Çocuğa Kur'an'dan bir ad verme, İslamiyetin Türkler arasında yayılmasından sonra bütün Türk dünyasında kabul edilen ve bugün de uygulanan bir kuraldır. Eğer çocuğa İslami bir isim verilmezse, ahrette çocuğun bu yüzden babasından ve annesinden hak isteyeceği, hesap soracağı inancı bu uygulamanın asıl sebebidir. Hazaralarda, erkek çocuğu yaşamayanların doğan erkek çocuklarına, kız elbisesi giydirip, küpe takmaları ve beğenilmeyen hatta çirkin sayılabilecek isimler vermeleri şeklindeki uygulamalar, bazı farklarla Çepnilerde de vardır. Çepnilerde, doğan çocuğun yüzüne is sürülmesini de bunlara ilave edebiliriz. Bütün bunların temelinde, çocuğu herhangi bir şekilde çirkin göstererek nazardan ve olağan üstü şer güçlerden koruma inancı vardır. Çepnilerde ve Anadolu'daki Türkmenlerde gördüğümüz kırklı kadın (loğusa) kırklı bebekle ilgili uygulamaların hemen hepsi Hazaralarda da vardır. Loğusa ve bebeğin bu kırk gün içinde dışarıya çıkarılmamaları, çocuğun banyo sularının dışarıya dökülmemesi, çamaşırlarının dışarıya asılmaması, çocuğun ve annenin yanına ilk yedi gün ebeden başka kimsenin sokulmaması, anne ve bebeği hem çevreden hem de diğer şer güçlerden korumak için alınan ortak tedbirlerdir. Bütün bunlar aslında, uzun hayat tecrübesi sonunda insanoğlunun hijyen konusunda elde ettiği bilgilerdir. Bu dönemde hem bedeni hem de ruhi yönden zayıf olan anne ve çocuğun başta enfeksiyon olmak üzere birçok hastalığa açık olması, bu gün modern tıbbın da kabul ettiği hijyenik tedbirleri almaya onları mecbur etmiş, işe inanç ve korku unsurları katılarak uygulamanın daha kolay ve etkin olması sağlanmıştır. Annenin ve çocuğun basılacağı, cin çarpacağı vs. gibi tehditler insanları bu konuda daha dikkatli olmaya mecbur etmiştir. Hazaralardaki, loğusalık döneminde eve tahta ve çiğ et getirilirse çocuğun basılacağı (yürüyemeyeceği) inancı, başta Şalpazarı, Giresun olmak üzere Anadolu'nun bir çok yerinde de vardır. Kırk dökme, Çepnilerde kırk kaşık su, Kozandağı Türkmenlerinde ve Anadolu'nun birçok yerinde kırk taşla yıkanma şeklinde gerçekleşir. Hazaralarda ise anne ve bebeğin baba veya evin büyük oğluyla birlikte bir su kenarına gitmesi, orada her ikisine de su içirilmesi şeklindeki kırk çıkarma, ilk bakışta diğerlerinden farklı gibi görünse de aslında hepsinin "su" gibi önemli bir ortak paydaları vardır. Evlilikle ilgili birçok inanç ve uygulama da birçok ortak nokta vardır. Evde kalan kızların kısmetini açmak için kilit açma, evliyaya götürme, gelinin evden çıkarken besmele çekmesi, ardından su dökülmesi; koca evine geldiğinde ocak başına götürülmesi, kucağına erkek çocuk verilmesi, şerbet içirilmesi, yeni evlilerin bağlanması (urasa), ufak tefek farklarla her iki toplumda da ortak inançlara dayalı uygulamalardır. Huysuz kocalara muskayı Çepnilerde hocalar, Hazaralarda ise baksı veya mollalar hazırlar. Ölümle ilgili ortak uygulama, bütün Türk dünyasında bilinen ölü aşıdır. Bunun yanında ölü çıkan evin temizlenmesi, ölenin eşyalarının dağıtılması, üçüncü, yedinci, kırkıncı, elli ikinci gecelerde yarıyıl ve sene-i devriyelerinde yapılan merasimler de ortaktır. Hazaralarda görülen, cuma akşamı mezarlıkta helva dağıtma Şalpazarı Çepnilerinde yoktur. Şalpazarı Çepnileri ölü gömüldükten sonra mezarın başında helva, ekmek dağıtır ve çocuklara da kibrit verirler. Tütsü, kapı üstlerine hayvan boynuzu veya nazar boncuğu asma, kurşun dökme vs. diğer uygulamalar arasında da büyük benzerlikler vardır. Nazara karşı kurt dişi veya kemiği kullanma uygulamasına Çepnilerde rastlanmamıştır. Hazaralar da Çepniler de atalara ve ata mezarlarına saygı gösterirler. Ulu kişilerin öldükten sonra da manevi yoldan yardımcı olabileceğine inanırlar. Koyunun cennetten çıktığı şeklindeki inanç Çepnilerde de vardır. Güvercinlere pek fazla dokunmamakla birlikte Çepniler bu kuşlara Hazaralar kadar kutsiyet yüklemezler. Hazaralarda ev yılanları da kutsal kabul edilir ve öldürülmezler. Aynı inanç başta Çukurova olmak üzere Anadolu'nun birçok yerinde ve Çaykara'da da vardır. Hatta Çukurova'da bahçeleri koruyan kara yılanların gelin ve kızlara aşık oldukları da anlatılmaktadır. Her iki toplumda da su kutsaldır. Gelin baba evinden çıkarken, yolcu uğurlanırken ardından su dökme çok yaygın bir uygulamadır. Hazaralaristan'da Kabil'in batısında Çeşme-i Safa ile Cihilten dağında ve Balhab ilçesinin Payı ziyaret bölgesindeki sularla Şalpazarı'nda Şıf, Güldirik gibi sular başta çocuk sahibi olmak üzere birçok derde şifa olduğuna inanılan sulardır. Hem Çepnilerde, hem de Hazaralarda kutsal kabul edilen kayalar, dağlar ve mağaralar vardır. Kabil'in batısında Kartesahi bölgesinde Seng-i Zülfikar'ın bir benzeri Hacı Bektaş'ta bulunmaktadır. Tıpkı Seng-i Zülfikar'da olduğu gibi buradaki kayanın deliğinden geçenin de günahlarından arındığına inanılır. Hazaralar, Mezar-i Şerif'te bir dağın tepesinde kayanın üzerinde Hazreti Ali'nin atının ayak izi olduğuna inanırlar. Benzer izler ve kayalar hem Şalpazarı'nda hem de Anadolu'nun muhtelif yerlerinde vardır. Demir, hem Çepnilerde, hem de Hazaralarda koruyucu özelliği ile pratiklerde yer alır. Hazaraların okunmuş bıçakları kapıya asmaları ile Çepnilerin loğusanın ve bebeğin yatağının altına bıçak veya demir parçaları koymaları aynı inanca dayanan uygulamalardır. Ocak, hem Çepnilerde hem de Hazaralarda kutsaldır. Ocağa su dökerek söndürmek, ocağın üzerinden geçmek ocağa saygısızlık kabul edilir. Çepnilerde gelin koca evine girince ocağın başına götürülür ve eline verilen egişle ocağı karıştırır (Ordu) veya gelini, kalıcı ve ocak gibi kuvvetli olsun diye üç defa ocağın duvarına vururlar. Daha sonra gelin eline verilen kepçe ile ocağın üstündeki yemeği karıştırır (Giresun). Hazaralarda da gelin ilk önce ocağa götürülür, ocağı öptükten sonra kendisine buradaki hayatının tatlı ve hayırlı geçmesi için şerbet (tatlı su) verilir.

İLGİLİ HABERLER