HEDEFTEKİ ADAM KONUŞTU: HALK HORTUMCULARIN İSMİNİ DUYSA İSYAN EDER...
Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanlığı'na atanan Zeki Sayın, bir anda gazetelerin boy hedefi haline geldi:
''Tayyip Erdoğan'ın sağ kolu... Tecrübesiz... Bilgisiz... Siyasi bir tercih neticesi bu göreve getirildi. Cahil vs...''
Meselâ Güngör Uras, Zeki Sayın'ın Ortak Yönetim Kurulu Başkanlığı'na, Can Akın Çağlar'ın da Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü'ne atanmaları üzerine, aynen şöyle yazıyordu: ''Biz bu bankaları tekrar yemlik olarak ve ona buna para hortumlamak için kullanacak idiysek, eski defterleri kapatmak için neden boş yere 28.7 katrilyon liralık faturayı üstlendik?''
***
Serdar Arseven ile beraber, Ziraat Bankası'nın Ulus'taki, tarihi binasına gittik. Koskoca taş bir bina; Osmanlı'nın asaletini yansıtıyor.
Aynı asalet Zeki Sayın'ın makam odasında da gene göze çarpıyor. Tavanlar yüksek. Kristal bir avize aşağı doğru sarkıyor. Masanın arkasındaki pencerenin bir yanında Atatürk'ün resmi, diğer yanında Ziraat Bankası'nın kurucusu Mithat Paşa'nın resmi asılı.
İşte böyle tarihi bir mekân içinde ''Tayyip Erdoğan'ın sağ kolu ile'' sohbetimize başladık.
Gerçekten Erdoğan'ın İSKİ'deki ''sağ kolu'' musunuz?
Zeki Sayın: 1994 yılında, İSKİ'nin başına Veysel Eroğlu atanmıştı. Kendisini tebrik için makamında ziyaretine gittim. Bana ''Sizin tecrübelerinizden yararlanmak isteriz'' dedi. Ben, 1977'de, Devlet Sanayi İşçi Yatırım Bankası (DESİYAB) Genel Müdürü idim. Bu bankanın ilk kuruluşunda yer almış ve gelişmesine de önemli katkılarım olmuştu. 1982'de Libya'da, Suudi Arabistan'da taahhüt işlerine giren bir büyük şirketin Genel Koordinatörlüğü'nü yaptım. İş hayatımda tecrübeliyim ve o tarihte İSKİ iflâs bayrağını çekmiş durumda. Veysel Eroğlu'nun teklifini hemen kabul etmedim. Bu defa, Kahraman Emmioğlu, İstanbul Belediyesi'nde Genel Sekreter. O da ''Tayyip Erdoğan senin İSKİ'de görev almanı istiyor'' dedi.
Tayyip Erdoğan'ı tanıyor muydunuz?
Zeki Sayın: Pek büyük bir yakınlığım yoktu. Orada, burada, bazı toplantılarda karşılaşmıştık. Ben DESİYAB'ın Genel Müdürü iken, Kahraman Emmioğlu, bankanın iştiraklerinden Temsan'ın Genel Müdürü idi. Emmioğlu vasıtasıyla İSKİ için teklif aldım. Tabiî bizim hanıma da danıştım. Çünkü arkadaşlar bana diyorlar ki ''İSKİ'de ne işin var. Senin mazin temiz. Başarılı birisin. O iğneli fıçıya bulaşma'' Eşim, tam tersine beni teşvik etti. ''Hep ASKİ'deki, İSKİ'deki yolsuzluklardan yakınırdınız, haydi bakalım, şimdi görevinizi yapın'' dedi. Ben de Veysel Eroğlu'nu aradım ve ona İSKİ Yönetim Kurulu üyeliğini kabul ettiğimi söyledim. Veysel Eroğlu bizim evin 500 metre ilerisinde oturuyordu. Baktım, ertesi sabah tapım 7'yi 20 geçe çalıyor. Kapıda Veysel Bey. ''Seni İSKİ'ye götürmeye geldim'' dedi.
O kadar erken?
Zeki Sayın: Veysel Bey her gün 7'yi 15 geçe yola çıkarmış. Benim yüzümden 5 dakika gecikmiş. ''Sen, özel sektörde daha geniş hareket etmeye alıştın. Düzene girmen için bir süre evinden seni ben alacağım'' dedi. Ve 13 Temmuz'a kadar birkaç hafta hep onunla birlikte işe gidip geldim.
İsterseniz, şu Tayyip Erdoğan'ın ''sağ kolu'' meselesine gelelim.
Zeki Sayın: İSKİ Yönetim Kurulu Başkanı, İstanbul Belediye Başkanı sıfatıyla Tayyip Erdoğan'dı. İlk toplantıda prensipleri vazettim. ''Şeffaf, dürüst bir yönetim içinde hizmet. Hedef, İstanbul'un bir an önce suya kavuşması'' 4 yıl içinde 7 baraj yapıldı. 2020'ye kadar İstanbul'un su problemi hal edildi. İSKİ'den emekli olunca, 1998'de Faysal Finans'ın başına geçtim. O tarihlerde de basın, ''Refah'ın mali beyni, Tayyip Erdoğan'ın sağ kolu'' diye manşet attı. Bir gün Tayyip Erdoğan ile karşılaştık. Bana gülerek ''Sen benim sağ kolummuşsun. Ama bundan ne benim haberim var, ne de senin'' dedi. Gazetelerde hakkımda bu yazılar çıkınca evime hırsız girdi. Hatta iki kere hırsız girdi. Birincisinde sadece evrak çantamı çaldılar; bir de Özbek yapısı bir bıçağım gitti. Birbirinin tıpa tıp aynısı iki evrak çantası vardı. Biri oğluma ait. Onu bırakıyor, benimkini alıyorlar. İkinci hırsızlık olayı (2000 yılında), güvenliğin önünde duran, bahçıvan malasını alıyorlar; cama sokup içeri giriyorlar. Gene evrak çantamı çaldılar. Bunun yanı sıra, bir kravatımı, tabancamı ve bir iki parça kumaşı çalmışlar. Bebek'te oturuyorduk. Beşiktaş ilçesi Emniyet Müdürü'ne gittim. Hırsız ellediği için camda belirgin parmak izi var. Hatta polis parmak izi bulduğu için çok memnun kaldı. Bir ay sonra elimize şöyle bir rapor tutuşturdular: ''Bu parmak izlerinin size ait olmadığı anlaşılmıştır''
Biraz da dünden bugüne gelelim. İSKİ'de yolsuzlukları halletiniz. Şimdi de Ziraat ve Halk Bankası'nın Ortak Yönetim Kurulu Başkanısınız. Kamu bankalarına kimler borçlu? Bu paralar tahsil edilecek mi?
Zeki Sayın: Halk Bankası'nın hesaplarını tetkik ettik. 55 firma üzerinde 2.4 katrilyon liralık bir borç görünüyor. Teminat alınmış ama borcu karşılayacak gibi değil. Ödenmeyen bu borcun üzerine kararlılıkla gideceğiz. İstanbul yaklaşımı diye masaya oturunca, sadece borcun taksitlendirilmesi değil, ilâve kaynak da istiyor borçlular. Halk Bankası'nın son Genel Müdürü bu talebi reddetmiş; iyi de yapmış. Bankanın daha fazla zarara uğramasını engellemiş.
Kimler borçlu?
Zeki Sayın: Gizlilik mecburiyeti yüzünden isim veremem. Ama kanun buna müsait hale gelsin, inşallah isimleri bir bir açıklarız. Türkiye'nin dört bir yanından telefonla arıyorlar. Tek istedikleri, hortumun önüne geçilmesi, hortumcuların teşhir edilmesi. Halk Bankası'nın 1 kişiden alacağı para ile bütün esnafı ayağa kaldırabiliriz. Söz konusu firmanın 280 trilyon lira borcu var bankaya. Borçluların ismini ve borç miktarlarını açıklasaydık, inanın halk isyan ederdi.
Borçlu olan işadamları hacze uğramıyor mu?
Zeki Sayın: Takibat yapılıyor.
Şimdi o kişiler fukara hayatı mı sürüyor?
Zeki Sayın: Ne gezer? Siz Türkiye'de hiç borcunu ödemeyenin 100 metrekarelik evde oturduğunu, yokluk çektiğini gördünüz mü? Yalılarda, malikanelerde, altlarında lüks arabalar, hatta uçaklar... Şunu söyleyeyim, bu bankalar görev zararı yüzünden değil, mevduatın hesapsızca, ona buna peşkeş çekilmesi sebebiyle sıkıntıya düştü.
Ziraat Bankası'ndaki yolsuzluklar...
Zeki Sayın: Yolsuzluk olmayan yer var mı? Bu bankanın zararı çiftçiye verilen kredilerden dolayı oluşmadı.
İSKİ'NİN UÇAN KUŞA BORCU VARDI
İSKİ siz görevi devraldığınızda borç batağında yüzüyordu.
Zeki Sayın: Uçan kuşa borcu vardı. Şoförümü çağırdım, ona ''Esnafa git, İSKİ adına bir tornavida iste'' talimatını verdim. ''1 milyon lirayı getirin, tornavidayı alın'' cevabıyla karşılaşmış. O kadar güven yok. İSKİ'nin borçlanmadığı hiçbir banka kalmamış. Maaşları ödemek için sürekli Maliye Bakanlığı'nın kapısını aşındırıyorlar. Biz de gittik Maliye Bakanlığı'na ''Para mı istiyorsunuz'' diye sordular. ''Hayır, bize olan su borçlarını ödeyin'' Devlet hastaneleri, okullar borcunu vermiyor. İş çığrından çıkmış, hesaplar şaşmış.
Bir de yolsuzluklar var... Malûm Ergun Göknel hadisesi...
Zeki Sayın: Balık baştan kokar derler. Ne kadar doğru. Bir örnek verelim. İSKİ'nin kurduğu SUSER diye bir şirket vardı. Elemanları, sayaçları okuyup, merkeze bildiriyorlar. Ama esasında hep eksik bildiriyorlardı. Toplanan su parası, İSKİ'nin cari masraflarını karşılayamıyordu. Rüşvet alıp, rakamı küçük yazıyorlardı. Veyahut, ''sayaç buğulu, kullanılan su miktarı görülemiyor'' diye kayıt düşüyorlardı. Birkaç ay sonra, arızalı sayaçlar yerlerinden sökülüyor, rakamları, kendi yazdıkları bedellere uydurup, yeniden yerine takıyorlardı. Böylece ''yolsuzluğun izlerini de'' silmeye çalışıyorlardı.
(Nazlı Ilıcak-Serdar Arseven/ D.B. Tercüman)
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:44