LONDRA - İngiliz gazetelerinde bugün yayımlanan haber ve yorumlarda, savaş haberleri, savaş fotoğrafları, savaşa karşı olanların protestoları ayrıntılı olarak yer aldı.
Independent gazetesinin Ortadoğu Muhabiri Robert Fisk, ziyaret ettiği hastanede gördüğü yaralı Bağdatlıların öyküsünü anlattı. Sunday Telegraph gazetesinin birinci sayfasını neredeyse tamamen kaplayan fotoğrafta ise bir hendek içine sıkışıp kalmış 2 Irak askerinin cesetleri yer aldı. Fotoğrafta, bir sopanın ucuna bağladıkları beyaz bayrağı göstermek için mevzilerinden çıkmaya hazırlanırken yakınlarında patlayan bir bombaya hedef olmuşlar. Hendeğin başında 2 İngiliz askeri cesetleri inceliyor.
''SADDAM'IN ORDUSU UFALANIYOR''
Observer gazetesi ''Özel kuvvetler Bağdatta. Saddam'ın ordusu ufalanıyor'', Times, ''Koalisyon kuvvetleri Basra'yı almak üzere'', Indepent gazetesi ise ''İşte savaşın gerçeği: Biz bombalıyoruz onlar acı çekiyor'' başlığını kullandı.
Indepent gazetesi başyazısında savaşın yanlış olduğunu vurgulayarak, ''Televizyonlar baştan başa savaş haberleri ile dolu. Ne olup bittiğini çok açık biçimde gördüğümüzü sanıyoruz. Gerçekte, bütün gördüğümüz uzmanların spekülasyonlarıyla ile savaşın endişe veren resimlerinden ibaret. Bütün bildiğimiz bazı askerlerin ve Iraklı sivillerin ölmekte olduğu. Amerika'nın dehşet verici silahlarının tam etkisini gözler önüne serecek kadar dağılmadı henüz bombaların bulutu. Şimdilik sadece sorular var kafamızda: Bağdat'a yapılan saldırılar sadece Saddam Hüseyin'i yıldırmak için mi, yoksa başka haydut devletleri, hatta başkalarını da yıldırmaya yönelik, daha geniş ve sinsice bir amaç mı taşıyor? Başkan Bush'un kulağına, Irak'tan sonra hiç vakit kaybetmeden İran'a yönelmesini fısıldayanlar var, daha şimdiden. Açık olan tek şey var aslında. O da savaşın yanlış olduğu. Savaşın başlamış olması, durdurulamayacak kadar hızlanmış olması, 'savaşa hiç girişilmemeliydi' şeklindeki ilkeli ve akılcı muhalefetten vazgeçmeyi gerektirmez. Savaşın hemen şimdi durdurulmasını istemek de gerçekçi değil. Şimdi artık yapıcı olan, savaşın nasıl yürütüldüğüne odaklanmak. Iraklı esirlere insanca davranıldığından emin olmak, siyasi liderlerin hedeflerin dikkatle seçildiği yolundaki sözlerini sınamak'' dedi.
''BİZ BOMBALIYORUZ ONLAR ACI ÇEKİYOR''
Aynı gazetedeki Robert Fisk'in Bağdat izlenimleri de yer aldı. Independent yazarı, ''Biz bombalıyoruz onlar acı çekiyor, sonra da ortaya çıkıp yaralı çocukların resimlerini çekiyoruz. Bütün bunlar 11 Eylül 2001'in karşılığı mı diye dün kendime soruyordum'' dedi. Yazar, isimlerini saydığı, biri artık ömrünün geri kalanını felçli olarak geçirecek çocukların 11 Eylül'le hiçbir ilişkisi olmadığını vurguladı.
''Peki bu çocukların, bu genç kadınların 11 Eylül'e karşılık acı çekmelerine kim karar verdi?'' diye soran Fisk, Amerikalı gazetecilerin 1986'da Libya'nın bombalanmasından sonra, 1991'deki Körfez Savaşı sırasında sorduğu sorunun benzerini dün Bağdat'ta bir İngiliz radyo muhabirinin Iraklı doktora sorduğunu belirtti. Yazar, '''Doktor bu insanların bazıları Irak'ın uçaksavar ateşine hedef olmuş olabilir mi?' sorusuna gülmek mi ağlamak mı gerekir'' dedi.
Independent yazarı, Bağdat'taki maddi hasarın boyutlarını anlattıktan sonra şu görüşleri dile getirdi:
''1991'de Amerikalılar rafinerileri, elektrik hatlarını, su borularını, haberleşme hatlarını bombaladı. Ama dün Bağdat'ın altyapısı hala işliyordu. Internet açıktı, elektrik vardı, Dicle üzerindeki köprüler bombalanmadı. Çünkü Amerikalılar buraya varınca, eğer varırlarsa diyemiyoruz, hassaslar bu konuda, işleyen bir haberleşme sistemi, elektrik ve ulaşım düzenine ihtiyaçları olacak. Yani hasar vermemelerinin sebebi Irak halkına bir hediye değil, Irak'ın yeni efendilerinin işine yarasın diye'' dedi.
''SADDAM'IN HAYATİ TEHLİKESİ YOK''
Sunday Telegraph'ın manşetinde İngiliz savaş kabinesine iletilen istihbarat raporları yer aldı. Buna göre Saddam Hüseyin ağır yaralandı, ama hayati tehlikesi yok. Oğlu Uday'ın ölmüş olabileceği söyleniyor. Gazete bu bilgileri İngiliz istihbaratına dayandırdı. Observer de, Amerikalı subaylara dayanarak, Bağdat içlerine giren, istihbarat amaçlı özel timlerden söz etti. Sunday Telegraph'ta Arap dünyasına ilişkin bir kitabı yazarı David Pryce-Jones'un bir makalesi yer aldı. Yazar, Irak'ın, asıl Saddam devrildikten sonra kan gölüne dönüşebileceği uyarısında bulundu. Yazar, gerekçeler, Irak'ın etnik ve dini açıdan farklı toplum kesimlerinden oluştuğunu, Sünni Arap Saddam rejiminin zulmü sona erince bu kesime karşı bir intikam dalgasının başlayabileceğini, bir başka hesaplaşmanın da petrol gelirlerinin paylaşımında gündeme gelebileceğini belirtti.
Yazar, çatışma potansiyeli taşıyan iki noktanın birincisini Türkiye ile Kuzey Iraklı Kürtler arasında, ikincisini de Şiilerle Sünniler arasında görüyor. Yazar, ''Türklerin Kürt bölgesine ilişkin amaçlarına ve Iraklı Kürtlerin de Türkiye'deki Kürtlerle birleşmek isteyebileceğine dair çok spekülasyon yapılıyor. Türkiye'nin tehditler gönderdi, Amerikan askerlerine topraklarını açmadı, şimdi de Irak sınırındaki birliklerini seferber etti. Saddam'ın çözülmesini kendi işgallerine bahane olarak kullanmak isteyecek kadar ahmak olmadıklarını samimi olarak umut ediyorum. Türk bakanlar, Kuzey Irak'ta toprak emelleri taşımadıklarını çok söyledi. Kuzey Irak'a çok sayıda asker göndermeleri felakete yol açar: Kürtlerle, kimsenin kazanamayacağı bir savaşı başlatır'' dedi.
Telegraph'taki yazısında David Pryce-Jones, Sünni-Şii sorununun da aynı derecede kaygı uyandırıcı bir potansiyel taşıdığını belirtti.
Iraklı Şiilerin temsilcilerinden Ayetullah Hakim el Bekr, ''tehlikeli bir köktendinci'' olarak nietelendirildi. Yazar, bu kişinin komutasındaki Bedir Tugayları'nın İran'da eğitim gördüğünü, amaçlarının Irak'ta, İran'daki gibi Ayetullah idaresi kurmak olduğunu belirtti. Ahmet Çelebi başkanlığındaki muhalefet cephesinde yer alan Ayetullah el Bekr'in, Irak'ta liberal demokrasi kurma gayretlerini engellememesini sağlamak gerekeceğini yazdı.
Yazıya göre Irak'ta istikrarlı ve demokratik bir rejim kurmak, her şey yolunda gitse bile 2 yıl sürecek. Ve bu süreç içinde de güçlü bir kontrol mekanizması olmayacağı için Irak'ın bölünebileceğine dikkat çeken yazar, anarşiyi engelleyecek tek gücün Amerikan ordusu olabileceğini vurguluyor. Ve Amerika'nın bu konuda çok dikkatli olması gerektiğini, çözümü zorla getiren bir güç olarak görünmesi halinde kaosun önlenemeyeceğini bildirdi.
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:38