Gündem
  • 4.7.2008 16:52

İŞTE AK PARTİ'NİN SÖZLÜ SAVUNMA METNİ!

DEVLET ARIK-ZAFER ÇAKMAK
ANKARA- AK Parti, sözlü savunmasında Nazım Hikmet'ten alıntı yaparak, "Hepimiz değiştik, bir zamanlar Nazım Hikmet'e kimler karşı idi, şimdi kimler şiirini okumaktadır. Doğru olan bugünküdür. Dünün yasakları ve yasak fikirleri, bugünün siyasi alternatif ve çözümleri olarak karşımıza çıkabilmektedir" denildi. Demokratik toplumların alıngan olmadığı, esnek ve değişime yatkın olduğuna vurgu yapılan savunmada, "Demokrasi çelikten değildir. Hava bulutlu iken 'vay bana niye ördek dedin'e giden çarpık
bir mantık zinciri yoktur. Bir halk deyimiyle 'leblebiden nem kapmak' da yoktur" mesajı verildi. Savunmada, HAK-PAR'ın kapatılmasıyla ilgili gerekçeli karara da atıfta bulunularak, "Bu karar ile oluşturulan içtihat, AK Parti davasının hukuki temelini çökertmiştir" tespiti yapıldı.
AK Parti'nin Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu 'sözlü savunma' metni, partinin internet sitesinde yayınlandı. 177 ve 36 ekten oluşan savunma metninde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın iddialarına cevap verildi. 'Açılmış en son dava olmalı' temennisiyle başlayan savunmada, siyasi partilerin demokrasiler için önemine vurgu yapıldı.

"PARTİLERİN YAŞAMALARI ESAS, KAPATILMALARI İSTİSNADIR"
"Demokrasiyi geliştiren partilerdir ve onlarsız bir demokrasi düşünülemez" denilen savunmada, toplumdaki farklı görüş ve taleplerin siyasi sisteme taşınmaları, sivil toplumla siyasi sistem arasında sağlıklı bir iletişim ve bağ kurulması, taleplerin aşağıdan yukarıya doğru bir yol katederek uygulanabilir politikalar haline gelmesinin hep siyasi partiler aracılığı ile gerçekleştiği kaydedildi. Siyasi partilerin yeri başka bir organizasyonla doldurulamayacak kadar hayati kuruluşlar olduğuna işaret edilen
savunmada, "Siyasi partilerin yaşamaları esastır, kapatılmaları istisnadır. Siyasi parti özgürlüğü, çoğulcu demokrasilerin olmazsa olmazı olan düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütleme özgürlüğünün özel bir kullanım biçimidir. Hatta ifade özgürlüğü bu nedenle örgütlenme özgürlüğünün kollektif kullanımıdır. İfade özgürlüğü ve bu özgürlüğe sağlanan güvenceler de anayasal demokrasilerin kilit taşıdır. Şüphesiz bir demokraside meşru parti faaliyeti yalnızca pozitif hukuk tarafından tanınan hakların
kullanılmasındaki aksaklıkları değil, henüz pozitif hukuk tarafından tanınmamış hak ve özgürlük taleplerini de gündeme getirmeyi kapsar. Bu sebeple ifade özgürlüğü bütün fertler için vazgeçilmez değerde bir insan hakkı olmakla beraber, demokrasilerde bu özgürlüğe en fazla ihtiyaç duyan da siyasi partilerdir. Anayasa Mahkememiz de, bir kararında siyasi partilerin davranışları karşısına bir takım fiili engeller ve müdahaleler çıkarılmaması, bunları anayasa ile tanınmış hakların kullanılmalarının
engellenmemesi gerektiğini vurgulamış ve siyasi partilerin bu manadaki rolünü benimsemiştir. Siyasi partileri şeklen demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları kabul edip, yeterince ifade özgürlüğü tanımıyorsak o sisteme anayasal demokrasi ve çağdaş demokrasi denemez. Açılan davanın bu yönüyle dahi gerçekten tartışılması ve reddedilmesi gerekir. Siyasi partiler aslında bir ülkenin toplumsal gerçekliğini yansıtan ayna rolünü gören kuruluşlardır. Açıkçası siyasi partiler sosyolojik gerçeklerdir. Eğer
siyasi partiler sosyolojik toplumsal gerçekliği yansıtan aynalar ise, aynayı kaldırmak gerçeği kaldırmak anlamına gelmiyor" denildi.
Savunmada, parti kapatmaların toplumda siyasi kırılganlığı arttırmaktan, toplumsal örselenmeye sebep olmaktan öteye geçmediğine de vurgu yapılarak, "Siyasi partilerin kapatılması kişiler açısından idam cezasına denk düşmektedir" mesajı verildi. Toplumdaki çeşitlilik unsurlarını, kurumsal ve siyasal hayattan tasfiye etmenin demokrasi için bir tuzak olduğuna işaret edilen savunmada, bu yolun demokrasiyi kendi öncüllerinden uzaklaştıracağı ve tam karşıtı olan istenmeyen rejimlerin ya da sakat anlayışların
kucağına iteceği uyarısında bulunuldu.

NAZIM HİKMET'TEN ALINTI
AK Parti, sözlü savunmasında Nazım Hikmet'ten de alıntı yaptı. Savunma metninde, "Hepimiz kendi hayatımızda dün nelerin yasak olduğunu bugün ise o yasakların ne kadar anlamsız olduğunu gördük, yaşadık ve yaşıyoruz. Yine şu kısa hayatımız içerisinde çok zaman geçmeden, öyle yarım asır, bir asır veya çeyrek asır geçmeden fikirlerimizde çok köklü değişiklikler olduğunu gördük. Mesela kendi hayatımızda bir zamanlar Nazım Hikmet'e kimler karşı idi, şimdi kimler şiirini okumaktadır? Doğru olan bugünküdür.
Dünün yasakları ve yasak fikirleri, bugünün siyasi alternatif ve çözümleri olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bunun en kapsamlı projesi Avrupa Birliği'dir. Geçmişte kimler Avrupa Birliği'ne karşı oldu? Şimdi aman Avrupa Birliği'ne girelim diyen, bunu yüksek sesle söyleyenler kimler? Şüphesiz hepimiziz, hepimiz değiştik. Öyleyse, yarının muhtemel doğrularını bugün yasak ya da düşman ilan etmek, değişimin değişmez dinamiğine ters düşmektedir" ifadelerine yer verildi.

ANAP, DYP VE SHP'NİN SEÇİM HÜSRANI ÖRNEK GÖSTERİLDİ
Siyasi partilere karşı cebri tedbirlerin ancak çok zaruri durumlarda, istisnai durumlarda uygulamaya sokulabilecek, sık kullanılmaması gereken yöntemler olduğuna dikkat çekilen savunmada, seçimlerde güç kaybeden siyasi partiler örnek gösterildi. ANAP, DYP ve SHP'nin seçimlerdeki oy oranlarına atıfta bulunulan savunmada, partilere hatalarını en kalıcı, en etkin bir biçimde seçmenlerin gösterdiği kaydedildi. "Siyasetin bu doğal akışına zaman zaman sebebi ne olursa olsun yapılan müdahaleler, her defasında
aynı sorunların yaşanmasına sebep olmaktadır" uyarısında bulunulan savunmada, Venedik Kriterleri de hatırlatıldı. Savunmada şu ifadeler kullanıldı:
"AİHM ifade özgürlüğünün kullanılmasından dolayı parti kapatılmasını mübrem bir sosyal ihtiyacın sonucu olarak görmemektedir. Keza aynı ilkeler Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu'nun tavsiye kararında da dile getirilmektedir. Şüphesiz, Türkiye Avrupa Konseyi'nin üyesidir ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne de imza koymuş bir ülkedir. Bu kararlar göstermektedir ki, artık demokrasinin dünyada bize göresi, bize özgüsü yok, evrensel normları ve değerleri vardır. Herhalde Türkiye gibi bir ülkeye düşen de bu
kararları dikkate almaktır. Bilinmelidir ki Venedik Komisyonu her ne kadar Avrupa Konseyi'nin danışma organı ise de siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin kriterleri, AİHM istikrarlı bir biçimde uygulamaktadır."
Savunmada ayrıca, Avrupa'da 1950'lerden bugüne kadarki süreçte sadece üç siyasi parti kapatıldığı, bunların da totaliter diktatörlüklerin etkisiyle Federal Almanya'ya verilen kapatma kararı, İspanya'da ETA ile organik bağı bulunduğu gerekçesiyle kapatılan Herri Batasuna Partisi örnek gösterildi.

"BU İDDİALARLA YERYÜZÜNDE DEMOKRASİ İÇİN RİSK OLUŞTURMAYACAK BİR PARTİ BULMAK ZOR"
Venedik Kriterleri'ne göre AK Parti'nin kapatılmasını gerektirecek bir durumun ortada olmadığı belirtilen savunmada, AK Parti'nin demokrasiye yönelik yakın ya da uzak bir tehlike teşkil etmek bir yana, bu ülkenin demokratlarının yöneldiği neredeyse yegane adres haline geldiği vurgulandı. Başsavcı'nın doğrulukları bile araştırılmadan dosyaya konan gazete haberleri, bağlamlarından koparılan sözleri, tekzip edilen beyanları, yanlış çevrilen röportajlar ve tüm bunlardan çıkarılmaya çalışılan kurgusal ve
sanal sonuçları 'delil' olarak iddianameye koyduğuna işaret edilen savunmada, "Bu 'deliller' karşısında yeryüzünde demokrasi için risk teşkil etmeyecek bir siyasi parti bulmak imkansız hale gelecektir. Öte yandan iddianame, partimizi geçmiş bazı partilerin devamı olarak gösterme gayreti içindedir. Üyeler bir takım eylemler icra ediyor, fakat parti organları bunları benimsemiyorsa, parti odak haline gelmez. Yine parti yetkililerinin 'kararlılık içinde' işlenmeyen eylemleri de partiyi odak haline getirmez.
Başka bir ifadeyle, Anayasa'ya aykırı eylemleri işleyenlerin bu eylemleri süreklilik içinde ve sıklıkla tekrarlamaları zorunludur. Ayrıca, 2001 Anayasa değişikliklerinden sonra siyasi partilerin beyanlardan dolayı 'odak' haline gelmesi mümkün değildir."

HAK-PAR KARARINA ATIF
Sözlü savunmada, HAK-PAR hakkında kapatma kararına ilişkin yayınlanan gerekçeye de atıfta bulunuldu. Anayasa Mahkemesi'nin HAK-PAR'ın gerekçeli kararı ile oluşturduğu içtihadın, davayı hukuki temelden çökerttiği vurgulandı. Savunmada, "Parti kapatma davalarında yeni bir dönemi de başlatan içtihada göre, eylem kategorisi dışında kalan veriler (düşünce açıklamaları, öneriler, tüzükler, programlar, projeler ve benzerleri) hiçbir şekilde kapatmanın sebebi kılınamaz. Projelerin gerçekleşmesinde Anayasa dışı
bir yöntem benimsenmedikçe, bu gibi veriler çoğulcu demokrasinin ve ifade ve örgütlenme özgürlüğünün dokunulamaz alanlarına girmektedir. Partimiz, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde anayasa dışı bir y önteme başvurmamıştır" denildi.

"SIRADAN YARGILAMA DEĞİL, KARARINIZ YENİ YÜZYILDA MİHENK TAŞI OLACAK"
Anayasa Mahkemesi'nin sıradan bir yargılama yapmadığına vurgu yapılan sözlü savunmada, şunlar kaydedildi:
"Burada bir özel hukuk ihtilafını çözmüyoruz. Şahsi sebeplerden kaynaklanan ve sonucu da yalnızca tarafları ilgilendiren bir hukuki ihtilaf ta değil konumuz. İddianame açısından baktığımızda hukuk siyaseti yargılamaktadır. Bu dava ile ilgili vereceğiniz karar, sadece hüküm fıkrasıyla değil, yorumlarıyla, gerekçesiyle yeni yüzyılda önemli bir mihenk taşı olacaktır. Bütün düzenlemelerin ve devlet faaliyetlerinin ana istikametlerini bu davada verilecek karar belirleyecektir. Yapılacak her türlü yasal
düzenlemelere, idari tasarruflara kaynak olarak ölçü bir karar olacaktır. İfade ve örgütlenme özgürlüğü neticede Türkiye'de demokrasinin ne ölçüde var olduğu hususunu hem bize hem tüm dünyaya göstermesi bakımından tesir katsayısı yüksek bir karar olacaktır. Bu nedenle bu davanın partimizi aşan bir boyutu vardır. Ülkemizin demokratik imajı, kazanımları, itibarı, bu dava vesilesiyle içerde ve dışarıda değerlendirme ve tartışma konusu yapılacaktır. Türkiye'nin hak ve özgürlükler ve demokrasi açısından yeni
bir altyapısının oluşması vereceğiniz kararla şekillenecektir. Onun için sıradan bir dava olmadığını söyledim."

"ÖRDEK" BENZETMESİ
Vatandaşlığın 'Aslen verilenle yetinmeyen, talep eden, tenkit eden, itiraz eden, protesto eden, yargılayan aktif bir aidiyeti ifade eden statüdür' şeklinde tanımının da yapıldığı sözlü savunmada, vatandaşların yeni taleplerinin olmasının doğal olduğuna vurgu yapıldı. "Şimdi neden yeni taleplerde bulunuyorsunuz diyemeyiz. Yani vatandaşa teba muamelesi yapamayız. Bu çağdışılıktır. Çağı anlamamak, onun gereklerini iyi kavramamaktır" denilen savunmada, şu tespitler yer aldı:
"Eğer bizler, hukuku yapanlar ve uygulayanlar her özgürlük talebini 'rejimi yıkma teşebbüsü', 'laikliğe karşı tavır' olarak algılayarak, laiklik ve rejim karşıtı söz ve açıklamalar olarak değerlendireceksek, şu an sahip olduklarımızın bir kısmını hak etmemişiz demektir. Çünkü bugün sahip olduklarımız dünün talepleriydi. Dünün yasaklarıydı. Talep edenler oldu, bedel ödeyenler oldu. Şimdi biz bunları kullanıyoruz. Sansürün kalkması, sendikaların, partilerin ortaya çıkması, ceza mevzuatında eskiden var olup
şimdi olmayan bir çok madde vs. Bence bu davanın temeli zayıf, hareket noktası yanlıştır. Endişeler ve vehimler dava konusu haline getirilmiş. Ortada delil yok. Delil diye eklenenler ise gazete alıntıları, tek yanlı yorumlar. Bunlara biraz sonra temas edeceğim. Demokrasi bir anlamda toleranstır, çoğulculuktur. Çok farklı, çok zıt fikirlerin, çıkarların ve bunların taraftarlarının bir arada yaşamasına imkan veren bir siyasi iklimdir. Hukuk da bunun çerçevesini çizer. Bu çerçeve çelikten değildir. Esnektir,
değişime yatkındır. Demokratik toplumlar alıngan da değildir. Hava bulutlu iken 'vay bana niye ördek dedin'e giden çarpık bir mantık zinciri yoktur. Bir halk değimiyle 'leblebiden nem kapmak' da yoktur. Olaya böyle bakmaz isek her konuşmadan, her talepten, her tenkitten, rejime yönelik bir tehdit algılaması yapabiliriz. Ama bu ne kadar gerçeky çi olur, ya da ne kadar doğru olur? Öyle bir sistem içinde siyaset yapmak ne kadar mümkündür? Bu ve benzeri davalarda şahsen konuşmakta zorlanıyorum. Neden? Çünkü
neyi söylersem acaba iddia makamı, bunu dava konusu yapacak? diye endişeleniyorum. İşin bir de bu yanı var. Diğer bir yanı ise konuşan kişiye göre muamelede. Çok ileri bazı lafları bazılarımız söylersek hiçbir işlem yok, hiçbir mahzur yok. Aynı konuda başka birileri söylerse, hatta daha düşük bir seviyede söylerse hemen dava konusu yapmak. Bu davanın en garip ve en anlaşılmaz yanlarından birisi de budur."

Güncellenme Tarihi : 15.5.2016 08:07

İLGİLİ HABERLER