İŞTE F TİPİ CEZAEVİNDE YAŞAM
Başlarken...
Hatırlarsınız; Karagümrük Çetesi lideri "Nuriş" lakaplı Nuri Ergin 1.5 ay önce mahkemede "Hapisanelerde belki ceketimiz olmamıştır ama silahımız hep olmuştur" demişti. Ben de "Silahı belinde, hem de cezaevinde" başlıklı bir yazıyla devletin bu kadar acz içinde gösterilmesine duyduğum tepkiyi dile getirmiştim.
Bunun üzerine Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Kenan İpek aramış, "F tipi cezaevinde kalan birinin 'Silahım var' demesine gülüp geçerim. Bu şahıs şov yapıyor" demişti.
Kenan İpek beni bu tutuklunun kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi'ne de davet etmişti...
Hemen kabul ettim ve izinlerin ardından geçen cuma gününü muhabir arkadaşım İlker Akgüngör'le "hapiste"geçirdim... Kenan Bey rahatsız olduğu için bana Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Kenan Hamurcu ile Edirne Cumhuriyet Başsavcısı Şenol Yılmaz rehberlik etti. Edirne F Tipi İnfaz Kurumu'nu ve Edirne Açık Ceza İnfaz Kurumu'nu gezdik... Neyalan söyleyeyim, gördüklerim cezaevleri konusundaki tüm düşüncelerimi değiştirdi. Patlayan şiddetin, cezaevlerimizdeki "standart" yükselmesinden kaynaklandığını bile düşünmeye başladım... Neden mi? O zaman buyrun, başlayalım!
Yol tahminimden uzun sürdü. Arabamız Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun önüne park ettiğinde, içeride neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Biraz heyecan, biraz korku (yalana gerek yok), çokça da merak içindeydim...
Evet, korkuyordum; çünkü özellikle siyasi tutuklu ve hükümlülerin bu tip cezaevlerine gelmemek için beş yıl önce yaptıkları eylemler, o eylemlerde hayatlarını kaybeden tutuklu ve hükümlüler, infaz görevlileri, jandarma erleri aklımdan çıkmamıştı...
Siyasi tutuklu ve hükümlüler F tipi cezaevlerine geçmek istemiyorlardı, komün hayatı yaşadıkları 80-100 kişilik koğuş sisteminin sürmesinden yanaydılar. O koğuşları terk edip, F tipi cezaevlerindeki birer ya da üçer kişilik odalara gitmeyi uzun süre kabullenemediler. Bu odaları "tecrit" olarak nitelendirip, ölüm orucuna başladılar... 100'den fazla genç bu yüzden öldü. Bugün bile ölüm orucuna devam eden 2 hükümlü bulunuyor...
Biyometri cihazı
Bu duygularla cezaevi nizamiyesinden içeri girdiğimde görevliler bana banka veznesi gibi bir yeri göstererek, önündeki sandalyeye oturmamı söylediler. Baktım; Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Kenan İpek de bir başka Vezne'nin önündeki sandalyeye oturmuş, kimlik kaydını yaptırıyor. Bir yandan da "Bu cezaevlerindeki kurallar herkes için geçerlidir" diye bana dert anlatıyor. Kayıt işlemi bitince metal bir alete elimizi koymamızı istediler. Aletin adı "el biyometri cihazı" imiş. Elimizin haritasını çıkarıyormuş.
Bu işlem bitince her birimize manyetik kart verdiler. İnsan boyundan yüksek turnikelerin önüne gidip, önce bu kartları okuttuk, sonra da elimizi bir başka biyometri cihazına göstererek içeriye girmeyi başardık... Bu kez de x-ray cihazından geçme faslı başladı... Telefonlarımızı girişteki güvenliğe emanet etmiştik; kalan tüm metal eşyalarımızdan da burada arınarak "saf ve temiz" olduğumuzu kanıtlamaya çalıştık... Ben bir çırpıda yaptım ama Kenan Bey ve foto muhabiri kardeşim İlker oldukça zorlandı... Biyometri cihazıyla muhabbetimiz bir türlü bitmek bilmedi; bölümler arasında dolaşırken durmadan elimizi gösterdik, turnikeleri dördürebilmek için...
1.1 mahkuma 1 görevli
Güvenlik duvarını aştıktan sonra kalabalık bir heyetle tek tek tanıştık. Vakit öğleye yaklaşıyordu, bu yüzden bizi hemen yemekhaneye götürdüler. Yemek masasında, cezaevi hakkında bilgiler aldık. F tipi cezaevlerinde olduğu gibi burada da 369 tutuklu ve hükümlü barınabiliyordu. Ama şu anda 127 tutuklu, 104 de hükümlü vardı. Yani toplam 231 kişi... Personelin sayısı da aşağıya değildi. 161'i infaz ve koruma memuru, tam 204 kişiydiler.
Özel hayata saygı
Yemeğimizi yedikten sonra cezaevi müdürünün odasına geçtik. Müdür bey masasındaki ekran aracılığıyla cezaevinin tüm ortak kullanım alanlarını izleyebiliyordu. Bunu da benim diyen televizyon kuruluşlarının bile sahip olmadığı modern bir "ana kumanda merkezi"yle yapıyordu. Yüzlerce kamera 24 saat kayıt yapıyor, bunlar 6 ay saklanıyordu. İzlenmeyen tek mekân ise odalardı. Çünkü buralar "özel yaşam mekânları"ydı ve izlenmesi uygun değildi.
Nuriş'in görüntüleri
İdari bölümleri gezerken önce reviri dolaştık. Bütün acil müdahaleler ve kan, idrar testleri yapılabiliyor, 30'a yakın yatak bulunuyordu. Tutuklu ve hükümlüler, sağlık kotrolünden geçirilmeden içeriye kabul edilmiyordu. Her birinin özel dosyası vardı.
Revir "teftişimiz" bitince "ana kumanda merkezi"ne gittik. Nuriş hakkındaki yazımı okuyan infaz koruma memuru arkadaşlar hemen, "Bizi çok üzdünüz" diye söze girdiler ve bir bandı izlettirdiler. Bantta Nuriş'in son duruşma için İzmir'e gönderilirken ve dönüşünde güvenlik kontrolü görüntüleri vardı. Nuriş duruşmaya giderken, "Belki başka cezaevine gönderirler" düşüncesiyle buzdolabını, TV'sini bile almıştı. Önce bunlar tek tek söküldü, diğer bütün özel eşyaları x-ray'den defalarca geçirildi; en son kemerini çıkarıp cihazdan geçti.
Görüntüler bitince aynı infaz koruma memuru, "Bu koşullarda cezaevine giren ve çıkan bir insan, nasıl belinde silah taşır?" dedi. Sonra hep bir ağızdan neden böyle söylediğini yorumladılar: "Gündemden düştüğü için böyle söylemiş olabilir."
Nefis yemekler...
Bizim şerefimize mi bilinmez ama menüde nefis bir ezogelin çorbası, pirinç pilavı, tavuk şnitzel ve kalburabastı tatlısı vardı. Cezaevindeki bütün personel ve tutuklular aynı yemeği yiyordu. Odalarda yemek yapılması yasaktı. Koridorlardan geçerken, mahkumların yaptığı muhteşem tablolar da dikkatimizden kaçmadı.
İddialara son veren sistem
24 saat boyunca kayıt yapan kameralı takip sistemi hem güvenliğin en üst düzeyde olmasını sağlıyor; hem de bazı art niyetli tutuklu ve hükümlülerin 'Şiddet görüyoruz' iddiasında bulunmalarını olanaksız hale getiriyor. Çünkü cezaevi personelinin attığı her adım, bu kameralarla izleniyor ve kaydediliyor.
Gardiyan yok, infaz memuru var!
Nerede bir infaz memuru görsek, aynı sözleri işittik:
"Aman bizden gardiyan diye söz etme... Biz infaz ve koruma memuruyuz."
İnfaz memurlarının yakındığı bir diğer konu ise maaş ve sosyal hakları: "Polisler kadar eğitim
görüyoruz, onların bir-iki gün karşılaştıkları insanlarla biz bir ömür geçiriyoruz ama onların yıpranmaları var, bizim yok... Üstelik bizimkinin iki katına yakın maaş alıyorlar."
Amirlerine çaktırmadan "Yazar mısın?" diye ısrar ettiler, yazdım...
(Mustafa MUTLU-VATAN)
Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 09:07