Gündem
  • 29.5.2002 12:09

JEOFİZİK KURUMU YÖNETİM KURULU ÜYESİ AYDIN BÜYÜKSARAÇ'TAN ULUSAL DEPREM KONSEYİ RAPORUNA ELEŞTİRİLER...

KAYNAK : Haber Vitrini ANKARA/Jeofizik Kurumu Yönetim Kurulu üyesi Yüksek Mühendis Aydın Büyüksaraç,Ulusal Deprem Konseyi'nin raporuyla ilgili ciddi kaygıları olduğunu bildirdi.Büyüksaraç,"Seçilen uzmanların uzmanlık konuları en başından tartışmalıdır. Yirmi kişilik konsey içerisinde deprem bilim (Sismoloji) konusunda eğitim almış yalnızca iki uzman vardır.UDK’nin oluşturulma biçimi de bu gerçekten bağımsız değildir.Kamuoyuna güvenilir bilgi zamanında ulaştırılamamıştır.UDK dağın doğurduğu faredir. Derhal görevine son verilmeli, bunun yerine “Ulusal Deprem Tehlike Belirleme Kurulu oluşturulmalıdır" dedi. İŞTE AYDIN BÜYÜKSARAÇ'IN ELİŞTİRİLERİ; İki yıl önce Başbakanlık emri ile üyelerinin nasıl seçildiği anlaşılmadan oluşturularak çalışmalarına başlayan, bugüne kadar hemen hemen hiç etkinliğine şahit olmadığımız Ulusal Deprem Konseyi (UDK), yaklaşık on gün önce bir rapor yayınladı. Raporun önsözü, UDK Başkanı Prof. Dr. Tuğrul TANKUT imzalı. Konseyin görevleri dört bölümlü olarak niteleniyor; Kamuoyuna güvenilir bilgi vermek, öncelikli araştırma alanları belirlemek, kamu yetkililerine danışmanlık yapmak, etik konularıyla ilgili başvuruları değerlendirmek. İki yıl boyunca yapılan çalışmalar iki kavram üzerinde yoğunlaştırılmış; Deprem zararlarının Azaltılması ve Deprem Sonrası Afet Yönetimi. Buraya kadar olağan bir rapor içeriğinden bahsedilirken, birden ilginç ifadelere yer veriliyor. “ Deprem öncesinde yapılması gereken ve Türkiye’de sahipsiz kalmış görünen zarar azaltma çalışmaları, geniş kapsamlı olup çok sayıda alanı ilgilendirmekte ve yoğun etkileşimli bir çok işlemin gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Raporda, bunlar ele alınıp irdelenmekle birlikte, ilgili tüm konuların derinlemesine incelendiği söylenemez. Konsey üyesi uzmanların yakından bildikleri konulara raporda doğal olarak, daha fazla ağırlık verilmekte, çok yakından bilinmeyen konularda ise, yanıltıcı olabilecek görüşler belirtilmesinden kaçınmaya özen gösterilmektedir.” Bu sözler UDK Başkanı’na ait. Burada amaç elbette polemik yapmak, sözler üzerinde durmak değil. Ancak, sözler o kadar ilginçki bunların üzerinde durulması gerekiyor. Öncelikle zarar azaltma çalışmalarının sahipsizliğinden bahsediliyor. Oysa deprem zararlarının azaltılması kavramı ne Türkiye ne de dünya için yeni bir kavram değildir. Bu kavram ve uygulamaları yıllarca Türkiye’de oturtulmaya çalışılmış, uzmanlaşmalar oluşmuş ancak Türkiye’nin siyasi ve bürokratik değirmeni, uzmanları öğütmeyi başarmıştır. Bu konu sahipsiz kalmamıştır. Diğer bir ifadede raporda ele alınan konuların derinlemesine irdelenmediği söylenmektedir. Konusunda uzman yirmi kişi eğer iki yıl sonunda derinlemesine bir rapor hazırlayamıyorsa, bu konuda epeyce düşünmek gereklidir. Yoksa bu konuda da dışarıdan uzman desteğine mi ihtiyaç duyulmaktadır? Ya da sayın başkanın ifade ettiği gibi seçilen uzmanların yakından bildikleri konular depremle ilgili değil midir? Seçilen uzmanların uzmanlık konuları en başından tartışmalıdır. Yirmi kişilik konsey içerisinde deprem bilim (Sismoloji) konusunda eğitim almış yalnızca iki uzman vardır. Diğer uzmanların bir kısmı daha sonra deprem bilimle ilgilenmeye başlamış, bir kısmı ise 1999 yılı depremlerinden sonra kamuoyunda ortaya çıkan depremin popülaritesi üzerine depremci olmuşlardır. Aslında UDK Türkiye’nin çarpık personel rejiminin bir aynası gibidir. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de ziraat mühendisleri, bir tarih ve kültür ülkesi olan Türkiye’de arkeologlar, bir maden ülkesi olan Türkiye’de maden mühendisleri ve bir deprem ülkesi olan Türkiye’de jeofizik mühendisleri işsizdir ya da başka alanlarda çalışmaktadırlar. UDK’nin oluşturulma biçimi de bu gerçekten bağımsız değildir. Önsözde ilerlemeye devam edip bir sonraki paragrafa bakıldığında, bir “durum saptaması” ifadesi göze çarpmaktadır. Deprem sorunu ile ilgili eksiklik ve aksaklıklardan bahsedilmekte ve bu aksaklıkların giderilmesi için hangi kuruluşların çalışması gerektiği anlatılmaktadır. Ayrıca raporun bir eylem değil bir strateji raporu olduğu vurgulanmaktadır. Yani UDK iş değil iki yıl sonunda laf üretmiştir. Ülkenin lafa değil işe ihtiyacı vardır. İlgili kurum ve kuruluşların katılımıyla gerçekleştirilmesi gereken geniş kapsamlı çalışma, panel vb etkinliklerle konu tartışılmalıdır denilmektedir. Buradan somut öneriler çıkarılması hedeflenmektedir. İşin bu kısmı zaten üç yıldır Türkiye’de yapılan tek şeydir. Televizyonlar, gazeteler, dergiler hergün farklı bir uzman kanalıyla, Türkiye’de depremi tartışmaktadır. UDK, tüm bu gelişmelerin gerisinde kalarak, halkın beklentilerinin ötesinde tekrar depremi tartışmayı önermektedir. Bugün artık Türkiye’de tartışılmaya başlanan konular, UDK’nin çok ilerisindedir. Ancak UDK, bunları tartışıp kamuoyuna sunana kadar atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş ve ülkede depremlerin afete dönüşeceği beklentisi egemen olmuştur. Bugün artık pekçok valilik, belediye, arama kurtarma ekiplerini oluşturmuşlar, kazma kürek yığınaklarını tamamlamışlardır. Bunlar için de ülkenin kıt kaynakları tüketilmiştir. Yani devlet UDK’ni beklemeye tahammül edemeden afet hazırlığı yapmıştır. UDK raporunda deprem zararlarının azaltılmasından bahsederken, afet sonrası düzenlemeleri ikinci planda tutmaktadır. Buradaki çelişki çok çarpıcıdır. Başbakanlık tarafından oluşturulan bir konsey, konusuyla ilgili bir konuda hükümete yapılan düzenlemelerin yönünün yanlış olduğunu bildirmemiştir. Olayın bu yönünden konu ele alındığında diğer çarpıcı bir nokta ortaya çıkmaktadır. Başbakanlığın konuyla ilgili baş danışmanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’dır. Işıkara konsey üyesi değildir. Başbakanlık Işıkara’ya danışmaktadır. Peki UDK ne işe yaramaktadır? Bütün bu eleştiriler biraraya getirilip başta tanımlanan UDK’nin görevleri ele alındığında ulaşılan sonuçlar şöyle özetlenebilir: 1- Kamuoyuna güvenilir bilgi zamanında ulaştırılamamıştır. Oluşan depremler sonrası tek görüş bildirmeyen kurum neredeyse UDK olmuştur. UDK kamuoyuna bilgi aktarmak yerine bazı üyeleri aracılığıyla yurtdışından getirilen ve Marmara Denizi’nde araştırma yaptırılan gemilerin kısa süreli yapısal incelemelerine dayalı deprem büyüklüğü ve hatta zamanı konusunda tahminlerde bulunmuştur. Bu yolla kamuoyu beklenti içine sokulmuş ve yanlış yönlendirilmiştir. 2- Gündemde olan yasa tasarıları, yerleşim yerlerinin deprem tehlikeleri, deprem zararlarının azaltılması gibi konularda kamu kuruluşları, UDK’nin danışmanlığına başvurmamıştır. UDK böyle bir sorumluluk içine girmemiştir. 3- Öncelikli araştırma konusu olması gereken deprem zararlarının azaltılması, depreme dayanıklı yapı tasarımı, zarar vermeden yapı incelemeleri, yer davranışının yapı tasarımındaki önemi, metropollerden başlayarak yerleşim yerlerinde yapıların incelenmesi gibi konular, yerine belediye ve valilikleri tarafından yapılan arama kurtarma yığınaklarına göz yumulmuş, yapılan harcamaların gereksizliği UDK tarafından ilgililere anlatılmamıştır. 4- UDK’ni oluşturan bazı uzmanların kendi konularında uzman olmaları, deprem bilim (Sismoloji) konusunda uzman olmamaları nedeniyle ortaya çıkan etik inceleme konusu, konseyin kendi iç sorunu haline geldiğinden yumuşak karın niteliğinde olmuş, bu nedenle televizyon, ve basında yeralan deprem konusunda konuşan kişilerin etik davranış içinde olup olmadığı konusunda herhangi bir yorum getirilememiştir. UDK dağın doğurduğu faredir. Derhal görevine son verilmeli, bunun yerine “Ulusal Deprem Tehlike Belirleme Kurulu oluşturulmalıdır. Ülke genelinde bilinen ve toplanan veriler ışığında kurul Başbakanlığa bilgi aktarmalıdır. Dünyadaki örnekler de böyle bir kurulun var olması yönündedir. Türkiye’nin eksik ve aksaklıklarının belirlenip kamuoyuna duyurulduğu, bir konseye ihtiyaç yoktur. Bu görev sivil toplum kuruluşlarınca yapılmaktadır. Doğru olan ilgili kuruluşların desteklenerek yetkilendirilmesi ve gerçek uzmanların bu kuruluşlarda çalıştırılmasıdır. Saygılarımla kamuoyuna duyurum. Aydın BÜYÜKSARAÇ Jeofizik Yük. Müh. Jeofizik Kurumu Yön. Krl. Üyesi Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 17:01

İLGİLİ HABERLER