JEOFİZİK KURUMU YÖNETİM KURULU ÜYESİ AYDIN BÜYÜKSARAÇ'TAN ULUSAL DEPREM KONSEYİ RAPORUNA ELEŞTİRİLER...
KAYNAK : Haber Vitrini
ANKARA/Jeofizik Kurumu Yönetim Kurulu üyesi Yüksek Mühendis Aydın Büyüksaraç,Ulusal Deprem Konseyi'nin raporuyla ilgili ciddi kaygıları olduğunu bildirdi.Büyüksaraç,"Seçilen uzmanların uzmanlık konuları en başından tartışmalıdır. Yirmi kişilik konsey içerisinde deprem bilim (Sismoloji) konusunda eğitim almış yalnızca iki uzman vardır.UDK’nin oluşturulma biçimi de bu gerçekten bağımsız değildir.Kamuoyuna güvenilir bilgi zamanında ulaştırılamamıştır.UDK dağın doğurduğu faredir. Derhal görevine son verilmeli, bunun yerine “Ulusal Deprem Tehlike Belirleme Kurulu oluşturulmalıdır" dedi.
İŞTE AYDIN BÜYÜKSARAÇ'IN ELİŞTİRİLERİ;
İki yıl önce Başbakanlık emri ile üyelerinin nasıl
seçildiği anlaşılmadan oluşturularak çalışmalarına
başlayan, bugüne kadar hemen hemen hiç etkinliğine
şahit olmadığımız Ulusal Deprem Konseyi (UDK),
yaklaşık on gün önce bir rapor yayınladı. Raporun
önsözü, UDK Başkanı Prof. Dr. Tuğrul TANKUT imzalı.
Konseyin görevleri dört bölümlü olarak niteleniyor;
Kamuoyuna güvenilir bilgi vermek, öncelikli araştırma
alanları belirlemek, kamu yetkililerine danışmanlık
yapmak, etik konularıyla ilgili başvuruları
değerlendirmek.
İki yıl boyunca yapılan çalışmalar iki kavram üzerinde
yoğunlaştırılmış; Deprem zararlarının Azaltılması ve
Deprem Sonrası Afet Yönetimi. Buraya kadar olağan bir
rapor içeriğinden bahsedilirken, birden ilginç
ifadelere yer veriliyor. “ Deprem öncesinde yapılması
gereken ve Türkiye’de sahipsiz kalmış görünen zarar
azaltma çalışmaları, geniş kapsamlı olup çok sayıda
alanı ilgilendirmekte ve yoğun etkileşimli bir çok
işlemin gerçekleştirilmesini gerektirmektedir.
Raporda, bunlar ele alınıp irdelenmekle birlikte,
ilgili tüm konuların derinlemesine incelendiği
söylenemez. Konsey üyesi uzmanların yakından
bildikleri konulara raporda doğal olarak, daha fazla
ağırlık verilmekte, çok yakından bilinmeyen konularda
ise, yanıltıcı olabilecek görüşler belirtilmesinden
kaçınmaya özen gösterilmektedir.”
Bu sözler UDK Başkanı’na ait. Burada amaç elbette
polemik yapmak, sözler üzerinde durmak değil. Ancak,
sözler o kadar ilginçki bunların üzerinde durulması
gerekiyor. Öncelikle zarar azaltma çalışmalarının
sahipsizliğinden bahsediliyor. Oysa deprem
zararlarının azaltılması kavramı ne Türkiye ne de
dünya için yeni bir kavram değildir. Bu kavram ve
uygulamaları yıllarca Türkiye’de oturtulmaya
çalışılmış, uzmanlaşmalar oluşmuş ancak Türkiye’nin
siyasi ve bürokratik değirmeni, uzmanları öğütmeyi
başarmıştır. Bu konu sahipsiz kalmamıştır. Diğer bir
ifadede raporda ele alınan konuların derinlemesine
irdelenmediği söylenmektedir. Konusunda uzman yirmi
kişi eğer iki yıl sonunda derinlemesine bir rapor
hazırlayamıyorsa, bu konuda epeyce düşünmek
gereklidir. Yoksa bu konuda da dışarıdan uzman
desteğine mi ihtiyaç duyulmaktadır? Ya da sayın
başkanın ifade ettiği gibi seçilen uzmanların yakından
bildikleri konular depremle ilgili değil midir?
Seçilen uzmanların uzmanlık konuları en başından
tartışmalıdır. Yirmi kişilik konsey içerisinde deprem
bilim (Sismoloji) konusunda eğitim almış yalnızca iki
uzman vardır. Diğer uzmanların bir kısmı daha sonra
deprem bilimle ilgilenmeye başlamış, bir kısmı ise
1999 yılı depremlerinden sonra kamuoyunda ortaya çıkan
depremin popülaritesi üzerine depremci olmuşlardır.
Aslında UDK Türkiye’nin çarpık personel rejiminin bir
aynası gibidir. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de
ziraat mühendisleri, bir tarih ve kültür ülkesi olan
Türkiye’de arkeologlar, bir maden ülkesi olan
Türkiye’de maden mühendisleri ve bir deprem ülkesi
olan Türkiye’de jeofizik mühendisleri işsizdir ya da
başka alanlarda çalışmaktadırlar. UDK’nin oluşturulma
biçimi de bu gerçekten bağımsız değildir.
Önsözde ilerlemeye devam edip bir sonraki paragrafa
bakıldığında, bir “durum saptaması” ifadesi göze
çarpmaktadır. Deprem sorunu ile ilgili eksiklik ve
aksaklıklardan bahsedilmekte ve bu aksaklıkların
giderilmesi için hangi kuruluşların çalışması
gerektiği anlatılmaktadır. Ayrıca raporun bir eylem
değil bir strateji raporu olduğu vurgulanmaktadır.
Yani UDK iş değil iki yıl sonunda laf üretmiştir.
Ülkenin lafa değil işe ihtiyacı vardır. İlgili kurum
ve kuruluşların katılımıyla gerçekleştirilmesi gereken
geniş kapsamlı çalışma, panel vb etkinliklerle konu
tartışılmalıdır denilmektedir. Buradan somut öneriler
çıkarılması hedeflenmektedir. İşin bu kısmı zaten üç
yıldır Türkiye’de yapılan tek şeydir. Televizyonlar,
gazeteler, dergiler hergün farklı bir uzman kanalıyla,
Türkiye’de depremi tartışmaktadır. UDK, tüm bu
gelişmelerin gerisinde kalarak, halkın beklentilerinin
ötesinde tekrar depremi tartışmayı önermektedir. Bugün
artık Türkiye’de tartışılmaya başlanan konular,
UDK’nin çok ilerisindedir. Ancak UDK, bunları tartışıp
kamuoyuna sunana kadar atı alan Üsküdar’ı çoktan
geçmiş ve ülkede depremlerin afete dönüşeceği
beklentisi egemen olmuştur. Bugün artık pekçok
valilik, belediye, arama kurtarma ekiplerini
oluşturmuşlar, kazma kürek yığınaklarını
tamamlamışlardır. Bunlar için de ülkenin kıt
kaynakları tüketilmiştir. Yani devlet UDK’ni beklemeye
tahammül edemeden afet hazırlığı yapmıştır. UDK
raporunda deprem zararlarının azaltılmasından
bahsederken, afet sonrası düzenlemeleri ikinci planda
tutmaktadır. Buradaki çelişki çok çarpıcıdır.
Başbakanlık tarafından oluşturulan bir konsey,
konusuyla ilgili bir konuda hükümete yapılan
düzenlemelerin yönünün yanlış olduğunu bildirmemiştir.
Olayın bu yönünden konu ele alındığında diğer çarpıcı
bir nokta ortaya çıkmaktadır. Başbakanlığın konuyla
ilgili baş danışmanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’dır.
Işıkara konsey üyesi değildir. Başbakanlık Işıkara’ya
danışmaktadır. Peki UDK ne işe yaramaktadır?
Bütün bu eleştiriler biraraya getirilip başta
tanımlanan UDK’nin görevleri ele alındığında ulaşılan
sonuçlar şöyle özetlenebilir:
1- Kamuoyuna güvenilir bilgi zamanında
ulaştırılamamıştır. Oluşan depremler sonrası tek görüş
bildirmeyen kurum neredeyse UDK olmuştur. UDK
kamuoyuna bilgi aktarmak yerine bazı üyeleri
aracılığıyla yurtdışından getirilen ve Marmara
Denizi’nde araştırma yaptırılan gemilerin kısa süreli
yapısal incelemelerine dayalı deprem büyüklüğü ve
hatta zamanı konusunda tahminlerde bulunmuştur. Bu
yolla kamuoyu beklenti içine sokulmuş ve yanlış
yönlendirilmiştir.
2- Gündemde olan yasa tasarıları, yerleşim yerlerinin
deprem tehlikeleri, deprem zararlarının azaltılması
gibi konularda kamu kuruluşları, UDK’nin
danışmanlığına başvurmamıştır. UDK böyle bir
sorumluluk içine girmemiştir.
3- Öncelikli araştırma konusu olması gereken deprem
zararlarının azaltılması, depreme dayanıklı yapı
tasarımı, zarar vermeden yapı incelemeleri, yer
davranışının yapı tasarımındaki önemi, metropollerden
başlayarak yerleşim yerlerinde yapıların incelenmesi
gibi konular, yerine belediye ve valilikleri
tarafından yapılan arama kurtarma yığınaklarına göz
yumulmuş, yapılan harcamaların gereksizliği UDK
tarafından ilgililere anlatılmamıştır.
4- UDK’ni oluşturan bazı uzmanların kendi konularında
uzman olmaları, deprem bilim (Sismoloji) konusunda
uzman olmamaları nedeniyle ortaya çıkan etik inceleme
konusu, konseyin kendi iç sorunu haline geldiğinden
yumuşak karın niteliğinde olmuş, bu nedenle
televizyon, ve basında yeralan deprem konusunda
konuşan kişilerin etik davranış içinde olup olmadığı
konusunda herhangi bir yorum getirilememiştir.
UDK dağın doğurduğu faredir. Derhal görevine son
verilmeli, bunun yerine “Ulusal Deprem Tehlike
Belirleme Kurulu oluşturulmalıdır. Ülke genelinde
bilinen ve toplanan veriler ışığında kurul
Başbakanlığa bilgi aktarmalıdır. Dünyadaki örnekler de
böyle bir kurulun var olması yönündedir.
Türkiye’nin eksik ve aksaklıklarının belirlenip
kamuoyuna duyurulduğu, bir konseye ihtiyaç yoktur. Bu
görev sivil toplum kuruluşlarınca yapılmaktadır. Doğru
olan ilgili kuruluşların desteklenerek
yetkilendirilmesi ve gerçek uzmanların bu kuruluşlarda
çalıştırılmasıdır.
Saygılarımla kamuoyuna duyurum.
Aydın BÜYÜKSARAÇ
Jeofizik Yük. Müh.
Jeofizik Kurumu Yön. Krl. Üyesi
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 17:01