Yaşam
  • 24.4.2009 03:09

'KARNIMDAN ÇIKAN KARNIMDAN ÇIKANI VURDU!..'

İŞTE ABİSİ YENGESİ VE ÇOCUKLARINI KATLEDEN KARDEŞ CİNNETİNİN PERDE ARKASI...

* Çatalca'da öz ağabeyi ve 4 yeğeniyle, yengesini katleden Necdet E. gönderildiği cezaevinde herkese: "Bana gizli bir emir geldi. Kulağıma fısıldadılar, öldürdüm" diyor.

* Deneyimli gardiyanlar: "Bu adam 46 raporu almak için deli taklidi yapıyor", muayene eden doktorlar ise "Paranoid şizofreni belirtisi gösteriyor" diyorlar

* Ölen çocuklardan ikisinin bandosunda görev yapıp şiirler okuyacağı Hallaççı İlköğretim Okulu'nda 23 Nisan etkinlikleri iptal edildi. Sadece bayrak töreni yapılıp İstiklal Marşı okundu

* Öldürülenler arasındaki yenge İlknur E. aslen Bitlisli. Cenaze günü önce Adli Tıp'a sonra da köy mezarlığına gelen 150 kişilik Bitlisli aşiret üyelerinden bazıları köylüleri tehdit etti.

* Aşiret, "Bir kızımızı koruyamadınız. Bu burada bitmez. Kana kan cana can" deyince tedirginlik doğdu. Jandarma muhtemel bir olaya karşı köye sivil korumalar yerleştirdi.



Çatalca ormanları meşelik, kayınlık, gürgenlik... Yani sert, düzgün ve odun kömürü üretmeye en uygun ağaçlarla dolu. İşte bu yüzden Çatalca köylerinde yüz yıllardır torluklarda, yani üzeri toprakla örtülü ilkel ocaklarda hüner gösterir bölge ahalisi. "Kaymak gibi" dedikleri türden odun kömürü yapar oralarda. Torlakta işleyen köylünün yüzü, gözü, eli, bileği, esvabı, urbası mülemma kömür karası kesilir. Gözlerinin akından gayrı beyaz yeri kalmaz. Ve bu yüzdendir ki mıntıkada üstü başı zift rengi dolaşanlar gocunmaz bilakis afilenir, çalım satar, "Amma da çalışkanım bak" der gibisinden gezenir. Hallaççı Köyü de Çatalca köylerinden biri. Orada da insanların çoğu torlakta büyümüş.

BÖYLESİ KARA GÖRÜLMEDİ
Gel gör ki; talihin de yazgının da günün de yüzün de böyle karasını, kararmışını hiç görmemişler bugüne dek. Bebeliğinden beri bilip tanıdıkları, karıncaezmez bir delikanlı, evveli pazar gecesi "kafayı sıyırttırıvermiş" aniden. Dom Dom kurşunlu av tüfeği, 14'lü tabanca ve komando bıçağı marifetiylen abisiyle, yengesigili, onların 4 sabi sübyan yavrusunun tekmilini yani öz yeğenlerini vurmuş, kesmiş, katletmiş...

Kurduğu her cümlenin başında ağır yeminler ediyor bu adam. Oysa anlattıklarının doğruluğu yemininden çok, sesinden, sözlerinden, halinden belli oluyor. Diyor ki; "Beşiktaş'ın maçını izliyordum kahvede. İlk devre bitti bu Necdet geldi. Abisi İsmet zaten kahvedeydi. 3 sene evvel ölmüş babalarından sonra epey bir kavgaya tutuştuydu bunlar. Araları soğuktu. Selamlaşmadılar bile. Elinde bir kablo vardı İsmet abisinin. Soğuk demir ustasıydı ya, birilerinin penceresine koruma demiri yapmış, gelmişti. Bu kardeşi gene ha babam çekirdek yer durur. Zaten işi gücü sabahtan akşama çekirdek çitlesin, batak oynasın, KDV'li 51 oynasın bu...

"LÜÜÜM ETTİ PATLADI"
Seneler var ki ne bir baltaya saptır ne bir şey. Ama saygılıdır, içkisi, küfrü, terbiyesizliği yoktur. Uzaktan akraba gelir bize. Zaten köyün yarısı akrabadır bizde be ya. Kuran hakkı için aklımızdan geçmedi büle bir şey. Benim ev te karşıda. Maç bitti dağıldık, geçtim karşıya, ne vakit ki bahçe kapımdan içeri gireceğim arkası arkası lüüüm etti bir şey. Baktım bağırış çağırış da var, büle kamburumu çıkararaktan seğirttim o tarafa. Koştum ki anam ne göreyim, İsmet büle yere secde eder gibi kapaklanmış duruyor. Ne zaman ki öbür tarafına dolandım yüzünün o tarafını yok olmuş gördüm. Tarlamıza dadanan domuzlara kullandığımız domdom bilyesi koymuş fişeklerine vicdansız.

SİLAHLARI YERE ATTI
Orada kızancıklar vardı, sinmişler ama görmüşler. Dediler "Necdet vurdu abisini". Av tüfeğiylen vurdu hem de tabancaylan. Koşmuş kaçmış dediler. Biz panik panik şaşırmışız, ne yapacağımızı bilemezken bir de ne olsun. Allah bir hakkı için çata pat gibi silah sesleri gelir evden doğru. Ev dediğim İsmet'in evi, te 100 metre aşağısı. 10 dakka geçti geçmedi, baktım karanlıkların içinden bu geliyor kovboy gibi. Bir elinde çift kırma tüfeng öbüründe kocaman 14'lü. Donduk kaldık, kıpırdayamadık korkudan. Geldi geldi tam yanımıza varınca şöyle bir cakalanaraktan tüfeği de tabancayı da yanımıza doğru yere fırlattı. O zaman gençlerden 2-3 kişi atıldı üzerine de kollarından tutup çöktürdüler yere. Dedim "Oğlum ne yaptın bee?" Dedi "Olacağı buydu, hak yerini buldu. Bitirdiler beni, bitirdim onları".

YÜZÜNÜ YIKADIK
Musaf çarpsın bak o kadar ki şaşırmışız, şoktayız. Aldık bi de eve soktuk onu. Yüzüne filan su çaldık. Jandarmaya haber etmişiz ya, vakit kazanıyoruz ki gelip alalar. Derken muhtar geldi. Dedim "Bu gitti bir de evin önünde atış yaptı. Korkuttu çoluk çocuğunu da İsmet'in, gidip teskin edelim, haberi usulünce verelim." Gittik. Amanın kapıya vardık ki, bu manyak dipçikle camı hafiften kırmış, elini sokup kendi açmış kapıyı. O şaşkınlık haliyle kendimizi bulduk sofanın ortasında. Nasıl ki o toplaşıp televizyon seyrettikleri odaya girdik Allahııım. Hepsi bir yana, hepsi paramparça, kan revan içinde. Hilal'in, Nesrin'in, İlkhan ve anaları İlknur'un her bir gözleri ceviz kadar açık ölmüşler. Yav baktım sadecene küçük Furkan yok. "O kaçmış olsa bari" derken meğer daha girişte bidonun arkasında yakalamış, kurşunu bitti diye kesmiş onu da komando bıçağınlan. Daha ben tutamadım kendimi, oraya yığılmışım."

ANNENİN ACISINA BAK
Sabiha teyze 71 yaşında. Ve kadere bak, öldüren de öz oğlu, ölen de öz oğlu. Dahası 4 torunuyla, "Kızımdan farkı yoktu" dediği gelini de gitti. Daha bu kadına bu haller başına gelmiş bir anaya ne sorarsın da ne cevap beklersin. Ben sadece baktım ona. Elini öptüm, "Başın sağ olsun" dedim ama sesimi duydu mu, dediğimi anladı mı, yanıt verdi mi, ben benden geçmiştim hatırlamıyorum. Aklımda kalan sadece şu lafları: "Karnımdan çıkan karnımdan çıkanı öldürdü. Sonra onun dalına, tohumuna, kuzularına da kıydı."

KIZ NELER İSTEDİ
Sonra bir de ne bana ne muhtar Nuri Sezer'e, ne orada olanlara değil, boşlukta bir yere görünmez birine anlatır gibi anlattı: "Bütün bunlara sebep o laz kızın ablasıdır. Gece yarısı açtılar telefonu çocuğuma. Fabrikada iş başında açtılar, konuştular. Duydu beter haberi daha da iflah etmedi kızanım." Acılı ananın en yakın akrabası bir kadın daha var. O bir köşede anlatıyor bu lafların ne manaya geldiğini. Diyor ki; "Necdet Samsun'dan, askerden geldi, evlenmek için kız bakardık ona. Burada Karadeniz'den köyümüze gelin gelmiş bir kadın vardı. Onu kız kardeşi A. ile tanışmış, anlaşmış nasıl ettiyse. Sözlenmişler kendi aralarında. Sonra istemeye gidildi. Bir tane hem de Çerkezköy'de tapusu da kızın üstüne olacak ev istediler. Bir de Vektıra mı ne araba? Bilezikler, kolyeler de caba. Bu İsmet abisine dedi 'Kredi al da verelim şunları, evleneyim kızla ben.' İsmet de dedi, 'Kardeşim ben yok canımla gece gündüz çalışıyorum da 4 çocuğuma zor bakıyorum. Nasıl aleymişim kredi?'

İMAM BARIŞTIRDI AMA
O zaman Necdet AEG fabrikasında işçiydi. Bir gece kızın ablası aradı bunu. Demiş 'Gel eşyalarını al, biz kızımızı götürüyoruz Almanya'ya.' Bu duyunca o dakka fabrika tezgâhının başına yıkılmış. Oldu avare gibi. İşten atıldı, kimse başka da işe almadı. Bu aylak aylak gezer, konuşmaz, gülmez, söylemez biri oldu çıktı. Sonra bir de haber geldi ki kız zaten evlenmiş başkasıyla. İyicene çıktı çığırından. Abisinin evini daha önce de basıp camını çerçevesini kırdı. O vakit muhtarlan imam bir oldu barıştırdı göyya ama te bu noktalara kadar geldik bak." (takvim)

Güncellenme Tarihi : 14.5.2016 22:47

İLGİLİ HABERLER