Gündem
  • 15.10.2002 01:04

KEMAL DERVİŞ : " DSP'NİN İÇİ BENDEN ÖNCE DE KARIŞIKTI "

KAYNAK : Haber Vitrini CHP İstanbul Milletvekili adayı ve eski Devlet Bakanı Kemal Derviş, Hürriyet'e verdiği mülakatın ikinci bölümünde, erken seçim talebini Türkiye'nin gündemine getirmesinin perde arkasını anlattı. Derviş'e yönelttiğimiz sorular ve kendisinin yanıtları özetle şöyle: Başbakan Ecevit 4 Mayıs'ta rahatsızlanıp hastaneye gitti. Siz 9 Mayıs'ta Milliyet'te Hasan Cemal'e verdiğiniz mülakatta erken seçim gerektiğini söylediniz. Daha sonra bu görüşünüzü 4 Temmuz tarihindeki liderler zirvesinde liderlerin önünde açtınız. Türkiye'deki siyasetçilerin, liderlerin çoğu Türkiye'nin erken seçime gitmesine sizin bu çıkışlarınızın yol açtığına inanıyor... Seçim tarihinin herkesin inanabileceği biçimde belli olmasının gereğinden söz ettim. Bunu söylediğim sırada Başbakan hastaneden çıkıp eve dönmüştü, ama çalışamıyor, Başbakanlığa gelemiyordu. Mayıs'ın ilk günlerinde faizler yüzde 50'ydi, o günlerde tırmanışa geçti. BELİRSİZLİĞİN MALİYETİ Sadece siyasetle ilgili bir olay yüzünden faizdeki her artış Türkiye'nin hem bugünü, hem geleceğimiz üzerinde bir yük getiriyordu. Dolayısıyla faizi indirmek öncelikli bir konuydu. Ben de ‘‘Seçim tarihi ve seçime nasıl gideceğimiz belli olsun’’ dedim. Dolayısıyla, bu belirsizliğin kalkması, faizlerin inmesi için seçime nasıl gideceğiz, hangi hükümetle gideceğiz, başbakan eğer çekilmek durumunda kalırsa sağlık nedeniyle ne olabilir Türkiye'de, başbakanlığı kim devralabilir gibi konularda bir senaryo gerekliydi. O noktada siz ne olabileceğini düşünüyordunuz? Bu değişim hükümet içinde de olabilirdi, ama İsmail Cem de olabilirdi. Benim o sıralarda görüşüm, eğer başbakanın sağlığı hakikaten daha da ciddileşip ayrılmasını gerektirir duruma gelirse, o zaman DSP'deki arkadaşlarla konuştuğum zaman sanki parti içinde en olası aday İsmail Cem gibi gözüküyordu. Bu hükümet yapısı içinde DSP en büyük parti, İsmail Cem DSP'de sevilen bir insan, ayrıca başarılı bir Dışişleri Bakanı, dış piyasalarda da güven duyulan bir isim. Dolayısıyla seçime kadar böyle bir geçişin olabileceğini düşündüm. Bu bir senaryoydu, piyasaların inanabileceği bir senaryoydu. GERİLİM TIRMANMIŞTI İşin bir ikinci boyutu daha vardı. ANAP ile MHP arasında zaten mevcut olan gerilim özellikle AB yasaları konusunda iyice tırmanmıştı. Bunu her gün yaşıyorduk. Artık bu hükümet içinde bir uyumun sağlanması çok zor olacaktı. Bunu görmüştüm. Ecevit siyaset yapmamı istedi Başbakan Ecevit'in ‘‘Biz Derviş'i ekonomiye baksın diye çağırdık, ekonomiyi emanet ettik ama kendisi siyasetçi çıktı’’ şeklindeki sözlerini nasıl karşılıyorsunuz? Tabii, Sayın Ecevit, biliyorsunuz beni DSP'ye hakikaten davet etti, dolayısıyla ‘Siyasete hiç girme’ telkininde bulunmadı. ‘DSP’ye gel, DSP'de siyaset yapalım' dedi. Amacım siyasete katkı İNSANLARIMIZ krizde çok fedakárlık gösterdi. Bunun sonucunu bekliyorlar. O açıdan siyasetin toparlanmasına bir katkıda bulunayım dedim. İstanbul'da banka sahipleriyle yaptığım bir finansman piyasaları toplantısında dile getirdim. Dedim ki: ‘‘Biliyorum işler zor, merak etmeyin bir şekilde siyasal yapı düzelecek, belirsizlik azalacak, siz de biraz daha iyimser olun, müsterih olun, katkıda bulunacağım buna.’’ Siyasete bu şekilde gireceğim demedim ama katkıda bulunacağım dedim. Siyasal açıdan daha aktif olmam süreci öyle başladı. Ecevit çok önemli bir büyüğümüzdür Başbakan Ecevit'in DSP'ye dönük komplodan söz ederken, bu işlerin sizin erken seçim çağrılarınızla başladığını söylemesini nasıl karşılıyorsunuz? Sayın Başbakan'ın beni komplonun içinde gördüğünü sanmıyorum açıkçası. Ben başkasının yapmadığı kadar açık biçimde sorunları, sağlığından kaynaklanan kuşkuları o zaman -şimdi çok seviniyorum, sağlığı gerçekten daha iyi şu anda, o günlerde bunu bilemezdik- bunları çok açık kendisine ifade ettim. Hiçbir zaman arkadan, ona söylemeden konuşmadım. Kesinlikle dürüst davrandım. Ecevit'in kamuoyu önünde size karşı saldırı yöneltmesi sizde nasıl bir duygu yarattı? Ben gazetelerden okuyorum, TV'lerden bazen seyrediyorum. Saldırı algılaması yok bende. Eleştiriyor beni. ‘Böyle yapmalıydı’ diye. Eleştiriyor, bu doğaldır. Bugün ayrı partiler olarak seçime gidiyoruz. Ama onun görüş açısı bu. Yani ‘‘Hükümette kalsaydı, seçime kadar ekonomiyi götürsün, ondan sonra da üniversiteye gitsin, daha doğru olur’’ diye düşünmüş olabilir. Ben de bazen kendi kendime ‘‘Bunu yapsaydım, hiç olmazsa kişisel hayatım açısından çok daha iyi olurdu. Sayın Ecevit'i keşke dinleseydim’’ diye düşündüğüm günler oluyor. Kişisel açıdan. CHP İNSANLARI KUCAKLIYOR Ama ülke açısından bunu diyemiyorum, çünkü ülke açısından hakikaten ciddi sorunlar var ve bu sorunların çözümüne katkıda bulunacak herkesin bir köşeden tutması lazım. Dolayısıyla CHP'de, açıkçası insanları kucaklayan bir CHP'de bir süre daha çalışmam ve bu sorunlara gerçekten çözüm getirmeyi bir görev olarak görüyorum. Ben, ‘‘Kasıma kadar işte ekonomide Hazine Bakanı olacağım, ama ondan sonra ayrılacağım’’ yolunu seçmedim. Sayın Ecevit ‘‘Keşke seçseydi’’ diyor. Yani görüş ayrılığı var aramızda. Buna saygı duyuyorum. Kendisine kırılmadım, çünkü hiçbir zaman o da kırıcı, saldırı niteliğinde cümleler kullanmıyor. Ayrıca çok önemli bir büyüğümüzdür. Yani ben 15-16 yaşlarından beri Ecevit'le yaşıyorum bir şekilde. Türk soluna ve Türkiye'ye büyük katkısı olmuştur. Dolayısıyla bir seçim ortamında biraz eleştiriyi doğal olarak kabul ediyorum. Ama kendisine her zaman sevgi ve saygım hakikaten devam ediyor ve eksilmeyecek. DSP'deki kriz yeni değildi Sayın Özkan ile Sayın Başbakan arasında çok özel bir ilişki vardı. Benim tahminim, ayrıntısını kesinlikle bilmiyorum ama bu ilişki belli bir noktada ciddi biçimde sarsıldı ve bozuldu. Başbakan'ın ilk kez 4 Mayıs'ta hastaneye gitmesinden sonra mı? Emin değilim ne zaman olduğuna. Yani 4 Mayıs'tan sonra mı, biraz önce mi oldu, emin değilim. Hatta şöyle: Benim tahminim, bunun 4 Mayıs'tan epey önce başlamış olduğudur. DSP'deki birçok arkadaşımın bugün hálá bana belirttikleri şu: Bu tatsızlık aylarca sürdü ve mayısta su yüzüne çıktı. Ama orada bir rahatsızlık devam ediyordu. Ben olayın tamamen dışındaydım. Özkan ’sorun yok’ dedi Özkan'ın DSP'den uzaklaştırılması ve bu partiden kopmaların başlaması olayı sırasında sizin durumunuz neydi? 9 Temmuz Salı günü 4.5 katrilyonluk çok önemli bir ihale vardı. Biraz da gergindik bu ihale konusunda. Cuma günü (5 Temmuz) İzmir'e, oradan da Papandreu'nun hafta sonunda düzenlediği bir seminer için Sisam Adası'na geçecektim. İzmir'e gitmeden önce Hüsamettin ile görüştük, her şey normaldi. Ben ona yine endişelerimi anlattım, ‘‘Bu böyle gitmez, çok büyük belirsizlik var. Kimse ne olacağını bilmiyor. Ciddi bir sorumluluk var’’ deyip gittim. O, ‘‘Merak etme, fazla da bir sorun yok, işte böyle devam edecek’’ gibi laflar etti. Ben de adaya gittim. Ayrılma kararına kızdım Cuma günü Hüsamettin ile görüştüğüm sırada hiçbir şey yoktu böyle ortalıkta. Benim de tamamen bilgimin dışında oluştu bu. Hatta, bir şey daha ekleyeyim, bu işe kızdım. Çünkü salı günü ihale var, 4 katrilyonluk. Böyle bir şey yapacaksınız, bari ihalenin sonucunu bekleyin de öyle yapın. Bunu söylediniz mi? Sonradan bunu Hüsamettin Bey'e söyledim. İhalede bir şey olmadı Allah'a şükür. Geçti ama, gergin günlerdi ihale açısından. Öyle büyük bir ekonomiyi etkileyecek bir siyasal hareketin ihaleye bir gün kala olması rahatsız etmişti beni ve Hazine'deki bürokratları. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 18:24

İLGİLİ HABERLER