Gündem
  • 7.10.2010 09:36

KILIÇDAROĞLU’NDAN YÖK BAŞKANI’NA SERT TEPKİ: 'HANGİ AKILLA BUNU SÖYLÜYOR?'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,
başörtüsü sorununa ilişkin, "Bu sorunu çözmenin yolu iktidarıyla muhalefetiyle
bir masaya oturmaktan geçiyor. Sayın Başbakan’a çağrı yaptık. Niye 2011’e
erteliyor anayasa değişikliklerini? Gelsin oturalım, konuşalım. Kendisine
söyledim, ’hayır’ diyor, ’sadece onu getirelim’ diyor. Ee bizim de önceliğimiz
var. Sayın Başbakan’ın önceliği var da bizim yok mu?" dedi.


Kılıçdaroğlu, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde (ESOGÜ) düzenlenen
televizyondan canlı olarak yayımlanan "Abbas Güçlü ile Genç Bakış" adlı
programda öğrencilerin ve programı yöneten Abbas Güçlü’nün sorularını
yanıtladı.

Güçlü’nün "Neden referandumda oy kullanamadınız?" sorusunu yanıtlayan
Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olduğu seçimler
sırasında kaydını Ankara’dan İstanbul’a aldırdığını, seçimlerin ardından da
Ankara’ya döndüğünü kaydetti.

Referandumdan önce İstanbul’da belediye seçimleri süresince konakladığı
eve polislerin görevlendirilerek gönderildiğini, bunun sadece kendisine özel
olarak gerçekleştirildiğini savunan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Orada oturmadığıma dair tutanak tutuluyor. Referandum süresince yurdu
gezdim ve oy kullanamama konusu hiç aklıma gelmedi. Çünkü ’milletvekilleri
istedikleri sandıkta oy kullanır’ diye bir yasa var. Ancak benim kütüğüm tamamen
kaldırılmış. Yani ben görünmüyorum hiçbir yerde. Bu gelişmelerden de haberim yok.
Yapılan bu işler ne kadar yanlış. Demokrasinin geldiği nokta bu. Karşıma
iktidarın kullanabileceği bir şey çıkıyor. İktidar sırf bu iş için kamu
görevlisini görevlendiriyor. Benim dışımda hangi vatandaşın evine polis
gönderildi? Bu benim karşıma, çalışmalarımın en yoğun olduğu dönemde çıktı. Bunun
benim açımdan ne kadar rahatsız edici olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur.
Utanması gereken ben değil iktidardır. Bu, demokrasi utancıdır. Referandum
süresince böyle bir oyunun oynanacağı kimsenin aklına gelmedi açıkçası."

-BAŞÖRTÜSÜ SORUNU-

Başörtülü bir öğrencinin, "Baş örtüsü sorunu var ve hala çözülemiyor.
Size ’nasıl çözebilirsiniz’ diye soru yöneltiliyor. Siz hala hiçbir çözüm
getiremediniz. Siz hiçbir şey yapmıyorsunuz. Ben başörtümü şu kapıdan girerken
çıkarmak zorunda kalıyorum. Sorunu nasıl çözeceğinizi ne zaman açıklayacaksınız?
Gerçekten samimiyseniz burada ne yapacağınızı açıklayın" diye konuşması üzerine
Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

"Başörtüsü, türban, ne derseniz deyin adına, sorun var. Biz bu sorunu
çözeceğiz. Bu sorunu çözmenin yolu iktidarıyla muhalefetiyle bir masaya
oturmaktan geçiyor. Sayın Başbakan’a çağrı yaptık. Niye 2011’e erteliyor anayasa
değişikliklerini? Gelsin oturalım konuşalım. Kendisine söyledim, ’hayır’ diyor,
’sadece onu getirelim’ diyor. Bizim de önceliğimiz var. Sayın Başbakan’ın
önceliği var da bizim yok mu?

Ben size şu soruyu sormak isterim, siz Mecliste ihaleye fesat karıştıran
vekil ister misiniz? Siz Mecliste naylon fatura düzenleyen vekil ister minisiz?
Ben istemiyorum. O zaman oturalım, varsa sorunlar çözelim. Akil adamız, aklı
başında insanız. Sorun varsa oturalım çözelim. Ama Sayın Başbakan bunları
çözmekten yana değil. Onun kafasında bir şey var. ’Bunu çözelim benim kafamda
başka sorun yok’ diyor. Ama benim kafamda bir sorun var. Olay sadece baş örtüsü
sorunu değil. Peki başı açıkların sorunu yok mu? Onların da sorunu var. Sorunu
çözeceğiz. Ama oturup bir masanın etrafında sağlıklı tartışacağız, adam gibi
konuşacağız. Ama eğer yok ’sadece benim penceremden bak, sadece benim sorunumu
çöz, başka diğer sorunlar bizi ilgilendirmiyor’ derseniz bu olmaz. O zaman siz
kendinizi onlara teslim etmiş olursunuz. Biz niye gidip kendimizi birilerine
teslim edeceğiz? Ama siz oy verin CHP iktidar olsun, sizin sorununuzu nasıl
çözeceğiz göreceksiniz. Biz çözeriz. Hiç kimsenin şüphesi olmasın."

-YURT SORUNU-

Bir gencin, Kredi ve Yurtlar Kurumu’na ait yurtta, yedek sırada
bulunduğundan misafir öğrenci olarak konakladığını ve bir odada 60 kişi kalmak
zorunda bırakıldıklarını belirtmesi üzerine Kılıçdaroğlu, "Genç arkadaşımızın bu
söylemini lütfen ana haber bülteninde yayımlayın. Bu talebi yapmamın nedini de
yurt sorununu her dile getirdiğimizde ’ülkede yurt sorunu yok’ diyorlar. Bu
ülkede defalarca bu sorunu dile getiriyorum.Birileri bunu duysun. Yurt sorununu
Parlamentoda Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşülürken dile getireceğiz. Bunun
sözünü veriyorum" dedi.

-"ÇÖZEMEYECEĞİNİZ BİR SORUN VAR MI?"-

Kılıçdaroğlu, bir öğrencinin, "CHP iktidarında üç kelimeyle gelecekteki
Türkiye’yi dile getirir misiniz?" yönündeki sorusunu, "Saydam, özgür ve
herkesin karnını doyduğu bir Türkiye olacak" diye yanıtladı.

Bir öğrencinin "Türkiye’nin sorunlarını çözeceğinizi söylüyorsunuz.
Çözemeyeceğiniz bir sorun var mı?" sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Çözülmeyecek soru bildiğim kadarıyla matematik alanında var, 15 kadar.
Sosyal yaşamda çözülemeyecek sorun yoktur ancak bir sorun çözüldükten sonra başka
sorunlar çıkarabilir. Bu, insanlık evrimiyle beraber gelişen bir olaydır. Bunun
için de sosyal sorunları akıl ve mantıkla çözebilirsiniz. Ülkenin sosyal
sorunlarının tamamını çözebiliriz. Mesela ’bölgeler arası dengesizliği hemen
çözebilir misiniz’ diye sorsanız ’hayır’ derim. Ne dedik, ’Doğruları
söyleyeceğiz’ dedik. Hemen çözülmez. Ama bunun için gösterilecek çabanın
sonuçlarını hemen alırsınız."

-GENEL AF-

Kılıçdaroğlu, bir öğrencinin referandum mitingleri sırasında genel affa
ilişkin söylediği sözlere açıklık getirmesini istemesi üzerine, şunları
söyledi:
"Bir genel af söyledim, ama nasıl? Siyasete girerken her zaman doğruları
söyleyeceğime söz verdim. ’Terör bitecek mi’ diye soruldu? ’Evet’ dedik. İktidara
geldiğimizde çözeceğiz. Elbette bir sorun muhalefette çözülmez, iktidarda
çözülür. Biz engel değiliz. Şunu söyledim, ’Eğer bir toplumsal uzlaşma sağlanır,
terör örgütü silah bırakır, bir toplumsal uzlaşma olarak bir af gündeme gelirse
bunu yapabiliriz’ dedim. Devletin temel işlevi barışı sağlamaktır. Silahın olduğu
yerde insanlar bir araya gelmez. Bir yerde barış olacaksa terör örgütü silah
bırakacaksa koşulsuz teslim olacaklarsa toplumsal barış ve uzlaşma sağlanacaksa
biz de buna destek oluruz. Biz durup dururken genel affı ağzımıza almadık. Bunu
da her yerde söyledim."

-"ÖZGÜRLÜĞÜN OLDUĞU YERDE KISITLAMALAR OLMAMALI"-

Kılıçdaroğlu, YÖK tarafından üniversitelerde sivil polislerin
görevlendirilmek istendiğini söyleyen bir öğrenciye karşılık, "YÖK Başkanı’nın
yaptığı vahim bir açıklama var, ’üniversitelere sivil polis getireceğim’ demiş.
Hangi akılla bunu söylüyor. Özgürlüğün olduğu yerde kısıtlamalar olmamalı.
Birbirimize sevgi ve saygı içinde düşüncelerimizi söyleyeceğiz. Sivil polisleri
üniversiteye sokarlarsa çatışma ortamı doğar. İnsanlar ’telefonla konuşurken
dinleniyorum’ diye tedirgin olurken şimdi yan yana da mı gelmeyecekler.
Üniversiteler insanların düşüncelerini özgürce söyledikleri yerlerdir.
Üniversitelerde bu ortamı yaratmak doğru olmaz" dedi.

-ÖĞRETMEN ATAMALARI-

"Yaklaşık 300 binden fazla öğretmenin atama beklemesini nasıl
değerlendiriyorsunuz" diye soran öğrenciye Kılıçdaroğlu, şöyle yanıt verdi:

"Miting meydanlarında ’atanamayan öğretmenlerin tamamını atayacağız’
diye söz verdik. Ama bir şey daha söyledik öğretmenlerle ilgili. Eğer kadro
fazlası öğretmen oluşacaksa YÖK’e bu anlamda kısıtlama getireceğiz. Maalesef
ülkenin temel ihtiyaçlarını giderme konusunda bir plan yok. Defalarca ilgili
kurumlara ’gelecek dönemde hangi alanda ne kadar öğrenciye ihtiyacımız var’ diye
sordum. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ve Boğaziçi Üniversitesi ısrarım üzerine
ortaklaşa bir çalışma başlattı. Her ülke geleceğini planlamalıdır. Atama bekleyen
300 bin öğretmen bu kadar olan ihtiyacı karşılıyor. Emekli olacak öğretmenlerin
yerine gelecekte yenilerinin atanmasında da planlama yapıp ona göre kontenjan
belirlemeliyiz. Sözleşmeli, ücretli, kadrolu gibi çeşitli şekilde çalıştırılan
öğretmenler var. Biz iktidara geldiğimizde sadece kadrolu öğretmenler olacak."

-GÜNEYDOĞU SORUNU-

Kılıçdaroğlu, bir öğrencinin Güneydoğu sorununa ilişkin yönelttiği soruya
karşılık da şöyle konuştu:

"Gerçek söylemek gerekirse uzun yıllardır ihmal edilen bir bölge. Doğu
ve Güneydoğu Anadolu bölgesi, bizim de az gittiğimiz bir bölge. O bölgede
insanlar iki dar alana sıkışmış bir vaziyete. Bazı insanlar etnik kimlikleri esas
alarak politika yapıyor, bazıları da inançları esas alarak politika yapıyor. Yani
inançlar ve etnik kimlikler üzerinden siyaset yapılan bir bölge aslında. İnançlar
üzerinden siyaseti Türkiye üzerinde de yapanlar var. 21. yüzyılın dünyasında
inançlar ve etnik kimlikler, siyasetin konusu değil. Onlar Orta Çağ’da siyasetin
konusuydu. İnsanlık tarihi iki alanda çok ağır bedeller ödemiştir. Siyaseti inanç
temelli ve etnik kimlik temelli yaparsanız insanlık tarihinin büyük bedeller
ödediğini görürsünüz. Biz sosyal demokrat bir partiyiz. Biz oraya diyoruz ki
’size iş, aş getireceğiz, yoksulluğu engelleyeceğiz. Fabrika kuracağız ve
istihdam alanı yaratacağız’. Ancak, biz bunu söylediğimizde belli bir kesim, bize
şunu söylüyor ’Biz dilenci değiliz. Bizim kimliklerimizi tanıyın’. Oysa biz hiç
kimsenin kimliğiyle ilgilenmiyoruz. Herkesin kendi etnik kimliğine saygı
duyuyoruz. Biz bir imparatorluktan devraldık Türkiye Cumhuriyeti’ni. Her etnik
kimlikten insanımız var. Eğer etnik kimliği ve inancı siyasette temel alırsak, o
zaman ülkeyi parçalamış oluruz. Ülkeyi entegre değil, ayrıştırmış oluruz. Bizim
görevimiz, siyasetin görevi, yurtseverlerin görevi, ülkeyi parçalamak, bölmek
değil, entegre etmektir. Bu güzel coğrafyada hepimiz kardeşçe yaşayabiliriz.
Beraber yaşayabiliriz. Toprağımız ve her türlü olanağımız var.

Ayırmayı değil, entegre olmayı, beraber yaşamayı, ülkenin sorunlarına
beraber çözüm üretmeyi denemeliyiz ve bilmeliyiz. Bizim dedelerimizin mezarı yan
yana. Onlar Ulusal Kurtuluş Savaşı verdiler. Hiç kimse Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda
diğerini ötekileştirmedi, ’siz bu alan girmeyin’ demedi. Beraber yaptık. O zaman
onların çocukları olarak biz, yine kendi ülkemizi beraber ayağa kaldırabiliriz.
Yani biz emperyalizmin tuzağına düşmemeliyiz. Eğer düşersek ülkeyi bölmüş oluruz.
Bizi dikkatimiz burada. Doğu ve Güneydoğu’ya gittik ve ’size mutlaka fabrika
getireceğiz’ dedik. Özel sektör gitmiyorsa devlet gidip fabrika yapacak. Nasıl
bir dönem Sümerbankları yaptık, Etibankları yaptıysak, gidip yapacağız bunları,
yapmak durumundayız. İstihdam yaratmak durumundayız. Toprak reformundan ve devlet
üretme çiftliklerinden söz ediyoruz. Göçten değil, insanın yaşadığı yerde
istihdam alanı yaratmaktan söz ediyoruz. Eğer bunları yaparsak sorunu
çözeriz."

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 03:00

İLGİLİ HABERLER