Medya
  • 15.7.2003 12:04

KÖŞE YAZARLARI'NIN ÇOĞU GEREKSİZ!

''Köşe Yazarlığı'' gazetecilikte tartışılan konuların belki de en başında geliyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye'nin en çok satan gazetenin yayın yönetmeni ''Köşeler babamızın malı mı?'' diye yazdığında büyük tartışmalar yaşanmıştı. Konu hala güncelliğini koruyor. Köşe yazarlığıyla ilgili Türkiye'deki genel kanaat pek olumlu değil. Türkiye'de 500'e yakın köşe yazarı var ve çoğunun gereksiz olduğu düşünülüyor. Bu konudaki tartışmanın tekrar gündeme gelmesi, The Guardian gazetesinden Hugo Young'un “Köşe yazarları ne işe yarar?” başlıklı yazısının Radikal'de yayınlanması sayesinde oldu. Young yazısında Köşe Yazarlığı kavramını masaya yatırıyor ve köşe yazarlarının varlık nedenini sorguluyordu. Bu konuda güzel bir yazı da Aslı Tunç'tan geldi... Young'un yazısından hareketle Aslı Tunç www.gazetem.net'te ''Köşe Yazarlığı''yla ilgili kapsamlı bir yazı kaleme aldı. Köşe yazarlığının Batı'daki çıkış noktasını anlatan Tunç, sözü Türkiye'ye getiriyor. Tunç, Türkiye'deki köşe yazarlığı anlayışını şu paragrafta çok güzel özetlemiş... ''Türkiye’deki durum ise benim bildiğim kadarıyla hiçbir Avrupa ve Kuzey Amerika örneğine benzemiyor. Gereğinden fazla sayıdaki ve geniş üslup yelpazesindeki yazarlar gazetelerin belkemiğini oluşturuyor. Kimileri biribirine saldırıyor, polemikler havada uçuşuyor; kimileri alenen patronun çıkarlarının savunucusu; kimileri incir çekirdeğini doldurmayan konuların uzmanı, Türkçeyi katlederek sevgililerini yazmakla meşgul; kimileri yönetim kurulu üyesi olduğu banka veya şirketlerden aldığı paralarla ekonomi uzmanı kesilmiş.. Peki, bizim hiçbir konuda uzman olmayan köşeyazarlarından öğreneceğimiz ne olabilir? Hadi itiraf edelim, kaç tane köşeyazarı daha önce hiç düşünmediğimiz bir noktayı vurguluyor, gündemdeki herhangi bir olayı daha berrak görmemizi sağlıyor, birikimi, eğitimi ve bakış zenginliği ile bizi entellektüel olarak çoğaltıyor, ahlaki konumunu ve yaklaşımlarını işverenine göre ayarlamıyor?'' Tunç, Köşe Yazarlığı'nın Batıdaki ilk örneğini Walter Lippmann’ın verdiğini belirterek şöyle yazıyor... Türkiye’deki köşeyazarlığı garabetine geçmeden önce bu mesleğin farklı açılımlarına bir göz atalım. Örneğin, ABD’de ilk köşeyazarları ne zaman ortaya çıkmış bilinmiyor. Sanırım buna tam yanıt vermek için Benjamin Franklin zamanına dek uzanmak ve Federalistlerin gazetelerine bakmak gerekiyor. Ancak 20. yüzyıl Amerikan siyasal köşeyazarlığına damgasına vurmuş öyle biri var ki mesleğe onuru ve etik yapıyı kazandıran yegane kişi olarak biliniyor. Evet, doğrusu Walter Lippmann’nın yazdıkları köşeyazarlarının okurlarından entelektüel olarak üstün ve haber kaynağına yakın oldukları inancını doğrulayan nitelikteydi. Aslı Tunç Batı'daki köşe yazarlığı anlayışıyla Türkiye'deki köşe yazarlığı kavramını da şu şekilde karşılaştırıyor... ''Avrupa ve ABD geleneğindeki yorum sayfaları (opinion-editorial page) gazetelerin esas işlevi olan haber sunumunu destekleyen vazgeçilmez sayfalardır. Orada yazanlar konularına gerçekten çok hakim, gündeme ilişkin söyleyecek sözleri olan kişilerdir. Kimi yazarlar sürekli bu sayfada yazarken bazı önemli kişiler de konuk yazar olarak bu bölüme katkıda bulunurlar. Bu yazarların kimlikleri son derece açıktır. Kim oldukları ve sadece gazeteci mi yoksa farklı kurum ve şirketlerle mi bağlantıda oldukları, yazdıkları yazının altında okura sunulur. Okur sonuç olarak kendi değerlendirmesini kendi yapar. Bu yazılar kimi zaman gazetenin genel yayın politikasına aykırı olsa da bu sayfa, düşüncenin açıkça dile getirildiği serbest at oynatma alanlarıdır.'' İŞTE YAZININ TAMAMI: ASLI TUNÇ Köşeyazarları neden var? Hugo Young, 27 Haziran tarihli The Guardian gazetesinde “biz ne işe yararız?” başlıklı yazısından sonra ülkemizde de daha önceleri gündeme gelmiş “düzeyli” soruya geri dönüldü: “Köşeler sizin babanızın malı mı?” Bu sorunun uzantısı olarak bazı gazeteler tanınmış isimlerden görüş aldılar; kimi köşeyazarları ise hemen bu soruya köşelerinden yanıt verme çabasına giriştiler. Türkiye’deki köşeyazarlığı garabetine geçmeden önce bu mesleğin farklı açılımlarına bir göz atalım. Örneğin, ABD’de ilk köşeyazarları ne zaman ortaya çıkmış bilinmiyor. Sanırım buna tam yanıt vermek için Benjamin Franklin zamanına dek uzanmak ve Federalistlerin gazetelerine bakmak gerekiyor. Ancak 20. yüzyıl Amerikan siyasal köşeyazarlığına damgasına vurmuş öyle biri var ki mesleğe onuru ve etik yapıyı kazandıran yegane kişi olarak biliniyor. Evet, doğrusu Walter Lippmann’nın yazdıkları köşeyazarlarının okurlarından entelektüel olarak üstün ve haber kaynağına yakın oldukları inancını doğrulayan nitelikteydi. 1930’ların buhran yıllarının nedenlerini okurlarına açıklayan net ve güvenilir bir kalemdi Lippmann. Daha sonraları köşesinde McCarthy’nin o dönemdeki kızıl cadı avına ve Vietnam Savaşına karşı çıkarak okurlarının, meslektaşlarının ve politikacıların saygınlığını kazanmıştı. Hatta 1964 yılında başkan Lyndon Johnson’ın Lippmann’nın evine kadar gidip Vietnam Savaşı’nda ne yapması gerektiğini sorduğu bilinen bir gerçektir. Radyo, daha sonraları televizyon ve şimdilerde ise internetle hızla değişen köşeyazarlığı artık her ülkede çabuk ve görsel olarak durup sindiremediğimiz olayların derin analizini gerektirmeye başladı. Bu politik yazılar için geçerli kuşkusuz. 1960’lardaki Lippmann’nın köşeyazarlarına atfettiği işlev ise bugün tamamen değişti. Artık köşeyazarlarının hiçbiri Lippmann kadar saygın değil; zaten böyle bir kaygıları da yok. Televizyonun getirdiği eğlendirme işlevi köşeyazılarına hızla sızmaya başladı. Okurlar çabuk sıkılır ve yazılara sadece “göz atar” oldular. Avrupa ve ABD geleneğindeki yorum sayfaları (opinion-editorial page) gazetelerin esas işlevi olan haber sunumunu destekleyen vazgeçilmez sayfalardır. Orada yazanlar konularına gerçekten çok hakim, gündeme ilişkin söyleyecek sözleri olan kişilerdir. Kimi yazarlar sürekli bu sayfada yazarken bazı önemli kişiler de konuk yazar olarak bu bölüme katkıda bulunurlar. Bu yazarların kimlikleri son derece açıktır. Kim oldukları ve sadece gazeteci mi yoksa farklı kurum ve şirketlerle mi bağlantıda oldukları, yazdıkları yazının altında okura sunulur. Okur sonuç olarak kendi değerlendirmesini kendi yapar. Bu yazılar kimi zaman gazetenin genel yayın politikasına aykırı olsa da bu sayfa, düşüncenin açıkça dile getirildiği serbest at oynatma alanlarıdır. Türkiye’deki durum ise benim bildiğim kadarıyla hiçbir Avrupa ve Kuzey Amerika örneğine benzemiyor. Gereğinden fazla sayıdaki ve geniş üslup yelpazesindeki yazarlar gazetelerin belkemiğini oluşturuyor. Kimileri biribirine saldırıyor, polemikler havada uçuşuyor; kimileri alenen patronun çıkarlarının savunucusu; kimileri incir çekirdeğini doldurmayan konuların uzmanı, Türkçeyi katlederek sevgililerini yazmakla meşgul; kimileri yönetim kurulu üyesi olduğu banka veya şirketlerden aldığı paralarla ekonomi uzmanı kesilmiş.. Gördüğünüz gibi tablo pek içaçıcı değil. Peki, bizim hiçbir konuda uzman olmayan köşeyazarlarından öğreneceğimiz ne olabilir? Hadi itiraf edelim, kaç tane köşeyazarı daha önce hiç düşünmediğimiz bir noktayı vurguluyor, gündemdeki herhangi bir olayı daha berrak görmemizi sağlıyor, birikimi, eğitimi ve bakış zenginliği ile bizi entellektüel olarak çoğaltıyor, ahlaki konumunu ve yaklaşımlarını işverenine göre ayarlamıyor? Sizi bilmem ama benim için bu sayı ne yazık ki üçü-dördü geçmiyor. Yoksa amaç, bazı konularda nasıl tavır alacağınız konusunda akıl danışmak ise eminim herkesin etrafında ortalama köşeyazarlarından çok daha bilge, deneyimli ve sağduyulu birkaç kişi vardır. Bunun için hiçbir konuda uzman olmayan ama herşeyi bildiğine inanan, nasıl o noktaya geldiği ve kesişen menfaatleri tartışmalı bir takım insanlara neden gereksinim duyalım? Benim de anlayamadığım bu...

İLGİLİ HABERLER