KÜRDİSTAN VAR MI, YOK MU?
Vallahi dağdayken bir tane beyaz yoktu!" Ciddi giden sohbeti, "Dağdan, globalizmle barıştığınız bürolara geçince mi beyazladı saçlarınız?" gibi bir soruyla bölünce, aniden heyecanlanıyor ve dağdaki siyah saçlarından söz ediyor. Molla Bahtiyar, Talabani yönetimindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) demokratik örgütlenme sorumlusu. Direniş koşullarından demokrasiye, yerleşik idareye geçişteki kilit isimlerlerden. Bu yüzden de zaten kısa bir süre önce iki intihar saldırısına maruz kaldı. Kürdistan'ın demokrasi sıkıntılarını anlatıyor Bahtiyar:"Köktendinciler çocukları bile öldürüyorlar. Neden siyasi görevlileri öldürmesinler? Aşiretler de çok engelliyorlar demokratikleşmeyi. Aşiret reisi gidip insanların toprağına el koyuyor mesela. Kanunların yürümesini engelliyor."
'Bürolar biraz sıkıcı'
Molla Bahtiyar da dahil olmak üzere şu anda "devlet adamı" olan herkes aslında yıllarca dağlarda silahlı dolaşmış adamlar.
Peki Molla Bahtiyar, kendisinin ve Kürdistan'ın bütün yönetim kadrosunun geçirdiği bu değişim için neler hissediyor?
"Ben Marksist-Leninist bir örgütlenmeden geliyorum. Ama hepimiz, 1991'de değişen dünyayla birlikte değiştik. Dağdaki heyecan sürüyor. Ama tabii bürolar biraz sıkıcı."
Bahtiyar beyaz saçlarını gösteriyor ve gülüyoruz. Fakat gülüşmemiz yaraya çomak sokan sorumla bozuluyor:
"Ne kadar değiştim deseniz de sonunda ABD gibi emperyal bir güçle işbirliği yapmayı herhalde çok rahat yaşamıyorsunuzdur. Bu işbirliğini nasıl açıklıyorsunuz kendinize?"
'Az kalsın yok oluyorduk'
Bahtiyar anlamlı bir es veriyor ve "Bunu sormanıza sevindim" deyip belli ki nicedir içini sıkan o cümleleri söylüyor:
"Kürt milleti olarak biz az kalsın yok oluyorduk. Orta Doğu'nun en güçlü rejimine karşı geldik. Dağlarda 15 yıl direndik.
Şimdi ben soruyorum size: Acaba Türk, Arap veya Fars halklarından hangisine, 1986-89 arasına Kürtlere uygulanan kitle kıyımı uygulandı? Kürt halkı yok edilmek üzereyken bizim düşmanımızı yok eden Amerikalılar geldi. Bizim onlara, onların bize ihtiyacı var. Şimdi bizi eleştiren Orta Doğu'daki İslami partilere, fanatik solculara, gerici milliyetçilere soruyorum: Ne yapmışlar Orta Doğu için? Ne yapabilmişler? Özgürlük mü var, uygar bir hayat mı var? Biz, sadece düşmanımızın düşmanıyla işbirliği yaptık. Ne yapalım? Bu, bir maslahat dünyasıdır!"
'ABD varlığını koruyacak'
Peki ABD'nin evine gideceğini düşünüyor mu Bahtiyar?
"Askeri güç olarak gidecek ama ekonomik olarak Orta Doğu'da varlığını koruyacak. Global dönemde hiçbir ülkenin önünü tıkayamazsınız."
Yıllarca kendini Kalaşnikovlar ve dağlarla tarif etmiş bir halk, barış döneminde kendini nasıl tanımlayacak? Kürtler Irak işgali boyunca ABD ile yaptıkları işbirliğini şu anda abluka altında olan diğer Orta Doğu halklarına nasıl açıklayacak. İşgalciyle yapılan bu işbirliği nedeniyle Orta Doğu'da kendi yatağından gayri yatacak yeri kalmayan bu halk, bu "dayanışmayı" kendine nasıl açıklayacak? Bu soru, basının ve siyasetin şimdilik aşiret hukukuna göre işlediği, fiili sansürün hüküm sürdüğü, daha tutucu olan Erbil'de konuşulmuyor.
Tartışmaların daha ziyade canlı olduğu merkez Talabani taraftarlarının hakim olduğu Süleymaniye. Kitapçılarda, Öcalan'ın "Bir Halkı Savunmak" kitabı da satılıyor. Öyle görünüyor ki Kürdistan, şu anda onlara Kürtlerle ilgili ne söylense dinlemek istiyor.
Amerikalılarla işbirliği yapmanın psikolojik yüküne gelince... "Nasıl olsa onları da göndeririz zamanı gelince" cümlesiyle hafifletiliyor yük. "Ya gitmezlerse?" sorusu sorulmasın isteniyor. Çünkü herkes, ABD" Orta Doğu'dan aniden çekilirse bu dev şantiyenin bir "hayalet ülkeye" dönüşeceğini çok iyi biliyor.
'O hasta'
"Direniyor ama" diyorum, "Yok" diyor, "Bize öyle gelmiyor." Sonra duruşmaları onların gözüyle anlatıyor:
"O hasta bir adam. Kendini Osmanlı padişahı sanıyordu. Psikolojisi bozuk! Şimdi 'Beni idam edin' dediğine bakma. Biz bu adamla otuz beş yıl yaşadık. O kendini öyle çok sever ki! Çok isteseydi sıkardı kafasına kurşunu, intihar ederdi. Kaçıp sıçan gibi deliklerde saklanmazdı."
Eskinin zalimini geçiyoruz, Orta Doğu'nun yeni zalimine getiriyorum lafı. Ne olacak bu ABD'nin durumu?
"İşgalciler bizim kurtarıcımız oldu. Ne yapalım ki böyle oldu. Ama kendi ülkemizi kurduktan sonra göndeririz onları da. Bakma Saddam da onların adamıyla, Bin Laden de. Bilmiyor muyuz bunları? Bal gibi biliyor herkes. Ama ne yapalım ki durum budur. Şu anda gitmelerini istemeyiz. Gitseler teröristler burayı kan gölü ederler. Ama sonra gitmezlerse? Onlara karşı da bir direniş nesli büyür."
Saddam hakkında konuşmak serbest elbette ama ya bu kahvede hiç Mesut Barzani' den konuşuluyor mu?
Haydari gülüyor ihtiyar ihtiyar: "Şu sıralar çok popüler. O yüzden bugünlerde Barzani'yi eleştirmek zor!"
Bu yüzden yeniden dönülüyor Saddam zulmü hikâyelerine. Hikâyeler birbirini takip ederken İbrahim ve İhsan efendiler emekli maaşlarının ne olacağını konuşmaya dalıyorlar, şekerli kahveleri eşliğinde. Dağdaki direnişten emekli maaşı kuyruğuna bir halk, durmadan, eski hikâyeler ve yeni gerçeklerle değişiyor.
"Kürdistan" adının Türkiye'deki, milliyetçi hassasiyetleri kaşıdığı muhakkak. Fakat bölgenin Irak Anayasası'ndaki ismi bu. 15 Ekim 2005'te yapılan referandumla kabul edilen Irak Anayasası'nın 113. maddesinin birinci paragrafı şöyle:
"Bu anayasa, Kürdistan Bölgesi'ni ve onun mevcut bölgesel ve federal otoritelerini bu anayasanın yürürlüğe girdiği tarih itibariyle resmen kabul eder ve onaylar."
Bağımsız bir devletin ya da ülkenin değil, ama bu bölgenin adı Kürdistan! Yani bunda kızacak, üzülecek ya da heyecana kapılacak bir durum yok. Bu sadece resmen de kabul edilmiş bir gerçeklik!
(milliyet-ecetemelkuran)
Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 10:01