Gündem
  • 11.3.2012 10:42

Merve Kavakçı hesaplaşmaya geliyor

Fazilet Partisi’nden 1999’da milletvekili seçilmesine rağmen türbanlı olduğu için Meclis’te yemin etmesine izin verilmeyen, daha sonra ABD vatandaşı olduğunu bildirmediği için vatandaşlıktan çıkarılan Merve Kavakçı İslam, Ankara’da yeniden siyaset arenasına çıktı. İslam, 28 Şubat sürecinde başörtüsüne karşı linç kampanyası yaptığını iddia ettiği kesimlere bunun hesabını soracağını söyledi.
28 Şubat soruşturması çerçevesinde ifade vereceği belirtilen, Meclis’e hakları için başvuruda bulunan Merve Kavakçı İslam, Ankara’ya 2010’da evlendiği üçüncü eşi Prof. Cihangir İslam’la geldi. Kavakçı İslam, dün, Memur-Sen Kadın Komisyonu tarafından düzenlenen, İnsan Hakkı İhlali Olarak Kadına Şiddet ve Toplumsal Etkileri konulu panele, panelist olarak katıldı.

George Washington Üniversitesi öğretim üyesi olan İslam, eğitimde 4+4+4 uygulamasına değinerek, “Bu ülkede en temel problemlerden bir tanesi yeni nesillerimizi, evlatlarımızı inandığımız doğrultuda yetiştiremememiz. Bundan daha büyük bir şiddet olabilir mi? Birileri benim dinimi öğrenmemi, yaşamımı ve bildiğimle amel etmemi engelleyecek ve biz bunu şiddet kapsamına almayacağız” dedi. İslam, başörtüsü konusunda sert eleştirilerde bulunduğu konuşmasında, Ak Parki iktidarı dönemini de eleştirdi. İslam şunları söyledi:
“Benim seçim dönemim kimin demokrat, kimin gerçek dindar olduğunu gösteren bir ayraç oldu. Sizin başörtülü memurlar olarak 28 Şubat’ınız bitti mi diye sormayacağım. Ben 1988’de Tıp Fakültesi’nden bu nedenle ayrıldım. Benim annem YÖK düzenlemeleri çerçevesinde Evren döneminde görevinden ayrıldı. Başörtülü kadınlar olarak 12 Eylül dönemimiz bitmedi. Her üç kadından ikisi bu ülkede başını örtmektedir. Bu kadınları görmezden gelmekten daha büyük bir şiddet olabilir mi?

‘İkna odası soykırımdı’
Körpe beyinleri zehirlemek için kurulan ikna odaları. Bu odalar, gaz odalarıdır. Soykırımı, Yahudi soykırımını hatırlatır anlamında şiddetle ve kuvvetle kullanılıyor. O kızlar o saçların nasıl erkek hocalar tarafından okşandığını anlatırlar. Rahmetli İzzetbegoviç’in şu tespiti yerinde. Bize engizisyonu hatırlatıyor. Engizisyon ruhları kurtarmak için bedeni yakıyor. Bu ikna odalarında Cumhuriyet’in yarattığı sözde bedenleri kurtarmak adına ruhlar yakılıyor.
28 Şubat’ı yapanlar bu sürecin mağdurlarını merhamete çağırıyor. ‘Artık bu yüzleşmeyi, hesaplaşmayı çok uzatmayın, affedici olun diyorlar.’ Bazen dolaylı olarak başkalarına söyletebiliyorlar. İntikam, rövanş kelimeleri gündemimize oturdu son haftalarda. Tesadüf mü, hayır. Adalet tesis edilmeden merhamet sağlanabilir mi? Adalet istiyoruz diye ayağa kalkan insanlar intikamcı olmakla suçlanıyorlar. Karşımızda başörtülü kadınları eşit yurttaş olarak görmeyen, bunu kabul etmeyen ve bunda ısrarcı olan bir zihniyet var.
28 Şubat’ın mutfağındaki ahçılarla yüzleşmemiz gerekiyor. 28 Şubat’ta Timur zulmüne uğrayanlardan bugün Mevlana gibi davranmaları bekleniyor. Sonra 28 Şubat’a çanak tutanlara sıra gelecektir. En sonunda da başı örtülü kadını arkaya iten alın terinin hakkını vermeyen içimizdekilerle yüzleşeceğiz. Kadınlar arasında ayrımcılık yapan, alnı seccadede Müslümandan söz ediyorum. Zihinlerin demokratikleşmesi konusunda 15 yıl önceki yerde değiliz.
Ben şahsen üzerime düşen görevi yapacağım. Bunu hem kendim adına hem beni seçen milletin adına o gün veya bugün devlet bürokrasi medyada başı örtülü kadına linç kampanyası üreten, yürüten, teşvik eden, çanak tutan kişilerden hukuk önünde hesabını soracağım. Bu benim görevimdir.” 

Güncellenme Tarihi : 22.3.2016 19:37

İLGİLİ HABERLER