Gündem
  • 11.4.2002 11:33

'ORTADOĞU'DA TERÖRİZM' RAPORU...

KAYNAK : Haber Vitrini DURSUN EKER İSTANBUL - ABD Dışişleri Bakanlığı'nın hazırladığı terörizm raporunda, Ortadoğu'daki terörizmin, amaçları, hedefleri ve ideolojileri birbirlerinden farklı olan terör örgütleri ve onları destekleyen devletlerce yürütüldüğü öne sürüldü. İslami örgütlerin bir kısmının Arap-İsrail barış sürecini baltalamaya çalıştığı, diğer bir kısmının da temel hedeflerinin, ülkelerindeki laik idari sistemi yıkmak olduğu ileri sürüldü. Filistinli bazı sol grupların, İsrai'le barışa karşı olan İslamcı müttefikleri ile muhalefeti paylaştığı vurgulanan raporda, diğer sol grupların ise, etnik temele dayalı devletler kurmak veya iktidardaki rejimleri devirmek gibi pek çok değişik amaç için mücadele ettikleri savunuldu. Raporda, İran, 'Her bakımdan terörü destekleyen en tehlikeli ülke' olarak nitelendirilirken, Sudan'ın terör örgütlerine sadece barınma ve eğitim imkanı sağladığı iddia edildi. Bu iki ülkenin aksine, laik, milliyetçi ve totaliter idari sistemle yönetilen Suriye'nin, İsrail'le nihai barış antlaşması için yaptığı görüşmelerde ve diğer bölge sorunlarının çözümünde terör örgütlerini bir baskı aracı olarak kullandığı ileri sürülürken, Irak ise, Kuveyt'i işgali dolayısı ile kendisine uygulanan ambargoyu temsil eden kişi veya kuruluşlara terör saldırısında bulunmakla suçlandı. HİZBULLAH (ALLAH'IN PARTİSİ) ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ilk defa terörist grupların analiziyle ilgili olarak hazırladığı raporda, İran'ın dini lideri Ayetullah Humeyni'nin İslam Devrimi'ne inanan pek çok Lübnanlı Şii din adamı tarafından, İsrail'in Haziran 1982'de Lübnan'ı işgaline tepki olarak aynı yıl kurulan Hizbullah örgütüne geniş yer verildi. Raporda, ilk kurulduğunda örgütün amacının, Lübnan'ı bir İslam Cumhuriyeti yapmak ve bu rejimi zamanla bölge geneline yaymak olduğu, ancak, son zamanlarda bunun mümkün olmayacağı anlaşılınca, bütün çabasını Arap-İsrail barış sürecini sabote etmeye yönelttiği iddia edildi. Bu hedefine ulaşmak için İsrail'e ve İsrail askeri birliklerine saldırılar düzenleyen Hizbullah örgütünün askeri gücünün bir kaç bin olarak vurgulandığı raporda, bazı kaynakların, faal savaşçıların sayısının 400 civarında olduğunu ve İsrail'le bir savaş söz konusu olduğunda, bu rakamın bir kaç saat içinde 3 bine çıkabileceğini belirttiği kaydedildi. Raporda, 1980'ler boyunca Hizbullah'ın, batı karşıtı ve bilhassa Amerikan karşıtı terör örgütlerinin baş destekçisi olduğu ifade edilerek, Beyrut'taki ABD Büyükelçiliği'ne (Nisan 1983), ABD deniz piyadelerinin bulunduğu binalara (Ekim 1984'te yapılan bu saldırıda 24 deniz piyadesi öldü) ve ABD Büyükelçiliği ek binasına (Eylül 1984) bomba yüklü kamyonlarla yapılan intihar saldırılarından Hizbullah'ın sorumlu olduğu savunuldu. 1985'te 847 sefer sayılı TWA uçağını kaçırarak deniz komandosu Robert Stethem'i öldüren örgütün, çoğunluğu ABD'li olan Lübnan'daki pek çok batılı rehinenin alıkonmasından da sorumlu olduğu öne sürüldü. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Terörizm Raporu'nda belirtildiğine göre, Temmuz 1994'te 100 kişinin öldüğü Arjantin-İsrail İşbirliği ve Yardımlaşma Derneği binasının bombalanması eylemini de, büyük ihtimalle Hizbullah gerçekleştirdi. Pek çok basın-yayın organında çıkan haberlerin, Lübnan, Suriye, Sudan ve diğer ülkelerde görevli İran diplomatlarının, Hizbullah'ın bu ülkelerdeki elemanlarını lojistik olarak veya diğer bazı şekillerde desteklediğini gösterdiği bildirildi. Raporda, İran'ın, Hizbullah'a yılda 60-100 milyon dolar arasında para yardımında bulunduğu da ileri sürüldü. HAMAS VE İSLAMİ CİHAD Raporda, Hamas (İslami Direniş Hareketi) ve Filistin İslami Cihad'ın, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da üstlenmiş Filistinli Sünni dini gruplar olduğu vurgulanarak, 1979'da kurulan Filistin İslami Cihad'ın, bir gerilla örgütü olarak varlığını sürdürmekle birlikte, toprak ve siyasi meselelerde İsrail'le anlaşmadan yana olan kendi içindeki muhalefetle uzlaşmış gözüktüğü bildirildi. 1987 Filistin ayaklanması ile ortaya çıkan Hamas'ın ise genellikle barış sürecine karşı olduğu kaydedilerek, ancak, Hamas liderlerinin önemli çoğunluğunun, İsrail'le anlaşmaktan yana ve şu anki Filistin yönetiminde yer almak istediğine dikkat çekildi. Hamas'ın İzzeddin el Kasım Tugayları adını verdiği askeri bir kanadı olduğu gibi, çeşitli sosyal hizmetler veren ve muhtaç Filistinlilere eğitim yardımında bulunan bir de sivil kuruluşu olduğu belirtilen raporda, Filistin İslami Cihadı'nın aksine Hamas'ın, birtakım barışcıl siyasi faaliyetlere başlamış durumda olduğu ifade edildi. Raporda, bir kaç bağımsız araştırma grubunun yaptığı kamuoyu yoklamasına da yer verildi. Buna göre, Hamas ve İslami Cihad, toplam yüzde 15-20 halk desteğine sahipler. Düzenledikleri saldırılarda bazı Amerikan vatandaşlarının ölmüş olmasına rağmen, Hizbullah'ın aksine, Hamas ve Filistin İslami Cihad'ın, doğrudan ABD'yi hedef almadığına dikkat çekilen raporda, İran ve Sudan gibi Arap ülkelerinde temsilcilikleri bulunan her iki örgütün, saldırılarını daha çok, İsrail içindeki ve şu an Filistinlilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki hedeflere yönlendirdikleri belirtildi. Raporda, CIA Başkanı James Woolsey'in, 10 Ocak 1995'te Senato İstihbarat Komitesi'ne yaptığı açıklamada, 'İran'ın Hamas'a 100 milyon doların üzerinde para yardımında bulunduğu' şeklindeki iddiası da yer aldı. EL - FETİH (FETAH) 1957 yılında kurulan örgütün, FKÖ içerisinde çoğunluğa sahip olan en etkin konumdaki örgüt olduğu kaydedilen raporda, Filistin davasının önderliğinden sonra denetimini eline geçirdiği FKÖ'yü, tüm direniş gruplarının yer alacağı bir çatı örgüt veya ulusal ittifak platformu haline dönüştürdüğü bildirildi. Raporda, El - Fetih'in, Marksistlerden, Müslüman ve Hıristiyan din adamlarına, işçilerden tüccarlara kadar her eğilimden unsurları barındıran bir örgüt niteliğinde olduğu vurgulanarak, liderinin ise Yaser Arafat olduğu ifade edildi. FİLİSTİN'İN BAĞIMSIZLIĞI İÇİN HALK CEPHESİ ORDUSU (FBHCO) Raporda, FBHCO'nun, FKÖ'nün katı Marksist kanadını oluşturan Filistin'in Bağımsızlığı İçin Halk Cephesi (FBHC) adlı örgütün bir kolu olduğu belirtildi. Daha önceleri Suriye ordusunda yüzbaşı olarak görev yapmış olan Ahmet Cibril tarafından Ekim 1968'de kurulan FBHCO'nun, FKÖ'nün ılımlı bir muhalefeti olduğu kaydedildi. Cibril'in bir kaç yüz savaşçısı olduğu, ancak, konvansiyonel silah eğitimi ve askeri olmayan diğer terörist taktiklerle örgütün etkinliğini maksimum düzeye çıkarmaya çalıştığı öne sürülen raporda, örgütün, İsrail sınırını geçebilmek için planörleri başarılı şekilde kullanabildiğine de dikkat çekildi. Raporda, Suriye'nin, muhtemelen, Cibril'in Suriye Ordusu'ndaki hizmetinden dolayı örgütün baş destekçiliğini yaptığı ileri sürülerek, Suriye'nin örgüte Şam'da koruma, lojistik ve askeri destek sağladığı ve örgütün Lübnan'daki birliklerinin operasyonlarına katkıda bulunduğu iddia edildi. Ancak, örgütün, 1980'lerin sonlarında İran'la da yakın ilişkiler kurmaya başladığı belirtilerek, örgütün, Güney Lübnan'da İsrail'e karşı İran yanlısı Hizbullah'la yan yana savaştığı bildirildi. FİLİSTİN'İN BAĞIMSIZLIĞI İÇİN HALK CEPHESİ (FBHC) FBHC'nin, 1967'de Arap-İsrail Savaşı'nda Arap yenilgisini müteakip George Habbaş'ın aynı yıl kurduğu Marksist-Leninist bir örgüt olduğu kaydedilen raporda, Filistin davasındaki etkinliğinin azalıyor olmasına rağmen, örgütün, Arafat'ın Fetih grubundan sonra FKÖ içindeki en geniş grubu temsil ettiği bildirildi. FBHC'nin, Madrid Barış Süreci'ne katılma kararına şiddetle karşı çıktığı, ancak başarılı olamadığı ve Filistin çıkarlarının topyekün satılması imkanlarının değerlendirildiği Eylül 1993 tarihli İsrail-FKÖ Prensipler Deklarasyonu'ndan sonra FKÖ içindeki yükümlülüklerini askıya aldığı da vurgulandı. Raporda, SSCB'nin çökmesine ve genelde Marksist ideolojinin kan kaybetmesine rağmen, örgütün, İsrail'in kuruluşundan önce 'İngiliz Mandası' altında bulunan bütün Filistin toprakları üzerinde Marsist-Leninist bir devlet kurma hedefinden taviz vermediği belirtilerek, öncelikli hedefi barış sürecini engellemek olan örgütün 800 aktif savaşcısının olduğu bildirildi. Pek çok uçak kaçırma ve uluslararası hava alanlarına düzenlenen saldırılardan sorumlu olan FBHC'nin,1960 ve 1970'li yıllar boyunca uluslararası terörizm faaliyetlerinde çok aktif rol aldığına dikkat çekilen raporda, örgütün, 6 Eylül 1970'te aynı anda üç uçağı birden kaçırdığı, Mısır'a kaçırılan uçağın, yolcuları boşaltıldıktan sonra havaya uçurulduğu hatırlatıldı. Raporda, örgütün uluslararası terör eylemlerini planlayan Vadi Haddat isimli önemli bir şahsın 1978'de ölmesinden sonra, örgütün, saldırılarını daha çok, İsrail içinde ve işgal altında bulunan topraklardaki İsrail hedeflerine yönelttiği vurgulanarak, Suriye ve Libya'nın, örgüte en fazla askeri ve mali yardımda bulunan ülkeler olduğu öne sürüldü. Örgütün Şam'da üstlenmiş durumda olduğu ileri sürülerek, Suriye hükümetinin, kendi kontrolündeki Lübnan topraklarında örgüte askeri eğitim imkanları sağladığı savunuldu. FİLİSTİN'İN BAĞIMSIZLIĞI İÇİN DEMOKRATİK CEPHE (FBDC) ABD Dışişleri Bakanlığı Terörizm Raporu'na göre, FBHC gibi FBDC de Marksist devrime ve Filistin hareketi içinde sınıf mücadelesine inanıyor. Fakat, FBDC'nin 1969'da FBHC ile yolları ayrıldı. Çünkü, FBDC, İsrail'i yok sayarak ve bütün Filistin'in bağımsızlığını savunan FBHC ve diğer aşırı gruplara nazaran kendisinin daha gerçekçi olduğuna inanıyor. İsrail'den kurtarılacak her hangi bir toprak parçasında da bir Filistin Devleti kurulabileceğini ve İsrail'i ortadan kaldırmanın Filistinlilerin nihai hedefi olması gerekmediği görüşünü benimseyen ilk örgüt FBDC oldu. Ancak, İsrail'le barış meselesi bu örgüt içinde de tartışmalara sebep oldu. Ekim 1993 Madrid Konferası'ndan bir kaç ay önce, Başkan Yardımcısı Yaser Abdel Rabbah'ın başını çektiği bir FBDC fraksiyonu, örgüt lideri Naif Havatmah grubundan ayrıldı. Raporda, Abdel Rabbah fraksiyonunun, İsrail'le görüşmelerde bulunmaktan yana olduğu, Havatmah grubunun ise, Filistinlilerin katılımı için daha katı şartların öne sürülmesini istediği ifade edildi. Rabbah'ın daha sonra örgütten ayrıldığı ve Marksizmi-Leninizmi kınayan açıklamalarda bulunduğu vurgulanarak, buna karşılık Havatmah'ın, örgütü barış karşıtı gruplarla daha yakın ilişkiler içine soktuğu kaydedildi. FBHC gibi FBDC'nin de FKÖ içinde faaliyet gösterirken, İsrail-FKÖ antlaşmasından sonra yükümlülüklerini askıya aldığı belirtilerek, FBDC içindeki bölünmenin, örgütün etkinliğini eskiye oranla oldukça azaldığı bildirildi. Raporda, örgütün toplam (Her iki fraksiyonun) 500 elemana sahip olduğu da vurgulandı. Raporda, FBDC'nin, terör eylemlerini daha çok İsrail içinde veya İsrail kontrolü altında bulunan bölgelerde gerçekleştirdiği belirtilerek, örgütün gerçekleştirdiği en büyük eylemin, 27 öğrencinin öldüğü, 134 kişinin yaralandığı Mayıs 1974'te Kuzey İsrail'de bir okula düzenlediği saldırı olduğu kaydedildi. Bu tarihten itibaren örgütün, sınır boylarından İsrail'e küçük çaplı akınlar, İsrail ve işgal altındaki topraklarda bulunan İsrail askerlerine, devlet görevlilerine ve sivillere karşı saldırılar düzenlediği bildirilerek, Suriye ve Libya'nın desteğine sahip olan örgütün Suriye ve Lübnan'da üsleri bulunduğu iddia edildi. FİLİSTFBİN KURTULUŞ CEPHESİ (FKC) FKC'nin 1976'da Irak'ın desteği ile kurulduğu ve 1981'de Filistin Ulusal Kongresi'nde temsil edilme hakkı elde ettiği vurgulanan raporda, örgütün 1983'te, kendi içinde FKÖ yanlısı, Ebu Abbas'ın başını çektiği Irak yanlısı ve Talat Yakup'un başını çektiği Suriye yanlısı hiziplere bölündüğü belirtildi. Raporda, Ebu Abbas'ın Şam'dan ayrılarak Yaser Arafat ve FKÖ ile birleşmek üzere Tunus'a gittiği, ancak 1985 yılında meydana gelen Achille Lauro olayından sonra, Tunus hükümetinin isteği üzerine Bağdat'a gönderildiği hatırlatıldı. Ebu Abbas'ın, Yaser Arafat'a olan bağlılığına rağmen, Arafat'ın İsrail'le görüşmekten yana olan tutumuna katılmadığına işaret edilen raporda, Abbas'ın, 1984'te elde ettiği FKÖ İcra Komitesi üyeliğinden, FKÖ'nün 1991 Madrid Barış Sürecini Destekleme Kararını müteakip istifa ettiği ve şu an Şam'daki Red Cephesini oluşturan koalisyonun bir üyesi olduğu kaydedildi.. ABD Dışişleri Bakanlığı raporuna göre, FKC'nin bölünmemiş hali bile, barış karşıtı grupların en küçüğünü meydana getiriyordu. Raporda, Ebu Abbas Fraksiyonu'nun 50, diğer fraksiyonların ise her birinin yaklaşık 100 aktif gerillası olduğunun tahmin edildiği belirtilerek, Ebu Abbas'ın Irak, Libya ve FKÖ'den yardım aldığı öne sürüldü. Raporda, Abbas'ın kendisi Irak'ta üstlenmiş olmasına rağmen, gerillalarının daha çok, Yaser Arafat'ın Fetih grubunun da yoğun olarak bulunduğu Lübnan'ın Sudan bölgesinde faaliyet gösterdiği ileri sürüldü. Körfez Savaşı'nda Arafat'in yaptığı gibi Abbas'ın da Irak'ı desteklediği hatırlatılarak, FKC'nin diğer fraksiyonları bulundukları ülkelerden (Suriye, Libya) yardım veya en azından üs desteği aldığı bildirildi. FKC'nin Ebu Abbas Fraksiyonu'nun, bir takım terörist saldırılara katılmış olmasına rağmen, ABD-Filistin ilişkilerinde önemli etki unsuru olduğuna dikkat çekilen raporda, örgütün gerçekleştirdiği en büyük eylemin, Ekim 1995'te İtalyan Achille Lauro yolcu gemisinin kaçırılarak, Leon Klinghoffer adında sakat bir ABD vatandaşının öldürülmesi ve diğer yolcuların iki gün rehin tutulması olduğu bildirildi. 30 Mayıs 1990'da FKC militanlarının, deniz yolu ile Tel Aviv'de bir plaja başarısız saldırı girişiminde bulundukları hatırlatılan raporda, militanların, Libya'ya ait bir gemiden indikten sonra sürat motorları ile plaja ulaştıkları belirtildi. Arafat'ın bu saldırı girişimini kınamayı reddetmesi sonucu, ABD'nin, FKÖ ile 1988'de kurduğu diyaloğu kestiğine işaret edilerek, Mayıs 1992'de Eilat'da bir tatil yerine düzenlediği başarısız saldırı girişiminden bu yana, örgütün, büyük terör eylemlerine girişmediğinin tahmin edildiği bildirildi. EBU NİDAL ÖRGÜTÜ (ENÖ) Raporda, Fetih Devrim Konseyi de denilen ENÖ'nün, 1974'te, Ebu Nidal (gerçek adı: Sabri el Banna) tarafından kurulduğu belirtildi. Rapora göre, Ebu Nidal, FKÖ saldırılarını sadece İsrail içinde ve işgal altında bulunan topraklardaki hedeflerle sınırlayan Yaser Arafat'la arasının açılması sonucu bu örgütü kurdu. Nidal'ın, İsrailli, Filistinli, FKÖ üst düzey yöneticileri veya ılımlı Arap ülkeleri olup olmadığına bakmaksızın, uzlaşmadan yana olan herkese saldırdBığına dikkat Hçekilen raporda, örgütün etkinliğinin, 1970 ve 1980'li yıllara nazaran azalmış durumda olduğu vurgulandı. Raporda göre bunun sebepleri, 'Nidal'ın sağlık problemleri olduğuna dair söylentiler (kanser), örgüt içinde meydana gelen bölünmeler, kendilerini destekleyen devletlerle aralarında çıkan sürtüşmeler ve Güney Lübnan ve diğer bölgelerde FKÖ yanlıları ile aralarında çıkan çatışmalar' olarak sıralandı. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, örgütün şu anki gücü konusundaki tahmini, bir kaç yüz üye, Lübnan'da sayısı bilinmeyen milisler ve diğer ülkelerdeki destek hücreleri olduğu yönünde. Raporda, örgütün, kuruluşundan bu yana 20 ülkede gerçekleştirdiği 90'i aşkın eylemde 900 kişiyi öldürdüğü veya yaraladığı belirtilerek, düzenlediği eylemlerden en büyüğünün, 18 kişinin ölümü ve 111 kişinin yaralanmasına yol açan, 27 Aralık 1985'te Roma ve Viyana havaalanlarına düzenlenen saldırılar olduğu bildirildi. Ocak 1984'te bir Ürdün diplomatına suikast düzenleyen örgütün, 1985 yılı başlarında Suriye'nin emri ile bu ülkeye karşı bir takım başka eylemlere de giriştiği öne sürüldü. ABD'nin Irak'a yaptığı baskıların, 1983 yılında örgütün sınır dışı edilme kararında etkili olduğu savunulan raporda, aynı şekilde, Suriye'nin de 1987 yılında örgütü sınır dışı ettiği kaydedildi. Ancak, bu ülkenin kontrolünde bulunan Lübnan'in Bekaa Vadisi'nde örgüt elemanlarının hala varlıklarını sürdürdükleri ileri sürüldü. ABD Dışişleri Bakanlığı Terörizm Raporu'na göre, örgüt, hala Libya'da üsleniyor ve bu ülkeden mali yardım alıyor. Ayrıca, örgüt Sudan'da da üstleniyor. İSLAMCI GRUP VE CİHAD (MISIR) ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Terörizm Raporu'nda, İslamcı Grup ve Cihad'ın, Mısır'daki batı yanlısı devlet düzenini yıkıp yerine İslami esaslara dayalı bir devlet sistemini getirmek istediği ileri sürüldü. Her iki grubun manevi liderinin, Mısırlı bir din adamı Şeyh Ömer Abdurrahman olduğu vurgulanarak, bu kişinin, New York'ta Birleşmiş Milletler binası ve bazı tünelleri havaya uçurmayı planlama suçlarından halen ABD'de mahkum olduğu hatırlatıldı. Raporda, her iki grubun da, eski Başkan Cemal Abdünnasır'ın dağıttıktan sonra yasal siyasi sürece katılma kararı alan Müslüman Kardeşler örgütünün kalıntıları üzerinde 1970'li yılların başında filizlenmeye başladığı kaydedildi. Söylem ve eylemlerine bakılırsa, Mısırlı İslamcı grupların temel hedefinin, 'kokuşmuş' olarak niteledikleri rejimin yerine İslamiyeti esas alan bir rejim getirmek olduğu öne sürüldü. İslami Örgüt'ün, Kahire, İskenderiye ve bütün Güney Mısır'ın fakir semtlerinde açıkça sosyal hizmetler yaparak ve para yardımında bulunarak eleman topladığı ileri sürülen raporda, İslami Grup'un taktik olarak saldırılarını, yerel güvenlik güçlerine, batılı turistlere ve Batı kültürünü sembolize eden diğer kuruluşlara yönelttiği vurgulandı. Hedefi, sadece yüksek düzey devlet görevlilerine suikastler düzenlemek olan Cihad'ın ise çok gizli örgüt olduğu ifade edilen raporda, 18 Ağustos 1981'de Enver Sedat'ın ölümüne sebep olan suikastı bu örgütün düzenlediği, 18 Ağustos 1993'te Mısır İçişleri Bakanı'nın yaralandığı Kahire'deki bombalama eylemi ile, Kasım 1993'te Mısır Başbakanı Atıf Sıtkı'nın arabasına düzenlenen bombalı suikast eyleminin sorumluluğunu, bu örgütün yeni ortaya çıkan bir kolunun üstlendiği bildirildi. Raporda, bu iki örgütün dış yardım kaynaklarının tam olarak bilinmediği de kaydedildi. İSLAMİYET ORDUSU (CEZAYİR) Cezayir'de İslami bir devlet kurma mücadelesi veren bu örgütün, radikal fraksiyonların en göze batanlarından olduğu belirtilerek, Cezayir hükümetinin 1992'de İslami Selamet Cephesi'nin (İSC) iktidara gelmesinden korkarak, parlamento seçimlerinin ikinci turunu yasaklamasından sonra, İSC'den kopanların bu örgütü ve diğer gerilla gruplarını kurduğu belirtildi. En büyük İslami muhalefet grubu olan İSC'nin aksine, İslamiyet Ordusu'nun, Cezayir hükümeti ile uzlaşmayı kesinlikle reddettiği vurgulanan raporda, İSC'nin siyasi sisteme entegre olmayı kabul ettiği halde, İslamiyet Ordusu'nun, rejime, sivillere ve ülkedeki yabancılara karşı şiddete başvurarak hedefine ulaşabileceğine inandığı ifade edildi. İSC'nin rejimle anlaşıp bir koalisyon oluşturması halinde bile, İslamiyet Ordusu'nun büyük ihtimalle mücadelesini sürdüreceği öne sürülerek, bu örgütün, Eylül 1993'te ülkedeki yabancılara karşı terör eylemlerine başvuracağını ilan etmesinden bu yana, Cezayir'de yaşayan çoğu Avrupalı yaklaşık 90 kişiyi katlettiği öne sürüldü. Raporda, bu örgütün üyesi 4 teröristin, Aralık 1993'te başkent Cezayir'de Fransız Hava Yolları'na ait bir uçağı kaçırarak 3 yolcuyu öldürdükleri, daha sonra Fransız anti-terör komandalarının, bu teröristleri Marsilya'da ölü olarak ele geçirdiği kaydedildi. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın raporuna göre, örgütün eleman sayısı bir kaç yüzle bir kaç bin arasında değişebiliyor. Örgüt, Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan pek çok Cezayirliden mali ve lojistik destek sağlıyor. Mısır gibi Cezayir de, İran ve Sudan'ı, ülkelerinde bu örgüte eğitim kampları açma izni vermekle suçluyor. RADİKAL YAHUDİ GRUPLAR 'Terörizm Raporu'nda, bazı radikal Yahudi grupların da Arap-İsrail barış sürecine karşı olduğu belirtildi. Bu süreci tıkamak için onların da terörist eylemlere baş vurmaktan yana olduğu ifade edilen raporda, Kach ve Kahane Chaci adındaki iki örgütün temel hedeflerinin, kutsal kitaplarında tanımlanan İsrail'i kurmak olduğuna dikkat çekildi. Kach'ın, 1990'da ABD'de bir suikast sonucu ölen köktendinci Rabbi Meir Kahane tarafından kurulduğu bildirilerek, Kahane Chaci'nin ise babasının ölümünden sonra Kahane'nin oğlu Bünyamin tarafından kurulduğu kaydedildi. Raporda, İsrail'in 13 Mart 1994'te, 1948 yılında çıkartılan Terörizm Yasası'na dayanarak her ikisini de terörist örgüt ilan ettiği hatırlatılarak, İsrail hükümetinin bu kararı, söz konusu örgütlerin, ABD'den İsrail'e göç eden Baruch Goldstein isimli Kach üyesi bir radikal Yahudinin, 25 Şubat 1995'te bir camiye düzenlediği saldırıyı açıkça desteklemesinden hemen sonra aldığı kaydedildi. Bu saldırıda 40 Müslüman katledilmiş, 150 civarında kişi de yaralanmıştı. Raporda, pek çok üyesi Batı Şeria ve Gazze'deki Yahudi yerleşim bölgelerinde yaşayan bu örgütlerin, İsrail hükümetine karşı protesto eylemleri düzenlediği, Filistinlileri taciz ve tehdit ettikleri de belirtildi. 1993 yılında 4 kişinin öldürüldüğü ve 2 kişinin de yaralandığı Batı Şeria'da Filistinlilere karşı düzenlenen silahlı saldırı eyleminin sorumluluğunu da bu örgütlerin üstlendiği vurgulanarak, bunların, siyasi görüşleri kendilerine yakın olan ABD ve Avrupa'daki Yahudilerden destek gördükleri yazıldı. HALKIN MÜCAHİTLERİ ÖRGÜTÜ (HMÖ) Raporda, İran'a karşı faaliyet gösteren en organize muhalif grup olan HMÖ'nün, İslamiyet ile sosyalizmin bağdaştırıldığı bir düzeni savunduğu vurgulanarak, 1965 yılında kurulmuş olan örgütün lideri Mesut Recevi ve lider kadrosunun, Irak'ta bulunan karargahlarda faaliyet gösterdiği, örgütün kamplarının da bu ülkede yer aldığı bildirildi. Örgütün, devrim öncesi Şah rejimini yıkmayı hedeflediği gibi şimdi de İran'daki dini idareyi yıkmaya çalıştığı vurgulandı. Raporda, Haziran 1981 tarihi itibarıyla silahlı eyleme başlayan HMÖ'nün, İran'a yönelik silahlı faaliyetlerini 1997 yılından itibaren belirgin şekilde arttırdığı belirtilerek, Tahran başta olmak üzere İran'daki önemli merkezlere ve üst düzey yetkililere karşı saldırılarını yoğunlaştırdığı kaydedildi. Ayrıca örgütün, Arap-İsrail Barış Sürecini açıkça desteklediği bildirildi. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 16:27

İLGİLİ HABERLER