Gündem
  • 12.3.2003 15:27

ÖZAL VE DEMİREL'DEN DENKTAŞ'LA İLGİLİ ŞOK TESPİT!..

Yıllar önce Demirel ve Özal'ın Denktaş'la ilgili olarak ''Kendisine fırsat verilse Türkiye'yi burnundan tutup oynatır'' dediğini açıklayan Hasan Cemal Kıbrıs Sorunu'nun neden çözülemediğini sorguladı. Tayyip Erdoğan geri adım mı attı? ANAP tek başına seçimi kazanmış, Özal yeni başbakan olmuştu. Ve 1980’li yılların ilk yarısında çözme umudu ve hırsıyla Kıbrıs’a el atmıştı. Çok iddialıydı. Arkasındaki parlamento çoğunluğu, tek başına hükümet ve siyasal kararlılığıyla kısa sürede çözüm yolunu açacağına içtenlikle inanıyordu Özal. O tarihlerde, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Yürütme Kurulu’nda birlikte çalıştığımız Yunanlı gazeteci, mesleğin duayenlerinden Harris Busburellis (yıllar önce kaybettik) bir gün bana demişti ki: ''Özal’ın Kıbrıs’la ilgili çabaları Atina’da ilgiyle izleniyor. Ama Allah aşkına söyler misin, sizin asker gerçekten yeşil ışık yakar mı?'' Aradan dört beş yıl geçti. Başbakan Özal bir gün dış politika danışmanlarına Denktaş’tan yakındı: ''Koskoca Türkiye’yi burnundan yakalamış, istediği yere çekiyor.'' Sonra Demirel geldi. Kıbrıs’ı bir kez daha kucağında buldu. Çözümden çok vaziyeti idare edip, Kıbrıs’ta oyun bozan taraf olmaktan kaçınmaya çalıştı. Ve Demirel de bir gün Denktaş’tan şikayet etti: ''Kendisine fırsat verilse, Türkiye’yi burnundan tutup oynatır.'' On yıl daha geçti. Bu kez Tayyip - Gül ikilisi, Özal’ınkinden daha güçlü bir tek parti hükümetiyle iş başına geldiler. Kıbrıs konusuna tıpkı Özal gibi, hiç beklemeden, iddialı, hırslı soyundular. Gerekli siyasal irade ve kararlılığa sahip olduklarını seçim sandığından çıktıkları ilk günden itibaren dillendirmeye başladılar. Ama yine olmadı. Üstelik bu kez fazla uzun da sürmedi. Üç dört ay içinde sanki havlu atıldı. Neden? Fransız Le Monde gazetesi dünkü başyazısında bu soruyu Ankara’daki asker diye yanıtlamış: ''Erdoğan parlamentoya giriyor ve başbakan oluyor. Demokrasi açısından çok iyi bir gelişme. Ama maalesef güven duyulmasını engelleyen aykırı gelişmeler de yaşanıyor. Örneğin Kıbrıs sorunu... Görüşmeler, Ankara’daki generallerin karşı tutumu yüzünden olumlu sonuçlanmadı.'' Hedef niye asker? Neden hükümet değil ki? Sorumluluğu üstlenerek son sözü söylemesi gereken sivil siyasal otorite değil midir? Öyleyse... Evet, bizim askerin Kıbrıs tutumu öteden beri katı. Bu sır değil. Basite indirgenerek şöyle özetlenebilir: ''Kıbrıs, Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından hayatidir. Kofi Annan planı kabul edilirse Kıbrıs’ı kaybederiz. Bizi nasıl olsa Avrupa Birliği’ne de almazlar, iyisi mi Kıbrıs’ı elimizde tutalım.'' Yalnız asker değil, Cumhurbaşkanı Sezer de, Denktaş da, Dışişleri’ndeki Kıbrısçılar da, bir yerde CHP de, Ankara’daki yeminli Avrupa Birliği karşıtları da farklı düşünmüyor. Bugün için ne yazık ki tümü Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü savunuyor. Sorumlu kim? Hesap kimden sorulacak? Lafı uzatmak yersiz. Sorumlu hükümettir, seçim sandığından çıkan sivil otoritedir. Eğer sorulması gereken bir hesap varsa, hükümetten sorulur. Çünkü son söz onundur, başkasının değil. Tayyip Erdoğan bir adım geri mi attı? Attıysa neyin karşılığında? Yoksa o da sonunda ikna mı oldu? Hangisi, bilemiyorum. Ancak Kıbrıs’ın çözümsüz kalması, hem Kıbrıs Türklerinin hem Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır. Çözümsüz Kıbrıs, Türkiye’nin Avrupa yolunda büyük engeldir. Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaşması, Amerika’ya karşı manevra alanını daraltır. Ayrıca, Kıbrıs’ın stratejik önemi üzerinde kafa yoranların, Türkiye açısından AB’nin stratejik önemine bin kere kafa yormalarında yarar vardır. Tabii, dünyanın sonu değil. Ama Güney Kıbrıs artık AB üyesi... Kıbrıs’ta çözüm yeniden gündeme geldiğinde, inşallah, Kofi Annan planını da aramayız. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:32

İLGİLİ HABERLER