Gündem
  • 24.1.2004 20:01

RECEP TAYYİP ERDOĞAN : "AB'DEN ZAMANI GEÇMİŞ, DİNSEL ÖNYARGILARI AŞMA KONUSUNDA CESARET BEKLİYORUZ"

MUSTAFA ÖZBEK DAVOS - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa konusunda korkularını bir kenara iterek Avrupa Birliği (AB) ile demokratik doku konusunda büyük cesaret gösterdiklerini belirterek, "Şimdi aynı cesareti Türkiye'ye karşı zamanı geçmiş, dinsel önyargıları aşma konusunda AB'nin göstermesi gerekmektedir" dedi. Davos'ta Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında bir konuşma yapan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye girmesi ile ilgili görüş ve temennilerini aktardı. Erdoğan, siyasi irade olarak Türkiye'yi AB'ye hatırladıklarını ve bu süreçte müzakerelerin başlatılması için gerekli olan siyasi kriterlere uyumun yanısıra gerekli ekonomik reformları da gerçekleştirdiklerini hatırlattı. Parti ve hükümetin muhafazakar demokratlık anlayışı gereği tüm reformları etkili bir şekilde yaparken toplumun desteğini almayı önemsediklerini belirten Erdoğan, reformların toplumun dengelerini bozmayacak yöntemlerle gerçekleşmesine de dikkat ettiklerini kaydetti. EKONOMİDEKİ GELİŞMELER Türkiye'de AB yolunda ekonomik gelişmelere de değinen Başbakan Erdoğan, piyasa düzenleme işlerinin bağımsız kurullara devredildiğini, yabancı sermayeyi Türkiye gelmesini teşvik edecek önemli kanunların parlamentodan geçirildiğini, özelleştirme alanında önemli adımlar atıldığını ve kamuya ait havayolu, petrokimya, rafineri, alkol ve sigara üretim tesisleri ile telekom ve kamu bankalarının ön planda olduğunu hatırlattı. Ekonomide sürdürülebilir bir büyüme, enflasyonu düşürme ve ekonomik dataları Avrupa Birliği standartlarına çekmenin hükümetin öncelikli hedefleri arasında bulunduğunu belirten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Enflasyonun 2003 yılında beklentilerimizin de düşme ile yüzde 19 oranında gerçekleştirmesini yüzde 70'e varan eski rakamları kıyasladığımızda bir başarı olarak nitelendiriyoruz. 2004 yılındaki amacımız enflasyonu yüzde 12'ye düşürmektir. Enflasyonun düşürülmesinde Merkez Bankası'nın korunması kadar güven ortamının tesis edilmesi de önemli rol oynamıştır. Popülist politikalardan kaçınmayı sürdürüyoruz. Popülizm yapmamıza rağmen reformları gerçekleştirirken halkın bu derece desteğini almamızı halkımızın muhafazakar değerlerini bir demokratik siyaset çizgisini izlemeye borçluyuz. Keza IMF ile sürdürdüğümüz stand-by programı öngörüldüğü şekilde gelişmektedir" dedi. "ENDİŞEMİZ YOK" 2003 yılında yüzde 6.5'luk faiz dışı fazlanın tutturulduğunu, 2004'te belirlenen hedefin tutturulmasına özen gösterileceğini belirten Erdoğan, "2001 krizinin oluşturduğu küçülmeden sonra 2002 yılındaki yüzde 8'lik büyümenin 2003 yılında yüzde 5.3 olarak gerçekleşmiştir. Bu kalkınmanın önümüzdeki senelerde de sürebileceğini düşünüyoruz. Enflasyonun düşürülmesiyle birlikte bütçe dışı fazla verilmesi ve dış borcun döndürülmesi de sağlanmıştır. Dış ticaret hacmimiz 110 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. Bunun yaklaşık 48 milyar dolarına tekabül eden ihracatla rekor kılınmıştır. Dış ticaret açığımızın büyüdüğü doğrudur. Ancak turizm gelirlerimizin 9 milyar dolara ulaşmasından dolayı fazla endişe etmiyoruz. Halkımızın geleceğinin ekonomideki iç ve dış dengelerin istikrara kavuşturularak güçlendirilmesiyle yakından ilişkili olduğu bilincindeyiz" diye konuştu. Son dönemdeki makro ekonomik göstergelerin olumlu gelişmelere işaret eder olsa da yapısal sorunların tamamen çözümlenmiş olduğu iddiasında olmadıklarını belirten Erdoğan, "Bu oranda yüksek işsizlik oranıyla mücadele edebilmek amacıyla sürdürülebilir bir istihdam politikası önlemlerinin bir an önce alınması ve hayata geçirilmesinin toplumsal barışın idamesi açısından ne denli önemli olduğunun idraki içerisindeyiz. İstihdam politikasını bir devlet kapısı olarak görmüyoruz. Özel sektörü istihdam kapısı olarak destekliyoruz" dedi. "HALKIMIZ DEĞİŞİMİ DESTEKLİYOR" Türkiye'nin AB'ye giden yolda en kritik dönemeçlerden birine girdiğine dikkat çeken Recep Tayyip Erdoğan, "Bu yıl sonunda Avrupa Konseyi Türkiye ile üyelik müzakerelerini ilişkin kararını alacaktır. AB'nin olumlu kararı birliğin Türkiye'yi tam üye olarak benimseme iradesini hiçbir şüpheye ve geri dönüşe yer bırakmadan ortaya koyacak olması bakımından önem taşımaktadır. Türkiye'de birçok AB ülkesine göre AB'ne tam üye ülkelerden daha fazladır" diye konuştu. Değişim karşısındaki tereddüdün Türk toplumunda gözükmediğine işaret eden Erdoğan, "Bunun en büyük sebebi halkımızın kendi değerlerine saygılı, ulusal kimliğimizi oluşturan değerleri özümsememiz bir iktidarın işbaşında olduğunu bilmesidir. Bu halkımıza değişimin bir kimlik erozyonu değil, kimlik geliştirme yöntemi olduğu bilincini vermektedir. Muhafazakar demokrat siyasi kimliği ile partim ve hükümetin halkımızın değişim karşısındaki tereddütlerini değişime destek veren bir işlev üretmeye devam etmektedir. Çünkü halkımız her türlü değişimi kendi değerlerine zarar vermeden gerçekleşmesi koşuluyla içtenlikle desteklemektedir" şeklinde konuştu. "AB'DEN CESARET BEKLİYORUZ" Türk halkının, hükümeti, parlamentosu, muhalefet partileri ve sivil örgütleriyle AB hedefine odaklandığını belirten Başbakan Erdoğan, "Şu anda yapılan kamuoyu araştırmalarında AB'ye girmeyi arzu edenlerin oranı yüzde 75'tir. Türkiye'nin AB'ye ne kadar hazır olduğu ortadadır. Müzakerelere başlamadan önce AB'nin siyasi kriterlerine uyum sağlamamız gerektiğinin bilincindeyiz. Yasal reformları büyük ölçüde tamamladık. 2004 yılının hiçbir anının boşa geçirmeden uyum paketlerini uygulamaya sokmak suretiyle Türkiye üzerine düşeni yerine getirmiş olacaktır" dedi. Türkiye'ye adaylık statüsü tanıyan 1999 Helsinki Zirvesi'nden bu yana ülkenin bir dönüşüm geçirdiğini, 10 yıl önce tartışılması bile mümkün görülmeyen idam cezasının kaldırılması, Türkçe dışındaki dil ve lehçelerin öğrenilmesi ve yayın yapılması Milli Güvenlik Konseyi'nin yapısının değiştirilmesi gibi reformların bugün hayata geçirildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: "Demokratikleşme, bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, işkence ile mücadele gibi alanlarda vardığımız aşamayı bize en keskin eleştirileri yönelten uluslar arası örgütler dahi teslim ediyorlar. Tüm bu reformların arkasındaki itici güç Türk halkının değişim, çağdaş değerleri kucaklama ve AB ailesinin bir bireyi olma arzusudur. Biz bu destekle korkularımızı bir kenara itip AB ile demokratik doku konusunda büyük cesaret gösterdik. Şimdi aynı cesareti Türkiye'ye karşı zamanı geçmiş, dinsel önyargıları aşma konusunda AB'nin göstermesi gerekmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği aslında yarım asır önce başlamış ahdi bir sürecin katılım kriterlerinin tarafımızdan karşılanması suretiyle varacağı nihai bir aşamadır. Türkiye 40 yıldır AB sürecine girme sürecini işletmektedir. AB üyesi ülkelerin birçoğundan AB'ye girmekte, AB'ye daha hazır bir ülke durumundadır." Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:30

İLGİLİ HABERLER