SPOR YAZARLARI DAUM'U TOPA TUTTU!
Rıdvan Dilmen: Mücadele de gitmiş (Milliyet)
Son iki lig maçında Manisa ve Bursa’ya karşı Fenerbahçe takımı iyi oynamadı. Hatta kötü oynadı diyelim. Sadece bir şeyi iyi yaptılar, çok mücadele ettiler. Bir tanesinde öne geçmek için büyük savaş verdiler, 1-1’e yakalanmalarına rağmen yine maçı çevirdiler. İkincisinde Bursa’da öne geçtikleri maçta skoru korumak için boğuştular. Oyuna “hayır”, mücadeleye “evet” demiştik. Ama dün gece kötü oyuna, mücadele eksikliği de eklenince mağlubiyet geldi.
O iki maçta müthiş mücadele, takımı sıfıra gelecek kadar yormuş. Bütün oyuncular yorgundu. Vasat oynayan isim arıyorum, bulamıyorum. Oyunun bazı bölümlerinde Emre. O da biraz tempo yapınca yoruluyordu. Cristian orta yuvarlağa girdi, sanki sakın çıkma demişler. Bütün maçı orada geçirdi.
Gökhan’ın sezon başı temposu yok. Lugano - Bilica ikilisi uyumsuz. Biraz öne çıktıklarında savunma arkasına atılan toplarda ağırlar. Roberto Carlos yine idare ediyor. Kazım etkisiz. Santos’u hiç görmedim. Sadece Alex bir şeyler yapmak istiyordu. Tek pozisyon da onun kafasından geldi. Güiza da hiç yok. Volkan kötü günündeydi. Bu kadar olumsuzluğu sayınca kazanma şansın tabii ki olmuyor.
Bireysel anlamda kötü oynayabilirsiniz, ki Bursa’da böyleydi. Ama fizik olarak mücadele edemezsen kaybedersin, kazanamazsın. Ve öyle de oldu. Bursa’da genelde 50 metrede oynandı maç. O yüzden oyuncular kendi ceza sahaları ile orta saha arasında biriktiler, fazla efor sarfetmediler. Twente önünde oyunun iki yönünü oynamaya kalkınca, top da önde kalmayınca mesafe uzadı. Oyunun 20 dakikasında yorgunluk belirtileri başladı.
Gelecek düşündürücü!
Twente düz bir takım. Bireysel yetenekli tek oyuncu sol açıkları Stoch. Çabuk bir oyuncu. Diğerleri düz ama pozisyon almasını biliyorlar. Ayrıca sakindiler. Ama Fenerbahçe fazla sakindi. O kadar sakindi ki, rakip pas yapıyor, imkan veriyorlar, arkaya atılan uzun toplara koşamıyorlar. Sadece duran top beklentisi vardı.
Nitekim Mehmet Topuz’un müthiş, kendine has vuruş stili ile golü buldular. Ancak kendi sahanızda oynuyorsunuz ve seyirciyi heyecanlandıracak tek pozisyon bulamıyorsunuz. Bence gelecek adına en düşündürücü olay, fiziksel anlamda müthiş düşüş.
Bükreş’ten gelen haber teselli oldu. Ama bu oyun ve fizik güç telafi edilmesi gereken ciddi bir durum.
Gürcan Bilgiç: Tek atımlık hoca (Sabah)
Değişime direnen ve sorunların çözümünü kendinde değil, oyuncuların yeteneklerinde arayan bir teknik adam olarak Daum; dün mükemmeldi (!)
Bugüne kadar oynadığı maçlar, yaşadığı sorunları, oyuncularının performans değerleri hiçbir şey ifade etmemiş olacak ki, Twente maçında da sonuca müdahale etmek, takımını daha farklı kılmak adına kılını kıpırdatmadı.
Takımında geriye koşmayan, tempoyu yapmayı bırakın, engelleyen oyuncular varken "bir şeyler yapsınlar" umuduyla ne 11'ini bozabilecek cesareti gösterebildi, ne de teknik direktörlük hayatının kendine kattığı anlamı, bizim anlayabileceğimiz şekle büründürdü.
Başkan ile birlikte "ilk hedef" olarak çizdikleri Süper Lig'de, 100 milyon Euro'luk takım yaratarak rahat kazanabileceklerinin farkındalar ve herkesi de buna şartlandırdılar. Avrupa Ligi, daha üst kulvardı ve herkesin "daha iyi" olması gereken maçlar oynayacaklardı. Maç öncesindeki analizleriyle yetinerek, maçı sırasındaki sıkıntıları gidermek için hamle yapmaya sıra geldiğinde, karşımıza atımlık" Daum çıkıyordu.
F.Bahçe golü atana kadarDaum çıkıyordu. F.Bahçe golü atana kadar da, beraberlik sağlandıktan sonra da, hangi futbolcunun nerede oynadığının belli olmadığı bir şablon içinde, iç güdülere teslim olmuş şekilde, Twente'nin ördüğü duvara toslayıp, durdu.
Takımın eksiği olarak görülen sol kanat oyuncusu Santos'un, Emre'nin veya Alex'in gölgesinde dolaşıp durmasının anlamsızlığı bir tarafa, Güiza gibi topu ayağında bile tutamayan bir santrfora hücum aksiyonlarını emanet etme "seyirciliği" de vardı. Geçen senenin "iletişimsiz" ve "isteksiz" görüntüsünün içinde, burnundan kıl aldırmayan, Emre Belözoğlu baskı yapmasa, yürümeye bile üşenenlerin takımı gibiydi F.Bahçe.
En ucuz bileti 55 lira olarak belirleyip, taraftarından fedakarlığı istemeyi kendilerine "hak" görenler de, dünkü bu ucuzluğun ve vurdumduymazlığın ortağıdır aslında.
Daum, iyiyi değil, ünlüyü tercih eden, risk alacak cesareti yüreğinde taşımaktan ziyade, futbolcusuna bu sorumluluğu vererek, "kapasitemiz bu" açıklamasını yapmayı tercih eden bir teknik adamdı. Hala da öyle.
F.Bahçe'nin hem Türkiye'de, hem de Avrupa Ligi'nde kalan maçlarında, aynı sıkıntıları yaşamaması sahada mücadele edecek, hava değil, ter atacak oyuncularıyla devam etmesi şart. Bunların kim olduğunu maçları saniye saniye analiz eden bilgisayar programları zaten söylüyor.
Selçuk Yula: Hakeden kazandı (Takvim)
Fenerbahçe maça çok sıkıntılı başladı. Oyunu açacak gole gidecek hamleleri yapmaktan çok uzaktı. Twente'nin hocası Steve McClaren mutlaka F.Bahçe'yi iyi izlemiş iyi etüt etmiş.
Sahada uyguladığı taktik de ilginçti. Alan markajı yapmadı. Orta sahadaki Alex, Emre ve Santos'a yüzde yüz markaj vererek adam adama oynattı. Şu da belli ki futbolcularına, tuttukları adamlar kendilerine üstünlük sağladıkları anlarda faul yapmalarını emretmiş. En fazla etkilenen de Emre Belözoğlu oldu.
Mükemmel savunma yapan rakibimiz karşısında mucize bir gole ihtiyacımız vardı. Bunu da Mehmet Topuz'un muhteşem frikiğiyle bulduk.
Üstünlüğümüz fazla muhafaza edemedik. Gönül'ün sakatlanıp sahada 10 kişi kaldığı anda o bölgeden gelen atak skoru 1-1'e getirdi. Gökhan dışarda 1-0 galipken o bölgeyi kapatmak kimsenin aklına gelmiyor. Olacak iş değil.
2 golde de bu sefer savunmanın hatasıyla skoru 2-1'e geldi. Çok kötü oynadık. Daum sahada dökülenleri sadece seyretti. Güiza yokları oynarken Semih'in kulübede oturması gerçekten artık ayıp oluyor. Dünkü maç için söylenecek birşey yok. Rakip çok daha istekli ve akıllı oynadı. Hakettiğini de aldı.
Kemal Belgin: Bu yuhlar Daum'a (Türkiye)
Takım oyunundan uzak bir Fenerbahçe... Orta saha kurgusu kayıp ilanı veren bir Fenerbahçe... Gol pozisyonu üretmekte kör-topal, kısırdöngüleri gözümüze sıkıntılar ile sunan bir Fenerbahçe...
Hangi futbolcumuzu cımbızla çekip, size ikram edip, "İşte bu Fenerli futbolcu" diyebiliriz ki! Gözlerim şaşı olmuşcasına, şaşkınlık içinde izleme şanssızlığı yaşamış birisi olarak, "Bu mu beklediğimiz Fenerbahçe?" diyesim geliyor.
İkinci yarı umutları tazeleme açsında iyi niyetli beklentiler içerisindeydik. Alex'in kafa ile kaçırdığı net bir gol pozisyonu var. Ardından duran bir topta oyuna yeni giren Mehmet Topuz öylesine güze bir gol attı ki, "Ah!" dedik; "Fener şimdi toparlanır." Ama nerede! Gol attık, sevincimiz kursağımızda kaldı, Volkan'ın abuk subuk gol yemesinden sonra. Bununla da yetinmedi Twente. Saracoğlu'nda öyle bir Fener buldu ki, lati lokum. İkinci golü atıp ham yaptı!
Ligde 5'te 5 yapabilir. Ama biliyoruz ki Manisa ve Bursa galibiyetleri tesadüf ve şanstan öteye gitmemiştir. İşte Twente karşısında?Fener?gerçek yüzünü göstermiştir. Şimdi Daum üzüntüden saçını-başını yolmuş, bana ne! Saracoğlu'nu dolduranlar tırnaklarını yiye yiye hem elinden, hem dişinden olmuş... Beni düşündüren bu!
Selim Soydan: Ah Daum ah! (Vatan)
F.Bahçe bundan önce oynadığı 2 eleme maçında karşılaştığı zayıf Honved ve Sion'dan sonra dün akşam karşısında çok farklı bir takım buldu. Sahada direnebilen, çok koşan ve F.Bahçe'den daha çok mücadele eden bir Twente vardı. Ve 90 dakika boyunca kazanmak isteyen gerçek taraf da onlardı... Hele bir de maçtan 5 dakika evvel biten, G.Saray'ın Atina'daki 3-1'lik skorundan sonra F.Bahçe sahaya ister istemez baskı altında çıktı.
F.Bahçe'nin tek kanadının çalışmaması, sadece G.Gönül'ün oyuna katılması ve bütün hücumların oradan olması, sanki bir an önce F.Bahçe'den gitmek isteyen Carlos'un da dün çok top kaptırması ve oyuna katkı yapamaması Twente'nin hesaplarının tutmasına yardım etti...
Nitekim F.Bahçe'nin sol kanadı dün akşam hiç çalışmadı. Bir de Alex ve Emre'yi orta sahada çok iyi kontrol ederek oyuna başladı Twente. Bu yüzden Emre bu markajdan kurtulmak için devamlı kendi sahasında top almak için etkili yerlerden uzaklaşmak zorunda kaldı. Dün de yeni uygulamanın (6 hakem) futbol adına hataları en aza indireceğine inanıyorum.
Maalesef F.Bahçe UEFA Avrupa Ligi'ne çok kötü bir başlangıç yaptı. Son sözüm de Christoph Daum'a; F.Bahçe'nin fizik kondisyonu çok iyi diyordu. Dün Twente'yi seyrettikten sonra acaba yine F.Bahçe'nin kondisyonu iyi deyip demeyeceğini merak ediyorum. Anlaşılan o ki, F.Bahçe özellikle Avrupalı rakipleri karşısında çok yetersiz kalacak...
Ömer Üründül: Daum'un eseri (Sabah)
Twente kenar yönetimi, Fenerbahçe dersini iyi çalışmış. Twente kenar yönetimi, Fenerbahçe dersini iyi çalışmış. Sarı-Lacivertli takımın her yöne oynayabilen iki silahından Emre’yi Tiote ve Janssen, Alex’i de Brama markajıyla etkisiz hale getirdi. Emre ve Alex gözaltında kalınca Fenerbahçe’nin bölgeler arası iletişimi kesildi. Kazım, Dos Santos kişisel çabalarıyla bir şeyler yapmaya çalıştılarsa da sonuç çıkmadı. Savunmadan çıkan zorunlu uzun toplar Güiza’dan çok Wisgerhof ve Douglas kulelerine takıldı. Telsim tribünü ile onlara komşu Maraton üstteki coşkunun çeyreği sahada yoktu ilk yarıda.
Güiza, Kazım, Alex, üç forvet gibi başladı Fenerbahçe. Cristian, Gökhan’a destek amacıyla mecburen sağa yanaştı. Emre göbekte tek kalınca Twente üstünlüğü yakaladı. Top daha çok Hollanda ekibinde kaldı. Mehmet Topuz’un müthiş füzesi misafiri bozmaya yetmedi. Volkan Demirel ve Cristian’ın ikram bonkörlüğü Fenerbahçe’nin hayallerini aldı götürdü.
Sarı-Lacivertli ekip karşılaşmanın büyük bölümünde futbolun güzel yanlarından hep uzakta kaldı. Top kayıpları tribünleri çıldırtırken, kanat organizasyonları ile rakibe baskı kurma girişimleri de maalesef yoktu. UEFA Avrupa Ligi’ne iyi başlangıç yapmayı hedefleyen Fenerbahçeli futbolcuların beyinleri ile ayakları arasındaki kopukluk, Avrupa Ligi’ne puansız başlamanın en önemli etkeniydi.