Gündem
  • 9.4.2002 10:28

TÜRKİYE'NİN ORTADOĞU POLİTİKASI, İSRAİL İLE İLİŞKİLERE ENDEKSLİ

KAYNAK : Haber Vitrini İSTANBUL- Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Bülent Aras, Türkiye'de toplum dengeleri bozulduğu veya devlet-toplum ilişkilerindeki gerginlik arttığı zaman; Türk dış politikasının, Filistin sorunundan uzaklaştığını ve bütün Ortadoğu politikasını İsrail ile ilişkilere endekslediğini öne sürdü. 'Soğuk Savaş' sonrası dönemde eski Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkan bir dizi ciddi kriz ve içeriden yeni kimlik taleplerinin, Osmanlı dönemi politikalarına ve geniş Osmanlı coğrafyasında tesis edilen barışa yönelik romantik bir özlem doğurduğunu belirten Doç. Dr. Bülent Aras, ülke içinde Osmanlı geçmişini unutma esaslı projenin, dış politikada başarılı olmadığını ve Filistin gibi şu an sorunlu eski Osmanlı coğrafyası unsurlarının, Türk dış politikasına, 'geçmişini hatırlama ve hafızasını geri kazanma' yönünde baskı yapmaya başladığını bildirdi. AB'YE ÜYELİK SÜRECİNDE Doç. Dr. Aras, AB'ye üyelik sürecinde, insan hakları ve demokratikleşmenin önünü tıkayan politikalar, iç politikada karmaşa, tatmin edilemeyen taleplerin artması ve Türkiye'nin kendi olması yönünde rotasını kaybetmesi ile Filistin sorunundan uzaklaşmasının üst üste gelmesinin bir tesadüf olmadığını vurguladı. Doç. Aras ayrıca, Filistinliler, 21. yüzyılın ilk planlı etnik temizleme hareketine maruz kalırken İslam dünyasının, soruna çözüm üretmede yetersiz kaldığı gibi, İsrail'in işgal ettiği topraklarda genişlemesine defansif tavrı ile katkıda bulunduğunu ileri sürdü. Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Bülent Aras, yaptığı açıklamada, Filistin sorununun, Türkiye açısından sadece bir dış politika sorunu olmadığını, aynı zamanda iç politikanın üzerine oturduğu fay hatlarının hareketlerini, devlet-toplum ilişkilerini ve toplum dengelerini yansıttığını da söyledi. Doç. Dr. Bülent Aras, bu dengeler bozulduğu veya devlet-toplum ilişkilerindeki gerginlik arttığı zaman, Türk dış politikasının Filistin sorunundan uzaklaştığını kaydetti. TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKA KİMLİĞİ Türkiye'nin dış politika kimliğinin, Osmanlı sonrası uluslararası sisteminde şekillendiğini ifade eden Doç. Aras, "Osmanlı geçmişini göz ardı eden dış politika yapıcıları, kendi algılamaları içerisinde Ortadoğu tarihi ve coğrafyasını kökenlerinden kopararak hafıza kaybına uğramış bir hasta izlenimi vermişlerdir" dedi. Türkiye'nin 'Soğuk Savaş' sonrası kimliğinin ilk test alanının yine Ortadoğu olduğunun altını çizen Doç. Dr. Bülent Aras, Filistin sorununun diğer Ortadoğu problemlerinden farklı bir yer tutttuğunu, Türk toplumunun kaydadeğer bir kesiminin, Filistin sorunu ile irtibatını devam ettirdiğini belirtti. Doç. Aras, bu durumun temel sebebini, 'devlet-toplum ilişkilerinin kendi tarihi ile barışık olmaması ve ortaya çıkan gerilimin bazı dış politika sorunlarına yansıtılması' olarak açıkladı. Türkiye'nin, 1990'lar ile başlayan barış sürecinde daha çok etkilenen taraf olduğunu ve sonucunda İsrail ile ilişkileri geliştirebilme imkanını önemli kazanç olarak algıladığını bildiren Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Bülent Aras, ancak İsrail'in sağ kanat liderlerinin, barış sürecini kısa sürede bir post-modern savaş stratejisine dönüştürdüklerini vurguladı. Doç. Dr. Aras, Türkiye açısından bakıldığında İsrail'e karşı ılımlı atmosferin ortadan kalktığı ve bütün bir Ortadoğu politikasını İsrail ile ilişkilere endekslenmiş bir tablo ortaya çıktığını kaydetti. TÜRK DIŞ POLİTİKASI Türk dış politika yapıcılarının, 'Soğuk Savaş' zihniyetini üzerlerinden atamadığını ve yanlış yönlendirilmiş güç dengesi yaklaşımları ile politikalara yön vermeye devam ettiğini ifade eden Doç. Aras, 'Soğuk Savaş' sonrası dönemde Ortadoğu'da Türkiye-İsrail-ABD ekseninin, en güçlü oluşum olarak ortaya çıktığına dikkat çekti. Türk dış politika yapıcılarının, neredeyse kendi kendini imha aşamasına gelmiş ABD-İsrail eksenli politikalara bağlılığını, 'Soğuk Savaş' modeli güç dengesi yaklaşımlarının sonucu olarak değerlendiren Doç. Aras, şöyle devam etti: "Soğuk Savaş sonrası dönemde eski Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkan bir dizi ciddi kriz ve içeriden yeni kimlik talepleri, Osmanlı dönemi politikalarına ve geniş Osmanlı coğrafyasında tesis edilen barışa yönelik romantik bir özlem doğurmustur. Ülke içinde Osmanlı geçmişini unutma esaslı proje, dış politikada başarılı olmamış ve Filistin gibi şu an sorunlu eski Osmanlı coğrafyası unsurları Türk dış politikasına geçmişini hatırlama ve hafızasn sürdü. Fatih Ünivını geri kazanma yönünde baskı yapmaya başlamışlardır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'nin iç dengelerinde belirsizliklerin olmadığı, devlet-toplum ilişkilerinin gerilmediği, insan hakları ve demokratikleşme yönünde gelişmelerin yaşandığı dönemlerde Türk dış politika yapıcıları Filistin sorununa yakın durmuşlardır". BARIŞ SÜRECİ SONUNA GELİNDİ Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde, insan hakları ve demokratikleşmenin önünü tıkayan politikalar, iç politikada karmaşa, tatmin edilemeyen taleplerin artması ve ülkenin kendi olması yönünde rotasını kaybetmesi ile Filistin sorunundan uzaklaşmasının üst üste gelmesinin bir tesadüf olmadığını belirten Doç. Aras, "Bu durumda ABD ekseninde yönetilemeyen bir ülke görüntüsü ortaya çıkmaktadır. Filistin'de yalnızlığın ve ümitsizliğin tetiklediği yeni intifada ile Filistin sorunu yeni bir çehreye bürünmüştür. Barış süreci sonuna gelmiş, İsrail'in yürüttüğü post-modern savaş stratejisi, tüm dünyanın gözleri önüne serilmiştir" dedi. İsrail, 21. yüzyılın ilk planlı etnik temizleme hareketine girişirken, İslam Konferansı Teşkilatı, Arap Ligi ve genel olarak İslam dünyasının, Filistin sorununa çözüm üretmede yetersiz kaldığını ve İsrail'in işgal ettiği topraklarda genişlemesine, defansif tavırları ile katkıda bulunduklarını ileri süren Doç. Dr. Bülent Aras, "İsrail-Türkiye-ABD ekseni ise ofansif olarak İsrail'in yayılmasını desteklemektedir. Nitekim, özellikle Al-Aksa İntifadası sonrası dönemde, Türkiye'nin, Filistin'de dayanılamayacak seviyeye ulaşan insan kaybı ve acıya karşı kayıtsızlığının sebebi, Filistin sorunundan bilinçli bir uzak durma eğilimi sonucudur" görüşünü savundu. TÜRKİYE'NİN GİRİŞİMLERİ SINIRLI Türkiye'nin girişimlerinin, cumhurbaşkanı ve başbakan seviyesinde, çatışmaların durdurulmasına yönelik çağrılar ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, Mitchell Planı'nı hazırlayan uzlaştırma komisyonunda yer almasıyla sınırlı kaldığına dikkat çeken Doç. Aras, "Dick Cheney'nin Türkiye ziyaretinde Filistin sorunu gündeme bile alınmamıştır. Öte yandan, Filistinlileri bombalayan İsrail savaş pilotları, Türkiye semalarında eğitim almaya devam etmekteler ve çatışmalar sonrası krize giren İsrail ekonomisine, Türkiye ile imzaladığı 1 milyar dolara yakın tank ihalesi rahatlatıcı bir etki sağlayacaktır. Türkiye, bölgede izolasyonuna yol açan İsrail ile stratejik işbirliğine tüm hızıyla devam etmektedir" ifadesine yer verdi. 11 EYLÜL'ÜN BÖLGEYE ETKİSİ 11 Eylül saldırılarının Ortadoğu'ya kısa dönemli en önemli etkisinin, bölgedeki ABD hegemonyasını pekiştirmesi ve ABD yanlısı devlet elitinin elini güçlendirmesi olduğunu vurgulayan Doç. Aras, uluslararasi Yahudi lobisi ve ABD'deki birtakım politika müteşebbislerinin, Filistinlileri 'terörist' olarak lanse etmekte geç kalmadıklarını ve sonuçta bu durumun, Filistinlilere mesafeli davranmak isteyen devletler için meşruiyet sağladığını bildirdi. Doç. Aras, Türkiye'de Filistin sorununa karşı sadece dış politika yapıcıları değil, entellektüeller ve medyanın da üzerine düşeni yapamadığını kaydetti. TÜRK TOPLUMU FİLİSTİNLİNİN YANINDA ANAR'in düzenli anketleri ve Boğaziçi Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Merkezi tarafindan yapılan anketlere göre, Türk toplumunun Filistinlilerin yanında yer aldığını ve Filistinlilere üst seviyede güven duyduğunu ifade eden Doç. Aras, Ekim 2000'den günümüze Filistin sorununun, tüm İslam dünyasında yeni bir bilinç haritası ortaya çıkardığını bildirdi. Doç. Aras şöyle dedi: "Türk halkı, İsrail askerlerinin kurşunlarıyla babasının elleri arasında ölen 12 yaşındaki Muhammed al-Durra'yı unutmayacaktır. Birkaç on yıl sonra geriye dönüp bakanlar, Mescid-i Aksa'nın savunmasını ellerine sığdırabildikleri taşlarla üstlenen intifada çocuklarını hayranlıkla ve saygıyla anacaklardır. 21. yüzyılın ilk toplu kıyımına kayıtsız kalanlar için ise ne düşüneceklerini tahmin etmek zor değildir." Doç. Dr.Aras, Türk dış politikasının, bir ben merkezci yanılma içerisinde olduğunu da öne sürdü. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 16:20

İLGİLİ HABERLER