ÜNLÜ HOCA FELDKAMP'TAN MİLLİ YORUM : YANAL MUAVİNLE KAVGA ETTİ, FATİH DERSİNE ÇALIŞMADI
Türkiye'nin Almanya 2006 finallerine katılamaması, topyekün herkesi üzmenin yanı sıra, çok sayıda Türk dostunun da boynunu bükük bıraktı. Bunlardan biri de yazarımız olan ünlü spor adamı Karl Heinz Feldkamp'tı... Alman teknik adam, Zaman adına maçı izlemek için İstanbul’a geldiğinde, ‘Türkiye yenecek ve turu geçecek' düşüncesindeydi. Birçoğumuz, umutsuzluk girdabı içinde çırpınırken, onun sözleri ve tezleri ile umutlanmıştı. Maçtan bir gün sonra tekrar biraraya geldiğimizde, Türkiye'nin Dünya Kupası finallerine neden gidemediğinin sebeplerini konuştuk. Tecrübeli teknik adamın sözleri bile bu işi ne derece bildiğinin apaçık bir deliliydi. Keşke Feldkamp, A Milli Takım'a danışman olsaydı demeden edemedik.Siz de biz de çok istememize rağmen Almanya'ya gidemedik. Sizce Türkiye en büyük hatayı nerede yaptı?
Grup maçlarını ele alırsak, en büyük hatalar Türkiye'nin evinde kazanamadığı Gürcistan ve Ukrayna maçlarıdır. Bu maçlar alınmalıydı. Baraj maçındaki hatalar ise Bern'de başladı. Terim, ikinci maçtaki 11'ini neden Bern'de sahaya sürmedi? Çok kötü oynadığını gördüğü halde 1-0'lık skora razı olabilirdi. Bu skor, tur için daha avantajlıydı. İkinci maçta ise durum 3-1 olduğunda Türkiye belli bir süre bu skoru korumaya çalışmalıydı. 4. gol için saldırınca defansta açıklar verdi ve ikinci golü yedi.
Size göre asıl suçlu Yanal mı, Terim mi?
İkisine de suçlu veya suçsuz demek doğru değil. İkisinin de hataları var. Ancak şu bir gerçek: Yanal göreve gelir gelmez, yıllardır bu otobüsün muavini olan insanla kavga etti (Hakan Şükür'den bahsediyor). Bu kavga, olumsuz bir ortam oluşturdu, hocaya olan güven birden sarsıldı, otobüs hedefinden saptı. Bunu yapmaması gerekirdi. Sorun burada başladı. Bir de şu dikkatimi çekmişti o günlerde. Ersun Yanal'ın Kicker dergisinde federasyon başkanı ile birlikte bir röportajı vardı ve başlığı aynen şöyleydi: “Türkler yeni bir futbol stili buldu.” (Gülüşmeler)
Ne düşündünüz o anda?
Türkiye'nin çok yanlış bir yolda olduğunu düşündüm. Çünkü dünya futbolunda yeni diye bir şey yok artık; başarılı olmak var. Futbolda yepyeni bir stil yok. Taktikler, dizilişler, dünyanın her yerinde ufak tefek değişiklikler dışında aynı. Önemli olan, size en uygun taktiği ve dizilişi bulabilmek. Yanal, yepyeni şeyler yapma hevesiyle işe başladı ama gerçekleri göremedi.
Milli Takım'daki en büyük eksiklik nedir sizce?
Uyum tam tesis edilmemiş... Takımın içinde birbiriyle konuşan ikili arkadaş grupları olmalı. Defansta, orta alanda ve forvette... Bunlar iyi anlaşabilen, takımı zor anlarda ateşleyebilen ikili arkadaşlar olmalı. Türkiye'de bunu göremiyorum (Falco-Stumpf, Uche-Högh, Rijkaard-Gullit-Van Basten, Brehme-Mathaeus-Klinsman, Maradona-Caniggia, Cafu-Rivaldo gibi). Defanstaki oyuncuların fizik gücünün korkutucu olması gerekir. Bunun yanında yırtıcılığı da olursa, savunma sağlam bir kale haline gelir. Buna en iyi örnek Bayern Münih'teki Lucio-İsmael'dir.
Kaleci Volkan'ı nasıl buldunuz?
Konuşmuyor. Bern'deki maçta güzel kurtarışlar yaptı. Ama defans arkadaşlarıyla konuşmaması büyük hata. Eğer defansıyla konuşabilseydi, Türkiye ikinci golü yemezdi. Meselâ bizim kaleci Kahn'ın en büyük başarılarından biri arkada sanki defans futbolcusu gibi hareket etmesidir, sürekli arkadaşlarıyla konuşur, uyarır, pozisyon almalarını sağlar. Bir kalecinin 90 dakika boyunca sesi sürekli tribünden duyulması lazım.
Sizce, Terim dersine iyi çalışmış mıydı?
İsviçre'nin başlama vuruşundan sonraki pozisyonu Bern'dekinin aynısıydı. Bern'de korner kazandılar, Türkiye'de penaltı... Fatih Terim bu başlangıcı gözlemleyebilmeliydi. Terim, İstanbul'daki maçtan önce düzenlediği basın toplantısında da beni şaşırttı. Bern'de yediğimiz ilk golle ilgili olarak “İsviçre bu tip golü Fransa'ya da attı” eleştirisi yapıldı. Yani böyle bir gol yenebileceğini biliyordu da buna neden hazırlanmadı? Terim'in verdiği yanıt tatmin edici değildi. Terim şöyle dedi: “Biz, bir veya birbuçuk metre yüksekliğinde gelebilecek olan topa hazırlandık. Öyle atıyorlar zaten.” Bence bu cevap hiç tatmin edici değildi. Bu bile Terim'in İsviçre'yi iyi etüt edemediğini göstermeye yeterlidir.
Terim'in Bundesliga'da şu an en golcü oyuncu olan Halil'e fazla şans vermemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim bir önceki yazımda da ‘Halil oynamalıydı' diye yazmıştım. Burada bir noktayı daha fark ettim; Almanya'daki çocukların sahibi yok. Halil, Türkiye'de Fenerbahçe'nin formasını giyseydi, oradaki golleri burada da atsaydı ve Türkiye'de bu durumda olsaydı acaba ne olurdu? Bana Almanya'da herkes soruyor, “Türk Milli Takımı çok iyi oyunculardan kurulu mu ki Halil'i bile yedek bırakıyorlar?” diye... Teknik direktöre basından baskı yok. Onun için bunlar oluyor diye düşünüyorum. Fatih'e soru sorma fırsatım olsaydı, ilk sorum ‘Acaba ikiz kardeşleri neden sağ kanatta oynatmadınız?' olurdu. Çünkü Halil ve Hamit birbirlerini çok iyi tanıyorlar ve ikiz oldukları için çok iyi anlaşıyorlar. Bu maçta çok işe yarayabilirdi ikisinin birlikte oynaması. Terim diyecekti ki: ‘İkizler olarak tarihe geçmek istiyorsanız işte fırsat! Sağ kanat size emanet!'
Türkiye bundan sonra ne yapmalı?
Terim, kendine geldikten sonra çevresinde cereyan eden hadiseleri önyargısız değerlendirmeli, sakin kafayla analiz yapmalı. Yani, vicdanını dinlemeli, hiçbir oyuncuyu suçlamamalı, ‘Şu futbolcular beni yaktı, şu futbolcular yaşlandı' dememeli. Neyi görüyorsa, kimsenin etkisinde kalmadan, ona göre doğru kararı vermeli. O anda hangi futbolcu faydalı olacaksa onu kadroya almalı. Adaletli olmalı. Türk pasaportu taşıyan bütün futbolcular demeli ki ‘İyi olduğum zaman Milli Takım'ın kapısı bana açık. Hangi takımda oynuyor olursam olayım...' Elbette Avrupa şampiyonu ve dünya 4.'sü olan gençler de iyi değerlendirilmeli; ancak toptan bir gençleştirme operasyonu yapılırsa hata olur. Almanya'nın durumu ortada. Kısacası, F.Bahçe'de, G.Saray'da, Beşiktaş'ta oynayanlar da; Konya'da, G.Birliği'nde, Malatya'da oynayanlar da genç-yaşlı ayrımı yapılmadan milli formayı giyebilmeli. Üstüne basa basa son kez söylüyorum: Milli Takım yaşlı-genç olarak değil, güçlü-güçsüz olarak değerlendirilmeli.
Yılların tecrübesi
İsviçre ile oynadığımız her iki maçı da yerinde izleyerek düşüncelerini Zaman okurlarıyla paylaşan Karl Heinz Feldkamp, ülkesine dönmeden önce Spor Servisi çalışanlarıyla kahvaltıda biraraya geldi. Yılların futbol adamı, Türk Milli Takımı’yla ilgili önemli tespitlerde bulundu. ZAMAN