YARGITAY BAŞKANI SAMİ SELÇUK VEDA ETTİ:"ESKİ KÖYÜN ADETİNİ DEĞİŞTİRMEYE ÇABALADIM"
KAYNAK : Haber Vitrini
HİLAL ÖZTÜRK
ANKARA - Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, yaş sınırından emekli olması nedeniyle bugün kendisi için düzenlenen veda toplantısına katıldı. Selçuk, 50 dakika süren 'veda konuşmasında' mesajlar verdi.
Yargıtay Konferans Salonu'nda düzenlenen veda toplantısına, Yargıtay üyesi hakim ve savcılar katıldı. Toplantının resmi tören kapsamında değerlendirilmemesi nedeniyle devlet ve siyaset çevresinden davetliler yer almadı.
Başkan Selçuk, konuşmasına başlarken, 'Yüreğimi yargıda, Yargıtay'da ve sizlerde bırakıp giderken, elbette söyleyeceklerim olacak' ifadesini kullandı.
Başkan Selçuk, önyargıları ve tabuları yenemeyen toplumların gelişemeyeceklerini belirterek, "Hukukçu, önyargıların, değişmez yargıların bol olduğu bir ülkede 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' derse yılanların, çıyanların çoğalıp toplumu tüketeceğini, 'suya sabuna dokunmam' derse, kendisiyle birlikte toplumun kirleneceğini iyi bilir. Yılanlarla, çıyanlarla, kirlenmeyle savaşmak zorundadır. 'Doğruyu söylesem konumumdan ve geleceğimden, söylemesem onurumdan olurum' ikiciliği arasında bocalamaz. Onuruyla davranır. Ürkütmeden, irkiltmeden hangi gerçeğe ulaşılmıştır ki?" şeklinde konuştu.
Hukukçu kimliği ile bu ilkere uygumaya çalıştığını ifade eden Selçuk, "Demokrasilerde son söz, hukukta değişmez yargı yoktur. Olamaz da. Bu nedenlerle yerleşik, kalıplaşmış görüşler bilimsel doğrularla çatıştığında, düşünsel namusun gereğine uyarak, bilimden yana çıktım; her şeyi göze alarak, özel alanlar dışında kalan kamusal, toplumsal ve hukuksal konularda kendimi hiç saklamadım. Bezeksiz donaksız yazdım, konuştum, dokuz köyden kovulma pahasına 'eski köyün detini değiştirmeye' çabaladım" dedi.
Konuşmasında, 'demokrasi ve laiklik' kavramlarına geniş yer ayıran Başkan Selçuk, şunları söyledi: "Devlet, ideolojilerden ve dinlerden, ideolojiler ve dinler de devletten bağımsızdırlar. Birbirlerine karışmazlar. Her biri kendi işine bakar. Laiklik ise bu çoğulculuğun inançlar alanındaki izdüşümüdür. Laikliğin özüne, kimliğine ilişkin değişmezleri işte bunlardır. Çoğulculuk yoksa laiklik, laiklik yoksa çoğulculuk, demokrasi yoksa hem çoğulculuk, hem de laiklik yoktur.
Hepsi birden yok olma sürecine girerler. Teokratik devletin dini ve dinsel kurumları vardır. Demokratik, dolayısıyla laik devlet ise dinler karşısında yansız ve eşit uzaklıktadır. Kurumsal olarak devlet, kilise gibi dinsel kurumlardan arındırılmıştır. Bilim ve hukuk adamı, kendisinden menkul laiklik icat etmeye ve çifte ölçüt kullanmaya kalkışamaz".
'UCUZ ÖVGÜCÜLÜĞÜ BENİMSEMEDİM'
Yargıtay Başkanı Selçuk, meslektaşlarına seslenirken sık sık 'gerçekleri söylemekten korkmayınız' mesajı verdi. Selçuk, "Ya hukukun, bilimin, aklın matematiğine, kişilikli ve köşeli çözümlerine uyarak bu yanlışı dile getirmek ya da uygitsincilik korosuna uyarak 'bunu söylersem, böyle davranırsam geleceğimi tehlikeye atarım, başıma çok şey gelir' deyip ve sıklıkla gözlediğim, söylediğim ve yazdığım gibi, olumsuz ayıklanmanın çarklarına takılmamak için üç maymunu oynayıp çıkacak fırsatları kollamak. Ben hep en zoru seçtim, yani birinci tutumu benimsedim. Çünkü doğru yol buydu. Resmi sistemi de yıkan, 'resmi hizmete mahsus' ucuz övgücülüğü benimsemedim. İkiyüzlülüğü reddettim. Aklı, bencillik ve kurnazlığa kurban etmedim. Bugün de öyleyim" ifadelerini kullandı.
Yargıtay Başkanı Selçuk, hiç bir hukukçunun susarak emekliye ayrılma hakkı olmadığını belirterek, "Yalnızca yer değiştirir, o kadar. Cehennemin en acı verici yerini susan yansızlara ayırmıştı, Dante. Evet, susamayız. Yüzeysel yargılarla hukukçuyu en soldan en sağa bir yerlere yakıştıranlar, hangi görüş ve inançtan olduğumuzun hesabını vermeyi zorlayanlar, 'en ziyade müsaadeye mahzar' kendinden menkul safkan ideologlar, ucuz, sakar ve popülist sözcüklerle saldıranlar her zaman olmuştur. Bundan sonra da olacaklardır. Varsın olsun. Bunlardan çekinmeyelim. Haklı eleştirileri benimseyecek kadar gönlüyüce, haksız olanlara gülüp geçecek kadar hoşgörülü olalım. Unutmayalım ki, hukukçular öldürülebilirler, ama asla tutsak ve teslim alınamazlar" şeklinde konuştu.
'ÜLKELERİN IRMAKLARI KRALLARA GÖRE AKMAZ"
Laiklik anlayışının, 2000’lere göre değil, 1950’lere, 60’lara göre değerlendirenlerin, ister istemez, çağın gerisine düşeceklerini belirten Selçuk, uygar dünyayı, uygar dünyanın parametreleriyle anlamak gerektiğini belirtti.
Selçuk, "Görülüyor ki, ülkemizle uygar dünyanın çağcıl demokrasi ve laiklik anlayışları arasında kat edeceğimiz daha çok mesafe ve sıkıntılar vardır. Bu durum, bu geride kalış, inanınız beni kahrediyor. Parlak görünüşlü hiç bir yanlış, sıradan bir doğrudan daha iyi değildir. 'Eğer güneş yanlış doğuyorsa, gerçek uğruna, onu da fethetmek zorundayız'. Unutmayalım ki, demokrasi, laiklik, özgürlük, çoğulculuk gibi küresel değerler sakin ırmaklar gibi, kendi yataklarında kendi kurallarına göre akarlar. 'Ülkelerin ırmakları hiç bir zaman krallarına göre akmazlar" şeklinde konuştu.
Yargıtay Başkanı Selçuk, 30 yıl önce uygar dünyanın ölüm cezasını kaldırma sürecine girdiğini önerdiğinde kimselere sesimi duyuramadığını dile getirerek, "Duyanlar da en ağır sözlerle bana karşı çıktılar. Yazılarımı içeren dergiler SEKA'larda yok edildiler. Gerekçeleri gene aynıydı: Ülkenin koşulları. Bugün onlar ortalıkta görünmüyorlar. Her şey, laiklik ilkesi, ölüm cezasının kaldırılması, yasa önünde eşitlik gibi uygar toplum olmanın değerlendirici ölçütleri, özleri örseleme pahasına sık sık ülkenin koşulları gibi bir denek taşında tartılırsa, denklemde açılan gedikten pek çok bahane içeri girecek, ikincisi birincisine her zaman üstün gelecek ve Türkiye’de tarih, trajik biçimde tekerrür edecektir. İşte ediyor da" ifadelerini kullandı.
"ÖZGÜRLÜĞÜN OLMADIĞI YERDE İKİYÜZLÜLÜK VARDIR"
Türkiye'de okuduğu gazeteye, görüştüğü kişiye ve katıldığı toplantıya göre kişilere kimlik biçildiğini söyleyen Selçuk, çoğulculuğun, iç barışın, hoşgörünün, sağlıklı dinlemenin ve sağlıklı tartışmanın, çok sesliliğin olmadığı toplumlarda bu gibi önyargıların söz konusu olabildiğini belirtti.
"Sadece kendi mahallelerini savunan cemaatçiler de, diyaloğu başaramazlar" diyen Selçuk, özgürlüğün olmadığı yerde ikiyüzlülük olduğunu dile getirdi.
Selçuk, özgürlüğün ahlakla bu noktada örtüştüğünü vurguladı. Türk hukukçusunun, demokrasiyi özümsemek ve demokrat olmak zorunda olduğunu söyleyen Selçuk, "Çünkü hukukçu bilir ki, yalnızca kendi görüş ve inançları için demokrat olmak, sahte bir demokratlıktır. Unutmayalım ki, en tehlikeli sahte de, aslına en yakın olandır. Özgürlüğü başkalarına vermezsek, çoğulculuğu tanımazsak, bizler de özgür olamayız" dedi.
"TÜRKİYE DEMOKRASİ KAVGASI VERİYOR"
Türkiye'nin bir demokrasi kavgası verdiğini ifade eden Yargtay Başkanı Selçuk, "Yönetemeyen simülatif demokrasiyi aşmak zorundayız. Hukukçuların bu konudaki sorumlulukları çok ağırdır. Türkiye, çağcıl dünya ile bütünleşmek istiyorsa, bahaneleri bir yana bırakıp çağın ruhunu ve yürek vuruşlarını yakalamalı, kendisine çeki düzen vermelidir" diye konuştu.
Yargıtay Başkanı Selçuk, veda konuşmasının sonunda şu ifadeleri kullandı:
"Kimseyle kavga etmedim, etmem de. Dediğim gibi, ayırım yapmadan herkesi saydım, sevdim. Saydığım ve sevdiğim için de herkesle tartıştım, tartışırım. Mevlna’nın dediği gibi Sevgi olmasa dünya donardı. Birazdan ayrılacağız. Herkes kendi işine dönecek. Sizler dosyalarınıza, ben de kitaplarıma. Yasal tembellik hakkımı kullanmayı şimdilik düşünmüyorum".
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 17:12