Medya
  • 28.9.2008 10:57

BAKAN OLARAK EMREDİYORUM YAKALA ŞU SİNEĞİ!

18 yıl aktif gazetecilik döneminin ardından 1992’den itibaren Bakan Danışmanlığı yapmaya başlayan Ahmet Abakay, bu süreçte 9 ayrı bakanla çalıştı. 2003’te milletvekilliği danışmanlığına geçen Abakay, danışmanlık döneminde başından geçen olayları ve izlenimlerini çalıştığı siyasilerin isimlerini hiç geçirmeden “Bakan Danışmanı’nın Not Defteri” adıyla kitaplaştırdı. Bakan ve milletvekilliği danışmanlığının Türkiye’de nasıl yapıldığına eleştirel ve mizahi bir gözle yaklaşan, ülkeyi yöneten bakanların başta insan hakları olmak üzere sorunlara nasıl “günlük” ve “kısır” bir anlayışla yaklaştıklarını ortaya koyan kitapta, okuyucuyu hem güldüren hem de “yok artık” dedirtecek cinsten olaylar, izlenimler ve saptamalar yer alıyor.



KAÇ TİP BAKAN DANIŞMANI VAR?


Türkiye’de danışmanlık görevinin bir uzmanlık alanı olmaktan çok, bir istihdam, işsize iş yaratma, yakınına maaş bağlama alanı olarak görüldüğünü vurgulayan Abakay’a göre “9 tip” bakan danışmanı bulunuyor. Abakay kitabında bakan danışmanı tiplerini şöyle sıralıyor:

BAKANIN ÇANTASINI TAŞIYANLAR: Bunlar bakanın yüzüne değil, daha çok elindeki çantaya bakarlar. Gerektiği anda kapabilmek için hep tetikte dururlar. Ceplerinde daima selpak mendil, kürdan, ağrı kesici hap türü malzemeler bulundururlar. Bakanın bu tür ihtiyaçları olduğunda anında çıkarıp uzatarak ne kadar gerekli olduklarını kanıtlarlar. Bu konudaki tek sıkıntı, aynı malzemeleri koruma polislerinin de taşıyor olmasıdır. Bu nedenle de bakana yakın olma konusunda bu tür danışmanlar ile koruma polisleri arasında sürekli bir yarış vardır.

DÜĞMECİLER: Ellerinde telli ve renkli dosyalarla bekleyip ceketlerinin düğmeleri kapalı olduğu halde, bakanla karşı karşıya gelince, kapalı düğmesini büyük bir beceriyle bakanın göreceği şekilde yeniden kapayanlar. Bunların bir elleri daima ceket düğmelerinin yanında durur. Kalabalık olan yerlerde, bakanın göreceği bölüme kendilerini konuşlandırır, bir işaretle yanına koşabilmek için aportta beklerler.

AÇIKGÖZ POHPOHÇULAR: Bakan ne söylerse “Haklısınız efendim”, “Sizin söylediğiniz en doğrusu”, “Önerdiğiniz metin üzerinde oynamaya gerek yok”, kötü olsa bile “TV konuşmanız çok harikaydı” gibi sözcükleri çok sık kullananlar. Bunlar en açıkgöz danışmanlardır. Fikirlerle bakanı aydınlatacak yerde, bakan tarafından aydınlatılan kişilerdir.

VAR-YOK DANIŞMANLAR: Danışmanı olduğu bakanla ya hiç karşılaşmayan ya da tesadüfen bakanlık koridorlarında yahut resepsiyonlarda karşılaşanlar. Bu tür karşılaşmalarda bakan, o kişinin kendi danışmanı olup olmadığını bilmesi için bir risk yoktur.

BANKAMATİK DANIŞMANLAR: Bakanlık binasına sadece maaş almak için gelen danışmanlar. (Artık maaşlar otomatik para makinelerinden alındığı için bu sınıfa girenlerin bakanlık binalarına gelmelerine de artık gerek kalmadı).

DELEGE AVCILARI: Parti kurultaylarında bakanların parti üst yönetimine girebilmesi için sadece kendi illerinin değil, bölge illerinin delgeleriyle de kulis yaparlar. (Yaptığı kulisi kimse ciddiye almaz. Çünkü delegeler özel işleri için bakana geldiklerinde oy isteyen danışman onlarla yeterince ilgilenmemiş, onları barlara, pavyonlara bile götürmemiştir. Kurultayda bakan oy almışsa kendi gücüyle almıştır. Danışmanın bu konuda katkısı olmaz.)

İŞ TAKİPÇİLERİ: Cepleri kağıt dolu iş takibi yaparlar. Takibini yaptıkları işlerin yüzde 90’ını bakanın verdiği işler değil, kendi şahsına maddi manevi kazanç getiren işlerdir.

BAKAN YAKINI REFAKATÇİLERİ: Bu kategoriye girenler, bakanın çocuklarına, yakınlarına, akrabalarına bütün işlerini bırakarak büyük ilgi gösterirler. 24 saat onların yanında olur, sıradan sorunları için canhıraş çaba gösterirler.

HASTALIK VE CENAZE DANIŞMANLARI: Seçim bölgesinden Ankara’ya gelen bakan seçmenlerinin hastalarıyla, hasta yakınlarıyla, ölüleriyle hastane hastane dolaşarak yakından ilgilenirler.


Milletvekili danışmanı ne yapar?

“Milletvekilliği danışmanı olmak, dışarıdan önemli gibi görünse de tam bir çile yeri” diyen Abakay, TBMM’nin danışmanlık için koyduğu üniversite veya yüksek okul mezunu olma şartının da, milletvekili danışmalarının genelde yaptıkları işleri sıralayarak “tümüyle gereksiz, lüks, dışarıya karşı bir gösteriş, tam bir fantazi” olarak nitelendiriyor. Abakay, milletvekili danışmanı ne iş yapar sorusuna da şu yanıtı veriyor:
n Milletvekillerinin TBMM’ye gelen seçmenlerinin adlarını meclisin Dikmen kapısındaki güvenlik noktasına bildirmek.
n Odayı bulmaları, bahçede kaybolmamaları için de dış kapıya kadar gidip getirmek.
n İstedikleri hastanelere götürüp kayıtlarını yaptırmak.
n Kamu kuruluşlarının misafirhanelerinden, orada yer yoksa ucuz otellerden yer ayırtmak.
n Vekillerin banka kartları borçlarını, kira gibi her türlü giderlerini takip etmek.



Milletvekili kontenjanı yok mu?

Kitapta milletvekili danışmanlarını en zorlayan işin otobüs ve uçak bileti bulmak olduğu da şöyle aktarılıyor:
Uçağın hareketine birkaç saat kala ortaya çıkarlar “Şu bilet işimi hallet” derler.
“Yer yok, uçak doluymuş, neden dün söylemediniz?” diye mırıldanmaya kalkışırsınız. Ancak seçmen milletvekili yakını ya da memleketlisi olmanın ve cehaletin verdiği bilgiçlikle sorar; “Nasıl yer yok?”
“Ama uçak dolu...” “Yahu bizim milletvekili ile çocukluğumuz beraber geçti. Aynı köydeniz haa!”
“Ne farkeder uçak dolu!”
“Milletvekilinin kontenjanı yok mu? Nasıl yer bulunmaz?”
“Uçaklarda milletvekili kontenjanı diye birşey yok, olsa da kendisi, eşi ve çocukları için yardımcı olurlar.”
“Olur mu canım, sen hele şu Hava Yolları Genel Müdürü’nü bir ara!”
Bilgiçliğe, küstahlığa cesarete bak. Gelen bütün seçmenler, yani yüzlerce insan doğal olarak milletvekilinin yakınıdırlar, yeğenidirler. Bütün uçaklar, bunlar için son dakikaya kadar boş tutulur! Mantık böyle işler...
Vekil danışmanını otogarda nasıl tanırsınız?
“Üniversite mezunu danışmanın bir başka asli görevi de, milletvekili hangi ilden ise o ilden ya da bölgeden otobüsle gönderilecek paketleri, yiyecekleri, meyveleri otogardan alıp vekile ulaştırmaktır... AŞTİ’ye gittiğinizde, eğer yanınızdan geçen kravatlı, takım elbiseli, memur kılıklı insanlar kucaklarında meyve kasaları ve torbalarla, çuvallarla getiyorlarsa, tanıdık kişiler kendilerini o halde görmesin diye kafalarını öne eğmişlerse, anlayın ki onlar üniversite mezunu koşulunu yerine getiren, milletvekili danışmanı adıyla anılan hamallardır...”


VEKİLLER NASIL DANIŞMAN SEÇER?

Danışmanını seçmek milletvekiline aittir. Kitapta aktarılan yaşanmış bir örnek şöyle:
Bir milletvekili, danışmanı olmayan bir diğer milletvekili arkadaşına bayan bir danışman öneriyor. O milletvekili de “Tabii gelsin, başlasın. Zaten danışmanım yok, işler ortada kaldı” diyor. Bayan ertesi gün milletvekilinin huzuruna çıkar. Ancak gelen aday sayın vekilin beklediği gibi değildir. Yaşı ilerlemiş, güzel olmayan biriyle karşı karşıya kalınca işi yokuşa sürer;
- Sen hangi okulu okudun?
- Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler mezunuyum efendim.
- Ele mi? Bu danışmanlık için senin heç tecrüben var mı ki?
- Evet efendim, geçen dönem de Milletvekili X’in danışmanı olarak çalıştım.
- Bizim bölgeden gelen seçmenler çok olur, dertleri de çoktur, iş isterler, hasta getirirler, bunlarla baş edebilir misin?
- Ederim efendim, elimden geleni yaparım. Bu işlere de yabancı değilim.
(Kendisi Türkçeyi düzgün konuşamayan milletvekili son takozu koyar ve baraj sorusuna geçer)
- Pakii, senin yabancı dilin var mı?
- Var efendim, orta derecede İngilizcem var.
- Orta derece olmaaaz, ayrıca bir dil de yetmez! Bir milletvekilinin danışmanı en az 2 yabancı dili iyi bilmeli...
(Bayan tabii ki işe alınmıyor... Bu da doğal; çünkü aranan ve arzulanan danışman değil, “genç, güzel ve çıtır” bir bayandır.)



KÖYLÜOĞLU EFSANESİ

RÜYA ANLATARAK DANIŞMAN OLUNUR MU?


Erdal İnönü’nün ardından Murat Karayalçın’ın SHP Genel Başkanı olması üzerine DYP-SHP koalisyonunun SHP kanadında kabine revizyonu gündeme gelir. Abakay o sırada İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Kahraman’a danışmanlık yapmaktadır. Ancak Kahraman’ın gidici olduğu kesindir ve kongreden sonraki ilk grup toplantısında Abakay gruba alıcı gözüyle bakarak kılık kıyafeti ve 2 metreye yakın boyu ile dikkat çeken Sivas Milletvekili Azimet Köylüoğlu’nu gözüne kestirir. Abakay, görmediği bir rüyayı anlatarak bakın Köylüoğlu’nu nasıl bakanlık koltuğuna oturtup, nasıl danışmanlık teklifi alır?
Abakay: Abi dün gece seninle ilgili bir rüya gördüm.
Köylüoğlu: Öyle mi anlat!
- Alt tarafı rüya bu abi biraz da saçma gibi geldi bana aslında seni boşuna rahatsız ettim.
- Yahu fıtık etme adamı, anlat şu rüyayı!
- ... Bakanlar Kurulu toplantı halinde. Bir anda sen ortaya çıkıyorsun. Sağındaki solundaki sandalyeler boş. Başbakan seni gazetecilere sunarken “Siz, hem insan haklarından sorumlu devlet bakanı hem de kültür bakanı olarak iki yükü birden omuzlayacaksınız” dedi. O sırada uyandım. Tabii saçma, bir kişiye iki bakanlık birden verilmez.
- Yok yok saçmalık yok. Olabilir. İnsan Hakları Bakanlığı’nda birşey yok. Uyduruk bakanlık. O bakanlığa günde 2-3 saat ayırsan yeter, geri kalan zamanı Kültür Bakanlığı’na ayırırız. Çok iyi bir rüya görmüşsün. Umarım bakanlıkta birlikte çalışacağız.
(“Olur mu hiç?” demeyin. Oldu. Birkaç gün sonra bu değerli milletvekilimiz insan haklarından sorumlu devlet bakanı ilan edildi.)
Biz de devrim çok yeter ki sen iste!
Kabine değişikliğinin yapıldığı gün sabah saatlerinde Köylüoğlu’nun adı Şehircilikten Sorumlu Devlet Bakanı olarak kulislere yayılır. Ama zaten Köylüoğlu her olasılığa hazırlıklıdır. Masasının üstünde “Bayındırlık Bakanlığı”, “Kültür Bakanlığı”, “Şehircilik”, “İnsan Hakları” yazılı zarflar, içlerinde de ilk demeçler vardır. Şehircilikten sorumlu bakanı olarak adı duyulunca kendisiyle görüşmeye gelen gazeteciye ilk demecini ve projelerini açıklar:
- Şehircilik alanında acilen 5 devrime gereksinim bulunmaktadır. Mekansal devrim, teknolojik devrim, sanayi devrimi, şehircilik devrimi, estetik devrim.
- Efendim bir devrim daha koyabilir miyiz? Partide yer alan 6 oka düşmesi bakımından iyi olur.
- Hay hay yaz. Üretim, bölüşüm ve yönetim devrimi. Bizde devrim çok yeter ki sen ise!
- Sayın Bakanım 8 oldu, iki devrim fazla çıktı.
- Fazla devrimden zarar gelmez!
Birkaç saat sonra Köylüoğlu’nun insan haklarından sorumlu devlet bakanlığı resmen ilan edilir. Köylüoğlu buna da hazırlıklıdır.
- Bu ülkede insan hakları artık sahipsiz değildir! İnsan olan her yerde artık biz varız!


Çay ocağında sabah teftişi


Köylüoğlu Başbakanlığa erken gelince çay ocaklarını teftişe çıkar. Birkaç saat sonra Başbakanlığın çaycısı Abakay’ın yanına gelip, burnundan solayarak dert yanmaya başlar:
- Abi bu adam beni katil mi etmek istiyor? Böyle giderse ben bu adamı şişlerim. Belediye zabıtası gibi “Çay ocağı niye badanalı değil, niye çaydanlıklar eski ve kararmış?”
- Fazla ciddiye alıyorsun. Adam yeni bakan olmuş, heves havasını atacak. Ciddiye alma işine bak.
- Yahu yaz günü sinek olmaz mı? Geldiğinde çay ocağında iki sinek uçuşuyordu, “Bakan olarak emrediyorum; yakala şu sineği” diye bağırmaz mı!
- Boşver takmaaa!
- Aile namusuma da sataştı.
- Ailene nasıl laf etti ki? Çay ocağının kirliliğin ve sineklerin namusunla ne ilgisi var?
- Adam bıyıklarıma taktı. “Kasap gibi bıyık uzatmışsın! Derhal keseceksin. Ben senin karının yerinde olsam seni yatağa almam” diye bağırdı. Benim çocuklarım, izzeti nefsim var.



Kangallar mı akıllı bakanlar mı?


Köylüoğlu Doğu ve Güneydoğu’ya gitmek yerine, Ankara’da karakol, pazaryeri, amele pazarı gibi yerlere ani baskınlar düzenlemekle meşguldür. O gece Anafartarlar Karakolu’na baskın yapılır. Sivaslı bir bekçi hemşehrisi bakanla tanışmak ister. Aralarında şu dikkat çekici konuşma geçer:
Bakan: Öyle mi? Sivaslı mısın? Neresinden?
Bekçi: Kangal’dan efendim.
- Çok güzel köpeklerin olduğu yerden...
- Haaa!
- Köpeklerin olduğu yer diyorum. Kangal köpekleri...
- Haaa, evet, evet...
- Onlar çok akıllıdır, darılma ama sizden de akıllıdır. Öyle değil mi?
- Evet efendim, hepimizden akıllıdırlar.
- Yok yok! Ben bakanım! Benden akıllı değildirler!
- Bakanlar, bizim köpeklerden daha akıllıdırlar.
- Tabii aslında bütün bakanlar öyle değil ya neyse...
- Her bakan bizim kangal kadar akıllı değil. Sizin durum başka.
- Ben İTÜ’de 9.5 aldığımda çok üzülürdüm.
- Haa ütü mü? Karakolda ütü yok efendim. Ama dışardan bulur getiririz.
- İTÜ İTÜ! Neyse senin kafanı fazla karıştırmayalım.
- (Bekçi odadan çıkarken) Yahu ütü bulurduk, ayıp oldu böyle!

(VATAN)

İLGİLİ HABERLER