Gündem
  • 30.7.2009 01:06

DÜNDAR'I ALÇAK İLAN EDEN DHKC, SABANCI CİNAYETİNİ SAHİPLENDİ

 

işte DKPC örgütünün o açıklaması... 

SABANCI EYLEMİNİN NEDENİ BELLİDİR!

KARARTMALAR, KARA ÇALMALAR, GERÇEĞİ DEĞİŞTİREMEZ!
 
Kalemlerini burjuvaziye satarak alçaklığı bir meslek haline getirenler, komplo teorileriyle devrimci eylemlere ve devrimci harekete saldırmaya devam ediyorlar. “Karanlıkta” kalan birşeylerin aydınlatılmasını istiyor görünürken, gerçekleri karartıyorlar. Gerçeğin peşindeymiş gibi görünürken, oligarşinin yalanlarının hizmetindeler; iktidarların ihtiyaçlarına göre teori ve politika yapanlar, gerçeğin en büyük düşmanlarıdırlar. Bu savaşın galibi bellidir; gerçekle yalanın, doğrularla yanlışların savaşı, tarihsel olarak sonucu baştan belli bir savaştır. Yalanda, karalamada, çarpıtmada, komplo teorilerinde ısrar, uzun da sürebilir, yanlışları düzeltmek, büyük bir emek ve zaman da gerektirebilir, fakat bizim tüm emeğimiz, enerjimiz, zamanımız gerçeğin savaşı içindir zaten.
Burjuvazinin kalemşörlerinden, politikacılarından ve MİT’çilerden komplo teorisyenliğini devralmış görülen Can Dündar, Özdemir Sabancı’nın örgütümüz tarafından cezalandırılması üzerine ortaya atılan ve devrimci hareket hakkında karalama yapmaktan, şaibe yaymaktan başka amacı olmayan yalanları belki kırkıncı defa yazdı. Derya Sazak da bu komplo teorisyenini kaynak göstererek benzer iddiaları köşesine taşıdı. 
İktidarların ihtiyaçlarına göre teori ve politika yapanlar,
gerçeğin en büyük düşmanlarıdırlar
İlk olarak 1999 ayının Şubatında bu iddiaları yazdı Can Dündar. “Komplo teorilerini pek sevmem” diyerek yazmıştı. 11 yıldır yazıyor bu komplo teorisini. Teorinin “kaynakları” şöyleydi: “Biri Dündar’ın bürosuna telefon etmiş, Sabancı suikastını üstlenen örgütten olduğunu söylemiş...” sonra da işte birşeyler anlatmış. Biri de “Eyüp Aşık’a telefon etmiş”, o da bir şeyler anlatmış... Sonra, Sabancı eylemini gerçekleştiren militanlardan biri olan Mustafa Duyar, tam Can Dündar’a birşeyler anlatacağında Afyon Hapishanesi’nde öldürülmüş... O kadar. Telefondaki kimlerdi, ne o gün, ne sonra bunu öğrenemediler hiç. Ama telefonda söylenenleri, kesin gerçekler gibi yazıp duruyorlar o zamandan beri.
Dündar, geçen hafta, 25 Temmuz 2009 tarihli Milliyet’te bir kez daha yazdı bunları.
Ancak bu kez, komplo teorisine bir isim daha eklenmişti: Ali Suat Ertosun. Can Dündar, Duyar’la hapishanede görüşmesini engelleyen bürokratın Ertosun olduğunu açıklıyordu yıllar sonra.
Ertosun, Hakimler Ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi idi ve anlaşıldığı kadarıyla, HSYK AKP’nin istediği atamalara karşı çıkıyordu. Tam bu noktada Yeni Şafak, Zaman gibi AKP borazanı gazeteler birden Ertosun’un 19-22 Aralık katliamının mimarı olduğunu hatırlarken, Can Dündar gibi kimileri de onun Duyar’ın öldürülmesindeki “rolünü” anlatan teorilerle çıktılar ortaya. Kuşku yok ki bu zamanlama, bu çakışma, bu hatırlamalar, kendiliğinden olmuyor.
Yalanlarla çizilen resim, bizim değil, kendilerinin resmidir
Can Dündar, söz konusu komplo teorilerini ilk yazdığında söylediğimiz netti: “İspat etmeyen alçaktır!” İspat etmedi. Edemezdi de zaten. O günden bu yana, bu konuyu bir “aydın” olarak değil, bir “alçak” olarak yazıyor. Aydın dürüstlüğü gösterip, “bu konuya araştırdım, ek bir bilgi, belge, kanıt bulamadım” diye yazamıyor. Tam tersine, temcit pilavına çevirdiği komplo teorisini, şimdi oligarşi içi it dalaşında AKP’nin hizmetinde yeniden kullanıma sunuyor.
AKP iktidarına sağladığı bu “malzeme” karşılığında, kuşkusuz düzenden yeni paylar kapacaktır. Tıpkı, “Atatürk güzellemeleri” yaptığında, tıpkı Ecevitler’e, tekelci burjuvalara belgeseller yaptığında, bunların karşılığını aldığı gibi... Düzen kendine hizmetin karşılığını verir bir biçimde. Hele ki bu hizmetin sahibi “solcu, sosyalist” görünen biriyse, “eski devrimci”yse, o zaman o hizmete daha büyük ödüller verir; böylelikle, hem o “eski solcu”yu düzenine daha sıkı bağlamış, hem de başka “solculara”, “bakın, bana hizmet ederseniz sizi böyle ödüllendiririm” demiş olur. Can Dündar, hem düzene midesinden ve beyninden sıkı sıkıya bağlanmış, hem bir dönek modeli haline getirilmiştir.
Yaptığı her işi, yazdığı her satırı böyle görmek gerekir.
Dündar, spekülasyonları birbiri ardına dizdiği 25 Temmuz tarihli yazısını şu cümleyle bitiriyor: “Şimdi iplerin uçlarını birleştirin bakalım, ortada neyin resmi çıkıyor?”
Neyin resmi çıkıyor, onu yazmıyor. Tüm komplo teorisyenleri gibi, sorusunu ortada bırakıyor. Ama yazısındaki “tez”leri birleştirince ortaya neyin resminin çıktığını biz söyleyelim: Kalemini işbirlikçi sömürücü bir sınıfa satmış bir alçağın resmi görünüyor.
Komplo teorisyenleri, burjuvaziden “aferin” alırken, tarihin onlara vereceği
tek sıfat “alçaklık”tır. Tercih kendilerinindir!
Can Dündar’ın ve benzerlerinin 11 yıldır tekrar ettiği spekülasyon ve karalamalar burada tekrar cevap vermeye gerek duymuyoruz. (Bu spekülasyonlara ve cevaplarımıza dair daha geniş bilgi edinmek isteyenler, “Gökdelenleri Sarsan Kurşun SABANCI EYLEMİ” başlıklı kitabımıza bakabilirler:
Bu komplo teorilerinin birbirine bağlı iki amacı vardır: Birincisi, devrimci bir eylemi karalamak, ikincisi halkın gözünde örgütümüzü şaibeli hale getirmek. Komplo teorilerini kim yaparsa yapsın, spekülasyonları kim tekrarlarsa tekrarlasın, bu amaca hizmet etmiş olur.
Can Dündar, 1999’da komplo teorisini ilk dile getirdiği yazısında şunu söylüyordu: “Sabancı’nın neden hedef seçildiğini öğrenebilecektik”. Dündar’ın bu yazısından 11 yıl sonra, Derya Sazak, bu kadar yalanın, yanlış bilgilendirmelerin ortasında “Duyar konuşsaydı, Sabancı cinayeti aydınlanacaktı” diye yazabiliyor. (25 Temmuz 2009, Milliyet)
Sabancı’nın neden hedef seçildiğini öğrenmek için kimsenin Duyar’la konuşmasına gerek yoktu zaten. O “neden” o gün de çok açıktı, bugün de. Sabancı’nın cezalandırılmasının bir tek nedeni vardı, Duyarla konuşmuş da olsalar, o nedenin dışında başka hiçbir şey öğrenemeyeceklerdi Dündar ve Sazak. Bu tek nedenin dışında “eylemin nedeni” diye duydukları herşey YALAN olacak.
Sabancı’yı bu sömürü ve zulüm düzeninin sahiplerinden biri olduğu, bu topraklarda çalınan her damla alın terinden, dökülen her damla kandan, cuntalardan, infazlardan, katliamlardan sorumlu olduğu için cezalandırdık.
Bu çıplak gerçek çok korkutuyor oligarşiyi.
Bu nedenle de kitlelerin gözündeki bu netliği karartmaya çalışıyor. Küçük burjuvazi, komplo teorileri yaparken, işte bu karartmaya hizmet ediyor. Devrimci bir eylemi karartmak ise, tartışmasız, tekelci burjuvaziye hizmettir. Sömürü ve zulüm düzenine hizmettir.
Bilinmeyen bir şey yoktur. Bilinmeyen, sömürücü asalak işbirlikçi tekelci burjuvaların, tekeller adına zulmeden burjuva politikacılarının, kontrgerilla şeflerinin ne zaman, nasıl nerede halka hesap verecekleridir. Halkın adaleti, hiç beklemedikleri zamanlarda, hiç beklemedikleri yerde, mesela Sami Türk’ün karşısına çıktığı gibi, karşılarına çıkınca, korkuları bir kez daha depreşiyor.
Halkın adaletini karşısında görünce, ürperen yalnız Sami Türk müydü? Hayır, emin olun ki, Sami Türk’e yönelik yarım kalan eylemimiz duyulduğu anda, gökdelenlerin güvenlikli katlarında oturan burjuvalardan, kapılarında korumaların beklediği generallere, güvenlikli sitelerde gizlenen kontrgerilla şeflerinden burjuva politikacılarına kadar hepsi ürperdiler. Bir anda, Sami Türk’ün yerinde kendilerinin olabileceğini düşündüler. Halkın adaleti, bir gerçekti ve elbet birgün tecelli edecekti...
İşte bunun için durmaksızın saldırıyorlar adaletimize.
Can Dündarlar, yıllardır bu saldırıda burjuvazinin cephaneliğine malzeme taşıyorlar. Burjuvaziyle birlikte Sabancılar’ın cezalandırılmış olmasına üzülüyorlar. Üzüntüleri o kadar derin ki, “solculuklarını”, “aydın” olduklarını unutup Fehriye Erdallar’ın yakalanması için polisliğe soyunabiliyorlar.
Burjuvazi adına bu kadar alçakça bir psikolojik savaşın aleti olanlar, olaylara, halkın, devrimcilerin, adaletin değil, işbirlikçi tekellerin ve kontrgerillanın polisinin gözünden bakanlar, ne aydın, ne de solcu olamazlar. Türkiye solunun böyle solculuğa, Türkiye aydınının ve Türkiye halkının böyle aydınlara ihtiyacı yoktur.
Oligarşik diktatörlüğün sahiplerinden birini cezalandırdığımız eylemin üzerinden 13 yıl geçmiş olmasına rağmen, hala bu eyleme saldırıyor olmaları, eylemimizin gücünün ve tüm karalamalarına rağmen hala amaçlarına ulaşamadıklarının göstergesidir. 
Devrimci eylemin, halkın adaletinin gücü buradadır.
Can Dündar gibileri on yıl daha bu komplo teorilerini tekrarlamaya devam edebilirler; ellerine burjuvaziden “aferin” almaktan ve tarih önünde “alçak” sıfatıyla anılmaya devam etmekten başka bir şey geçmeyecektir.
Tercih kendilerinin.

İLGİLİ HABERLER