Gündem
  • 31.5.2006 07:30

ERTUĞRUL ÖZKÖK 'EN DERİN KOMPLO'YU YAZDI

ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN HÜRRİYET'TEKİ YAZISI:

Sıra en derin komploda


DANIŞTAY cinayetinin ertesi gün çıkan yazıma şu düşünce ile başlamıştım.

Cinayetin altından kim çıkarsa çıksan, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin "11 Eylül"üdür.

Emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin’in serbest bırakılması, cinayetle, birtakım "ulusalcı" örgütlenmeler arasında varolduğu iddia edilen ilişkilerin delillendirilememesi benim görüşümü değiştirmiyor.

Bugün belli bir davayı kendine "misyon" edinmiş çok tehlikeli bazı kişi veya kişiler aramızda dolaşmaktadır.

İster "dinci" ister "ulusalcı" olsun, bu kişiler hepimiz için, rejim için "yakın ve açık tehlikedir".

Dün gerekçe olarak "türbanı" kullandı.

Yarın "Kıbrıs" der, "Kürt sorunu" der, yine cinayet işler.

O da rejime yönelik bir 11 Eylül olacaktır.

İşte bu gerçeğin ışığında Danıştay olayına bir kere daha, ama bu defa serinkanlı bakmalıyız.

* * *

Danıştay’daki cinayeti işleyen kişi polisin elinde.

Bu kişi ısrarla, "Bu olayı tek başıma planladım ve gerçekleştirdim. Danıştay’ın türban konusundaki kararına tepkiyle yaptım" diyor.

Ama, dini hassasiyeti ağır basan gazeteler, benim "cemaat medyası" kavramının doğruluğunu ispatlarcasına işin bu boyutunu örtbas etmek için ellerinden geleni yaptılar.

Onların tezi ise şuydu:

"Bu işi yapan kişinin asıl hedefi Danıştay değil, hükümettir."

Günlerdir bu tavrı hayretle ve üzülerek izliyorum.

Ortada bir cinayet var.

Cinayette hayatını kaybetmiş insanın yakınlarının yası henüz bitmemiş.

Yaralıların ve yakınlarının yaraları henüz sarılmamış.

Ve bazı siyasetçiler, gazeteciler birtakım komplo teorileri ile bu insanlara karşı akıl almaz bir saygısızlık içinde herkese hakaret yağdırdı.

Neredeyse bu insanlara "Yakınınızı o avukat değil, devlet öldürttü" diyorlar.

Bir kere daha gördük ki bu kişilerin çoğunun kafası, "Bu ülkede ne kadar cinayet, saldırı varsa, altından devlet çıkar" hurafesine programlanmış.

Hepsinin bu ülkenin ordusuyla psikolojik sorunu var.

Eğer histerimiz geçtiyse elimizin altındakileri önümüze çekip bir tahlil yapma zamanı geldi.

Ortada bizzat sanığın itirafları varken nedense bazı gazetelere alelacele birtakım fotoğraflar ve güya bilgiler sızdırıldı.

Ama mahkeme, yani saldırıya uğrayan anayasal kurumun bir mahkemesi, sızdırılan bu bilgilerin doğru olmadığını kabul etti.

Bunun altından "ulusalcı" bir örgütlenme veya "derin devlet" efsanesi çıksaydı, gerçekten hükümete yönelik bir komplo olsaydı da bunu böyle kabul ederdim.

Şunu da belirteyim, kendine "ulusalcı" diyen medya veya kişilerden aldığım hakaret mesajları, "dinci" çevrelerden aldıklarımdan az değil.

Teröre, illegal örgütlenmeye yönelmiş her zihniyeti kendim için de, başkaları ve rejim için de tehlike kabul ederim.

* * *

Şimdi şu soruyu sorma hakkımız ve görevimiz var.

Danıştay saldırısında Başbakan’ı ve hükümeti kim yanıltmıştır?

Bir başbakan yardımcısına olayın üzerinden bir iki saat geçmeden "Sürpizlere hazır olun" mesajını verdiren, Başbakan’a, Meclis kürsüsünden "Derin komplo" açıklamasını yaptıran, Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’e "Fotoğraflara bakın kim olduğunu anlarsınız" dedirten, işin adını "gladio" olarak koymaya kadar götürten kişiler kimdir?

İşgüzar polisler mi, cemaat kulübelerindeki ortak önyargılar mı? Dezenformasyona amade cemaat medyası mı?

* * *

Bağımsız yargı o fotoğraflara baktı ama onların göstermek istediklerini görmedi.

Bunun en fazla Başbakan ve hükümet istemeli.

Çünkü bu komplo artık ona buna değil, bu ülkenin devletine, askerine yönelmiştir.

"En derin komplo" işte budur...

Başbakan bu gerçek komployu ortaya çıkarmak için işe kendini yanıltanlardan başlamalıdır.

Burada kendisi kamuoyu önünde kötü duruma düşürülmüştür.

Ayrıca, başbakanı olduğu ülkenin ordusuna, kurumlarına karşı muazzam bir yıpratma kampanyası yapılmıştır.

Başbakan samimiyse, kendisine ve ordusuna karşı yapılan bu en derin komployu ortaya çıkarma görevi onundur.

İLGİLİ HABERLER