Gündem
  • 15.10.2008 01:25

PAMUK'TAN 301. MADDEYE ELEŞTİRİ!..

60. Frankfurt Kitap Fuarı'nın açılışında bir konuşma yapan Orhan Pamuk, son yüzyıllarda Türkiye'de kitapların yasaklanmasının ve yakılmasının Türk kültürünü fakirleştirdiğini ifade etti. Pamuk, "20'li yaşlarımda ilk kitabımı bitirip yayımlamaya çalışırken benden bir kuşak ötesinin saygın bir yazarı, şakayla resim yapmayı niye bıraktığımı sormuştu bana. Resmin çeviriye bile ihtiyacı yoktu. Türkçe bir romanı kimse başka bir dile çevirmez, çevirse bile yabancı bir ülkede hiç kimse merak edip okumazdı.
1980'lerin ortasında Amerika'da karşılaştığım eğitimli Türklerin hepsi, Amerikalıların değil Türk kültüründen ve edebiyatından, Türkiye'nin haritadaki yerinden bile haberdar olmadıklarından şikayetçiydiler. Bizleri biraz tanıyorlarsa ya yanlış tanıyorlar ya da hiç anlamıyorlardı. Son 10 yılda dünyayı bir hayli gezdim, çok ülke gördüm ve birkaç Batı ülkesini bir yana bırakırsak dünyanın tüm ülkelerinden, başka milletler tarafından ya hiç tanınmama ya da yanlış ve kötü tanıma şikayetlerini işittim.
Milletlerin kimlik ve karakterleri konusundaki düşünceleri kişiden kişiye, ülkeden ülkeye değişiyor belki ama dünyanın büyük çoğunluğu bir konuda hem fikir. Herkes yanlış anlaşıldığı ve kötü tanındığı konusunda birbiriyle aynı düşüncede. Bu yüzden bu konuda kendimden söz ederken, insanlığın büyük çoğunluğunun duygularını dile getirdiğime saflıkla inanıyorum. Biz Türkler, özellikle son yüzyılda dünyaca kötü tanınmaktan o kadar çok şikayet etmişizdir ki bu düşünceyi ulusal kimliğimizin bir parçası yapmışızdır. Başkalarınca tanınmamak çoğumuz için kültürümüzün ve edebiyatımızın özgünlüğünün ve kuvvetinin kanıtıdır. Tıpkı bazı zor ve deneysel yazarların okurlarca tanınmamalarıyla belki de haklı olarak övünmeleri gibi, Türk edebiyatının tanınmamasını onun tuhaf ve değişik ruhunun bir kanıtı olarak görenler de vardır. Ama yeterince tanınmamak ve okunmamayı kültürün anlaşılmazlığının ve özel esrarının belirtisi olarak görmek, yavaş yavaş kuvvetlenen başka tehlikeli bir düşünceye de güç veriyor. Bu
tehlikeli düşünceden söz edeyim: Batı'nın geliştirdiği eşitlik, kadın hakları ve düşünce özgürlüğü gibi idealleri yabancı bulmak, bunların milli kimliğe uymayacağına, hatta bozacağına inanmak. Bunu yalnızca Türkiye'yi düşünerek söylemiyorum. Kendi kültür ve kimliğimizin benzersiz olduğunu, başka kimsenin bizi anlayamayacağına inanıp içimize mi kapanacağız, yoksa geçmiş kültürün zenginliğiyle ve kendi farklılığımızla ifade özgürlüğünü yan yana getirmeye mi çalışacağız?" dedi.
Son 20 yılda dünyadaki siyasi ve kültürel gelişmelerin Türkiye'nin kendi içinde 200 yıldır yaşadığı modernlik ile gelenek arasındaki çatışmaların hikayesini bütün dünya için ilgi çekici hale getirdiğini kaydeden Pamuk, "Kimsenin Türkiye'nin haritadaki yerinin bilmediği şikayetini artık çok az işitiyorum. Türkiye'den yüzlerce yazar ve yayıncı arkadaş, pek çok fedakar yazar buraya, Frankfurt'a, bütün dünyaya sesini duyurmak için geldiğine göre kimselerin bizi anlayamayacağı yönündeki karamsarlığımızdan da
biraz olsun kurtulmuşuz demektir. O halde son yüzyıldaki tecrübelerimizden de açıklıkla söz edebiliriz. Son yüzyılda kitapları yasaklamak, yakmak, yazarları öldürmek, hapse atmak, onları vatan haini ilan edip sürgüne yollamak, basında hep bir ağızdan yazarları aşağılamak, Türk kültürünü zenginleştirmedi, tam tersine fakirleştirdi. Devletin yazar ve kitap cezalandırma alışkanlığı hala devam ediyor" diye konuştu.
"Benim gibi pek çok yazarı susturmak, sindirmek için kullanılan Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi yüzünden yüzlerce yazar ve gazeteci şu anda mahkemelerde yargılanıyor ve mahkum oluyor" diyen Pamuk, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu yıl yayımladığım bir roman için çalışırken eski Türk filmlerini izlemem, eski güzel şarkıları dinlemem gerekti. Bu işi kolayca YouTube ile yapmıştım. Ama aynı işi şimdi yapamıyorum, yapamam. Çünkü YouTube ile birlikte yüzlerce yerli ve uluslararası web sitesine girmek siyasi nedenlerle Türkiye'de yaşayanlara yasak. Siyasi iktidar sahipleri bütün bu baskılardan memnun olabilirler. Ama biz yazarlar, yayıncılar, sanatçılar, Türkiye'nin kültürünü yaratan ve onu izleyen herkes kültürümüzün, edebiyatımızın dünyaca tanınmasına olan bu baskıları anlamıyoruz. Ama yazarların, yayıncıların hevesinin kırıldığı sanılmasın. Son 15 yılda Türk yayıncılığı şaşırtıcı bir şekilde büyüdü, zenginleşti. Bugün Türkiye'de her zamankinden daha çok kitap yayınlanıyor. İstanbul kitapçılarının zenginliği de şehrin çok katmanlı, çok kültürlü tarihini bence artık temsil ediyor. Bu tuhaf, zengin, olağanüstü tarihin, kültürün seçkin yazarları, değerli yayıncıları bugün Frankfurt'talar. Bugün Frankfurt'a ilk defa gelen genç yazarların dünya yayıncılığının büyüklüğünü görüp tıpkı benim 18 yıl önce hissettiğim gibi bir boşluk, bir beyhudelik duygusuna kapılabileceklerini de hayal edebiliyorum. Ama artık Türkiye'nin genç ve parlak yazarları içlerine dönüp kendilerini parlak bir yazar yapacak iç seslerini buldukları vakit, 'Kimse Türk bir yazarla ilgilenmeyecek' diye bir karamsarlığa kapılmayacaklar, kapılmasınlar da."

İLGİLİ HABERLER