Gündem
  • 3.2.2010 13:10

AKŞAMKİ KAVGA MECLİS TUTANAKLARINDA

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram Özçelik (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 milletvekilinin, çalışma hayatındaki sorunlara ve ilgili kesimlere duyarsız kaldığı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer Hakkında Anayasa'nın 99'uncu ve İç Tüzük'ün 106'ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına İlişkin (11/9) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 Milletvekilinin, Çalışma Hayatındaki Sorunlara ve İlgili Kesimlere Duyarsız Kaldığı, Görev ve Sorumluluklarını Yerine Getirmediği İddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer Hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı Maddeleri Uyarınca Bir Gensoru Açılmasına İlişkin Önergesi (11/9)

BAŞKAN - Hükûmet? Burada.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 26/1/2010 tarihli 52'nci Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa'nın 99'uncu maddesine göre, bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş; gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Çetin Soysal.

Şimdi ilk söz önerge sahibi olarak Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş'a ait.

Buyurunuz Sayın Durmuş. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

34

________________________________________

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup başkan vekillerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanıyla ilgili verdiği gensoru önergesi üzerinde konuşmak üzere söz aldım.

Çalışma hayatı herkesin hakkı ve ödevidir. Anayasa'mızın 49'uncu maddesinin öngördüğü "Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam oluşturmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbir alır." diyor Anayasa'nın 49'uncu maddesi.

Şimdi soruyorum: AK Parti İktidarı çalışanların hayat seviyesini yükseltiyor mu? Sanal rakamlarla enflasyonu düşük gösteriyor, çalışanı ve emekliyi üç yıl unutup, sonra yaptığı zammı göklere çıkarıyor. 7,3 milyon emekliye 63 lira ile 101 lira artış yapmış, emekliyi ihya ettiğini zannediyor. Bu paranın üstüne kömür parası ve gıda yardımını ekleseniz de... Vatandaş gıdayı, Başbakanın tabiriyle, sokak arası bakkaldan alsaydı ya AK Parti'li gıda toptancısı batar mıydı? Bakkal da nasılsa toptancıdan almayacak mı? Olmaz, illa da AK Parti toptancısı olacak, para dışarıya akmayacak. Dışarısı bu ülkenin insanı, esnafı değil mi? Bedava kitap da böyle, bu şekilde değil mi? Para AK Parti'liye akacak. Peki, AK Parti'li olmayan ne olacak? Yoksulluktan ölsün mü?

Başbakan söylüyor: "Artık eskisi gibi sokak arasındaki bakkallar yaşayamaz. Belki bir araya gelip hipermarket kuracaklar." Sen bakkalın ve ondan veresiye mal alan yoksulun Başbakanı değil misin? Küçük esnafı istismar ettin, iktidara geldin, şimdi "Ben oynamıyorum." diyorsun. "Küresel kartellerin adamıyım." diyorsun. Hipermarketleri şehir dışına çıkarmayı bırak "Bakkalı yok edelim." diyorsun.

Hani kardeştik? Hani Müslüman'dık? "Komşusu açken kendisi tok olan bizden değildir." diyen peygamberin ümmeti değil miydik? Kendisi siftah ettiğinde "Komşum siftah etmedi onu da komşumdan al." diyen ahi geleneği ne oldu?

Her konuda tekel oluşturuyorsunuz. Eczaneler kapanacak, zincir tekel eczaneler, "drug store"lar açılacak, muayenehaneler, poliklinikler kapanacak, tıp merkezleri, dal merkez ve hastaneleri ya batacak ya da kapanacak, hısım akrabanın zincir hastaneleri hâkim olacak.

25 liraya paket uygulaması yapıyorsun Sayın Bakan. Doktor muayenesi, röntgen filmlerinin bütünü, biyokimya tetkikleri ve ultrasonu hangi yiğit AK Parti'li hilesiz başaracak? Bunun sorumlusu Ömer Çelik'tir. Bu paranın içinde kira var, çalışan personelin ücreti var, sigortası var, ÖTV'si var, vergisi var. Başka, bu merkezler nasıl kapanacak? Bu sizin başarınızdır Sayın Bakan. Sayın Bakan, batırmakta ve kapatmakta üstünüze yok.

1.300 kamu hastanesi 400 hastane birliğine dönüşecek, yönetimi Ticaret ve Sanayi Odasındaki yandaşlara bırakılacak. Hani -hatırlayın- Dustin Hoffman'ın bir filmi vardı: "Kramer Kramere Karşı." Hani geçenki konuşmamda "Sayın Akdağ alamaz, küresel güçlerin adamıydı." demiştim. Şimdi, Sayın Başbakan, ben daha iyi adamıyım diyor. O hâlde vizyondaki filmin adı "Recep Recep'e Karşı" olsa gerek. Yaşasın küresel sermaye, yok olsun dar gelirli. Başbakana göre hayatın gerçeği bu.

Kâr eden Tekelin alkol bölümünü 280 milyona sattılar, iki ay sonra 930 milyona başkasına devrettiler. Bunun hesabını Recep Tayyip Erdoğan verecek. Aradaki rant karşılığı Tayyip Bey'in çıkarı nedir? Bu hesabı günü geldiğinde kafa tuttuğu Anayasa Mahkemesinde verecek tabii.

Telekom'un yüzde 14'ünü gizlice devredeceksin, "Komisyon ne kadar?" diye sorana kızacaksın. Sonra Telekom çalışanlarına ve Tekel çalışanlarına "Yan gelip yatmak yok. İşinize gelirse 4/C alırsınız, işinize gelmezse C-4 alırsınız." diyeceksin. Anayasa'nın 49'uncu maddesi Başbakan tarafından açıkça ihlal edilmektedir. Sosyal Güvenlik Bakanı da bu suça fiilen iştirak etmektedir. Bu bakanların -üzülerek ifade ediyorum- kendi iradesi olsa, önce -biraz evvel eleştiriyorsunuz- Ömer Dinçer'i suçlamamız gerekirdi. Anayasa'nın 49'uncu maddesinde hükûmetin çalışmasını engelleyen bir şey var mı? Yok. Çalışanı koruyor, emeği koruyor, temel hak ve özgürlüğe sahip çıkıyor.

Çalışanı nasıl korursun? Kâr eden kurumları satarak değil, geliştirerek korursunuz. Alkollü bölümleri de, sigara üreten fabrikalar da kâr ediyordu. Tekel kâr ettiği için ona göz diken küresel sermaye ve onların distribütörleri buraları sattırdı ve satın aldı, böylece küresel sivil tekel oluşturuldu. "Bunları özelleştireceğim ve çalışanların hakkını sonuna kadar koruyacağım." diyen Başbakan sözünün eri değildir, Tekel işçilerini açlığa, yoksulluğa mahkûm etmiştir.

Tokat Sigara Fabrikasına eski tezgâhları satan, İspanya'dan boyatıp getirip satan yandaşının foyasını Tütün Kurulu açığa çıkarınca, AK Parti'lilerin çıkarı bozulunca fabrikayı sattılar. Önce iş yerlerini sattılar, sonra da bu milleti unutkan sanıp, iş yerlerini ellerinden aldığınız işçilerin ekmeğini verdiğiniz sivil küresel tekeli görmezden gelip "Kimseye yetimin hakkını yedirmem." diyorsunuz. Yalanın bu kadarına pes doğrusu!

Özelleştirme bütün dünyada verimlilik ve tam istihdamı yakalamak için yapılıyor. Siz ne yapıyorsunuz? Kâr eden kuruluşları yok pahasına satıyorsunuz. Hükümetiniz zamanında kamudan özel sektöre devrettiğiniz iş yerlerinde işsizlik doğmasına neden oluyorsunuz ve bu yeni işsizlik durumuna da asla vicdan azabı duymadığınız gibi merhametli davranmaktan bahsediyorsunuz.

Daha önce 2002 yılına kadar gidiyordunuz, bugün grupta konuşurken 1992'ye kadar uzandınız. Köy Hizmetlerinin devri sonrası kadrosuz, kadrolu 45 bin çalışanı, 57'nci Hükûmet, kadro vererek,

35

________________________________________

özlük haklarını koruyarak Özel İdareye devretti. Bunları da söyleyip kadirşinaslık yapsaydınız ya. Bu kıskançlık sizi çatlatacak. İki ekonomik kriz sonrası batan iş yerleri dolayısıyla işsiz kalan vatandaşları korumak için İşsizlik Sigorta Fonunu kurduk, orada 47 milyar Türk Lirası toplandı. Bu paranın 8 milyar dolarını "GAP'a yatırım yapacağız." dediniz, seçimde kullandınız ve üzülerek ifade ediyorum, bunun "5 katrilyon" unu güneydoğuya seçim almak için aktardığınızı bir önceki Sosyal Güvenlik Bakanından bizzat işittim.

Anayasa'ya ve çalışana saygısı olan ve vicdan ve ahlak sahibi devlet adamı Anayasa'nın 49'uncu maddesini ihlal etmez. Ancak başkasının aşında gözü olanlar zemheri ayında Tekel işçilerini elli gün sokakta süründürürler.

Eczacılara zulüm yapmak -bilmiyorum, Başbakanın talebi mi Sayın Bakan- Bu meslek grubunu sindirmek için uyguladığınız bir zulümdür. Bu hesabı vermek zorundasınız. "Zincir eczanelerde bakkal çırağı çalışacak değil ya, eczacılar tezgâhtarlık yapacak." diyen grup başkan vekilinize ne demeli?

Hele beyaz gömlekli doktorlar yok mu? Nejat Uygur'u ziyaret etmek isteyen hanımefendiye "Gülhane'ye gelmeyin." demişler. Sizi beyaz gömlekliler sizi! Üç beş kuruşu görünce kendinizi ne sanıyorsunuz? Peygamber olarak anılan bir Başbakanın eşini nasıl kabul etmezsiniz? Üç beş kuruş paranıza mı güveniyorsunuz? Sizin muayenehanelerinizi kapatsın da bir görün. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Ne alaka? Ayıp, ayıp.

AHMET YENİ (Samsun) - Ayıp, ayıp.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) - Başbakana kafa tutmak neymiş, bir görün. Toplu sözleşme vaadiyle aldatılan memur aylarca süründürülüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Bu saptırmalar hiç yakışmıyor.

BAŞKAN - Sayın Durmuş, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) - "Bir sivil vesayet, bir sivil faşizm çıkardınız, asıl yargı vesayeti var." diyor Başbakan. Meclis Başkanı kim oluyor? Muhalefet liderleri kim oluyor? Hepsini bir çırpıda azarlar ve karalar, kendince susturur. Başbakanın çıkardığı kanunu siz nasıl iade edersiniz Anayasa Mahkemesi üyeleri? Sizin peşinize dinleme ekibi takarsa, görürsünüz. Arınç konuşursa ne Danıştay kalır ne Arınç.

Sayın Dinçer, siz Yerel Yönetimler Yasası'nın mucidi olarak bu PKK açılımına akıl hocası değilsiniz sanırım. Eğer öyleyse Yüce Divan otobüsünün şoför mahallinde yeriniz hazırdır bunu bilesiniz. Ehliyet ve liyakatin...

ZEYİD ASLAN (Tokat) - Boş konuşuyorsun boş.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) - Doldurayım, peki doldurayım.

2009 yılı bütçesinde -şimdi dolduruyorum madem öyle- 2009 yılı bütçe büyüklüğü 143 milyar TL olarak tahmin edilmiştir. Gerçekleşme gelirleri esas alındığında 84 milyar 355 milyon TL.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Toplam gider esas alındığında 105 milyar 753 milyon TL olarak gerçekleşmiş. Bu ne büyük yanılgı. Neresinden bakarsanız bakın yüzde 40 yanılma payı söz konusu.

Sayın Bakanın verilerine göre 3 milyon 180 bin işçi sendikalıdır. Kayıt dışılık yüzde 48. Mart 2008 tarihine kadar 23,2 milyar prim asıl alacağı varken bu cezalar, gecikmeler iptal ediliyor, 14,6 milyar alacak. Ancak bunun 7,4 milyarı tahsil ediliyor. Ekleyin Faruk Çelik zamanında tahsil edilemeyen 45 milyar TL'ye. Tahsil edilemeyen prim miktarı 52,2 milyar TL. Çalışanların yarısı kayıt dışı, kayıtlı çalışanların 52,2 milyar TL primi alınamıyor.

Değerli milletvekilleri, sağlıkçılar hangi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Durmuş, ek süreniz de doldu. Lütfen selamlayın Genel Kurulu.

Buyurun.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) - Tamam efendim.

Değerli milletvekilleri, üniversite hastaneleri elektrik, doğal gaz, 4/C'li personel maaşı ve hekimlerin maaşı kâğıt üzerindeki artan sanal dönerden verilirse yüzde 125 veren Ankara Üniversitesi yüzde 60 olarak verecek.

AK Parti'nin söylediği yalan, yaptığı talan. Benim söyleyeceğim budur.

"Sayın Bakan, bu icraatlara ortak olmak istemiyorsanız, Başbakanın yanlışlarına ortak olmak istemiyorsanız önergemizin sonucunu beklemeden derhâl istifa edin, kendinizi Yüce Divana gitmekten kurtarın." diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Durmuş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici.

Buyurunuz Sayın Ekici. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET EKİCİ (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışma hayatında son dönemde yaşanan birçok problemin kaynağı olarak gördüğümüz ve çözümler

36

________________________________________

üretme konusunda duyarsız ve yetersiz bulduğumuz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu mensubu arkadaşlarımla birlikte vermiş olduğumuz gensoruyla ilgili görüşlerimi ifade etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesile ile yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde son dönemde çalışma hayatı giderek barış ortamından uzaklaşmış ve "çatışma hayatı" olmaya başlamıştır. İktidar gücünü elinde bulunduran Hükûmet ve çalışma hayatından sorumlu Sayın Bakan bu gidişe "Dur!" diyecek herhangi bir adım niyeti ortaya koymadığı gibi, aksine, ortamı daha da germeye ve bu yolla başka konularda ve alanlarda olduğu gibi çalışma hayatında da ayrışmaya ve çatışmaya zemin hazırlamıştır. Her platformda uzlaşmadan, diyalogdan, hoşgörüden bahseden Sayın Başbakan ve Sayın Bakan konu çalışanların haklarına, işçilerimizin çektikleri sıkıntılara, emeklilerimizin malum ekonomik hayat şartlarına, asgari ücretlilerimizin meşhur çay-simit hesabına gelince bu konuların konuşulacağı, görüşüleceği yerlerden kaçmaktadır. Kendi partisinin düzenlediği toplantılarda arzı endam ederek, çektiği sıkıntıyla feryat eden bu insanlarımızı partililerine şikâyet edip alkışlarla durumu idare etmeye çalışmaktadır. Ancak ne yazık ki çalışma hayatında hiçbir şey olumlu gitmemektedir.

Değerli milletvekilleri, 3146 sayılı Kanun'un 2'nci maddesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevleri on altı başlık hâlinde, madde madde ve çok net olarak sayılmıştır. Bunlardan çok önemli bulduğum birkaç maddeyi sizlerle paylaşmak istiyorum:

Birincisi: Çalışma hayatını düzenleyici, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler almak.

Bir başka görev: Çalışma hayatındaki mevcut ve muhtemel meseleleri ve çözüm yollarını araştırmak.

Bir başka görev: İstihdamı ve tam çalışmayı sağlayacak, çalışanların hayat seviyesini yükseltecek tedbirleri almak, çalışma hayatını denetlemek, sosyal adalet ve sosyal refahın gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almak.

Şimdi, bu maddelere baktığınız zaman Kanun, Çalışma Bakanına Kabine içerisinde bir hükümranlık yetkisi verdiği kadar bir pozitif iyi niyet ajanlığını da görev olarak veriyor yani işçinin lehine, çalışan lehine pozitif bir misyon yüklüyor Çalışma Bakanına. Biz Sayın Çalışma Bakanının bu misyonu yeteri kadar özümsediği kanaatinde değiliz. Her bir maddeyi ayrı ayrı ve içinize sindirerek değerlendirdiğinizde de görüyorsunuz ki maalesef Bakan bu görevleri yerine layıkıyla getirememektedir. İşçiler, memurlar, emekliler, işverenler, sendikalar, meslek kuruluşları, çalışma hayatında aklımıza gelen her kesimin problemleri giderek artmaktadır, daha da vahimi giderek çözümsüzlüğe itilmekte, insanlarımız çaresizleşmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde yaşanan son gelişmeler ve Sayın Bakanın muhtelif zamanlarda tekrarladığı ifadeler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının Kanun'un öngördüğü görevleri layıkıyla yerine getirememiş olduğunu göstermektedir. Özellikle memurlar, işçiler ve memur emeklilerine 2010 yılı için yapılması planlanan maaş artışlarının 2010 yılı enflasyon hedefinin dahi altında tutulması karşısında herhangi bir tedbir alamayan Sayın Bakan, 3146 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine aykırı hareket etmiş, çalışanların hayat seviyesini yükseltecek hiçbir tedbir almamıştır.

Yine, Bakanlık, Kanun'un kendisini zorunlu kıldığı istihdamı artırma, çalışanların refah seviyesini yükümlülüğünü yerine getirmek için, bu yönde Türkiye Büyük Millet Meclisine hiçbir teklif sunamamış, bir program önerisi getirememiştir.

10 Kasım 2009 tarihinde "2,5 milyon civarındaki memurun yüzde 36'sı vasıfsız, yüzde 11'i ise kamuya hizmet üretmiyor." diyerek işe alınışları, göreve başlamaları, terfi ve tayinleri kanunla belirlenmiş olan kamu görevlilerinin kanunun gerektirdiği şartları taşımadığını belirtmiştir. Yapılan bu beyanatın özü bir taraftan kamu görevlilerine hakaret içerse de diğer taraftan, kamu görevlilerinin hizmete başladıktan sonra gerekli mesleki eğitimlerden mahrum bırakıldığını göstermesi bakımından da önemlidir. Çalışanların mesleki eğitimlerinin sağlanması görevinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının görevi olduğu da açıktır.

Sayın Bakan İŞKUR Genel Kurulunda 23 Kasım 2009'da yaptığı görüşmede "Sendikalar sorumsuz ve vizyonsuz, yeni vizyon geliştirmiyor, AB ve ILO normlarını gözetmiyorlar." diyerek mevcut durumdan çalışan örgütleri sorumlu tutmuştur. Oysa Türkiye, 2009 yılında ILO'nun en ağır yaptırımlarından biri olan "teknik yardım dayatılan ülke" konumuna sendikaların faaliyeti münasebetiyle düşmemiştir, sendikal özgürlüklerin önüne siyasi irade tarafından konulan engeller nedeniyle düşmüştür. Memurlarımız yıllardır, Sayın Bakanın üyesi olduğu Hükûmetin, Sendikalar Kanunu'nu ILO ve AB standartlarına uygun hâle getirmesini beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görevleri arasında çalışma hayatını düzenleyici, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyu tedbirleri almak da bulunmaktadır. Ancak, yapılan uygulamalar ve verilen demeçler, çalışma hayatını düzenlemek yerine düzensiz hâle getirmek, çalışma barışını sağlamak yerine çatışmayı körüklemek yolundadır. Özellikle ülkemizde memur sendikacılığının içinde bulunduğu durum ve memur sendikalarına yapılan uygulama artık trajik bir hâl almıştır. Halbuki AK Parti, büyük bir törenle sunduğu Acil Eylem Planında, örgütlenme özgürlüğünün önünü açacağını, sendikalaşmayı teşvik edeceğini, kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklar ve özgürlüklere kavuşturulması için gerekli

37

________________________________________

mevzuat değişikliklerini gerçekleştireceğini vaat etmişti, hatta Sayın Başbakan, 2004 yılında, "Size grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğiz, daha ne söylüyorsunuz, ne istiyorsunuz" demişti. Şimdi soruyorum; bunlar gerçekleşti mi?

Yine, Sayın Bakanın dikkat etmesi gereken bir husus daha var: Değerli arkadaşlarım, demokrasi, en çok oy alan siyasal iktidarın, uygulamalarda farklı statü ve düşüncedeki kesimlerin de görüşünü alarak adil bir yönetim sergilemesiyle mümkün olduğunu bilmesi gerek; ancak Bakanlık, üçlü danışma kurulu mekanizmasını özellikle memurlar adına işletmeyerek ülkemizdeki demokrasi ve sosyal diyalog ortamını da baltalamaktadır.

Sendikaları sorumsuzluk ve vizyonsuzlukla suçlayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, çalışma hayatımızda ilk kez işçi ve işveren konfederasyonunun ortak yazılı açıklamasıyla kınanmış bakan olma şerefine nail olmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bu öz eleştiri ve önerilerden yararlanmak yerine işçi ve işveren sendikalarını suçlayıcı üslup ile yıllardır kurulmaya çalışılan diyalog ortamının kurumsallaştırılmasını gayretlerini görmezden gelerek ve hem üslup ve hem de eleştiri boyutunun ötesinde ve yapıcı olmaktan uzak önyargılı bir çatışma kültürünün ifadesini görmek istiyorsanız Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına bakmanız yeterlidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bir başka garabet daha oynanmaktadır; iş kollarında yetkili sendikanın belirlenmesi amacıyla bu iktidar döneminde yapılan düzenlemeler tam anlamıyla fiyaskodur. 18 Şubat 2009 tarihinde, yani AK Parti iktidarında, 5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi ile "Bakanlık; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır." şeklinde bir düzenleme yapmıştır. Bu düzenlemeyi de 5838 sayılı Kanun'un bu yönetmeliği ile de 21 Temmuz 2009'da yürürlüğe sokmuştur.

2822 sayılı Kanun'un 12'nci maddesi "Bir işkolunda çalışan işçilerin yüzde onunun tespitinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca her yıl Ocak ve Temmuz aylarında yayımlanacak istatistikler esas alınır." şeklinde bir düzenleme yapılmıştır ancak Bakanlık, ocak ayında yayınlanması gereken istatistiklerin yayımını, yani her yıl ocak ve temmuz aylarının 17'nci günü olmasına rağmen, 2010 Ocak ayı istatistiklerini henüz yayımlamamış, bugünden sonra da yayımlamayacaktır çünkü Sayın Salih Kapusuz ile bu tür acil kanunların acil imzası hâline gelmiş Saygıdeğer Milletvekili Sayın Veysi Kaynak'ın teklifleri ile 5/5/1983 tarih ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun 12'nci maddesinin üçüncü fıkrası "Bakanlık; yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde, 1/8/2010 tarihinden itibaren kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi bildirimlerini esas alır. Bu tarihe kadar Bakanlıkça yayımlanmış bulunan en son işçi ve üye istatistikleri geçerlidir." şeklinde değiştirmiştir.

Bu değişiklik şuna işaret eder saygıdeğer milletvekilleri: Hükûmet, kendi yaptığı kanunundan bir yıl sonra rücu etmiştir. Açıkça söylüyorum: Yandaşı bir sendikanın teklifini kanunlaştırarak aczini ortaya koymuştur. 124 bin üyeli 42 bağımsız sendikayı sözleşme yapamaz hâlde kapsam dışına atmıştır ve bugün "sendikayım" diye gezen sarı sendikaların 2011'e kadar ömrünü ve hükümranlığını artırmıştır. Bu skandalla kalsa iyi, bir başka skandal daha var. 17 Temmuz 2009 tarih ve 27291 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan iş kollarındaki işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin istatistik rakamlarında, belki de Bakanlık bir imkânsızı başarmış ve bir iş kolundaki toplam işçi sayısından daha fazla sendikalı üye bildirmiştir. Tarım ve ormancılık, avcılık ve balıkçılık iş kolunda toplam işçi sayısı 96.682 olarak gösterilmiş iken bu iş kolunda faaliyet gösteren toplam 6 sendikanın kayıtlı işçi sayısı toplamı 137.741 olarak ilan edilmiştir. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir skandaldır, Sayın Bakan sizi tebrik ediyorum. Böyle, 96 bin işçiyi 137 bin sendikalı olarak göstermek müthiş bir olaydır.

Ayrıca, Hükûmet, bütün bu olumsuzlukları geçiştirmek için yetkili sendika belirlenmesinde bir yıl önce çıkarılmış kanunu inkâr etmiş ve daha önce bahsettiğim 18/1/2010 tarihinde verilmiş bir kanun teklifiyle eskiye dönüş yapmıştır. Bu yolla, 2010 Temmuzunu ve 2011 Ocak dönemlerini mevcut durumla geçiştirdiniz, hayırlı olsun. İş birliği yaptığınız sendikalar var. Çıktınız Plan ve Bütçede birtakım imzaları da gösterdiniz ama bu eylemi yapmakla, kanun koruyucu olmak durumunda olan Sayın Çalışma Bakanı iş birlikçi konumuna düşmüştür, yolsuzlukta ve haksızlıkta iş birlikçi konumuna düşmüştür. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Soruşturmalık aslında.

MEHMET EKİCİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ülkemizin temel ve kronik sorunu işsizliktir. İşsizlik, diğer tüm sorunların da ana kaynağıdır. Kayıt dışı ekonomi de işsizliği beslemekte ve aynı zamanda işsizlikten de beslenmektedir. Tüm ekonomik ve sosyal politikaların istihdamı artırmayı hedefleyen ve odağında insan olan politikalar hâline getirilmesi gerekmekteyken, ülkemizde işsizliği önleyici yeterli önlem alınmamakta, bunun yanı sıra, işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalan işçilerin mücadelesi de gözden kaçırılmaktadır. Kamuoyunda "kiralık işçilik" olarak bilinen ve özel istihdam bürolarına, istihdam ettikleri işçileri başka işverenlere kiralama yetkisi veren düzenleme Sayın Cumhurbaşkanı tarafından iade edilmiştir ama bu iadeye rağmen, Çalışma Bakanı, birçok konuşmasında konunun yeniden gündeme getirilmesi konusundaki ısrarını sürdürmektedir. İşçileri bir meta hâline getirecek bu düzenlemeye Türkiye kamuoyu ve işçi konfederasyonları karşı çıkmış, bu

38

________________________________________

düzenlemenin Türkiye gündeminden çıkarılmasını istemiştir. "Güvencesiz esneklik" yaklaşımı ülkemiz şartlarında işçilerimizi köleleştirmeye yönelik politikalar olarak görülmekte ve yapılan uygulamalar ile bu görüş desteklenmektedir.

Elimde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunun yaptığı bir araştırma raporu var. Bakın, kiralık işçi olarak ve taşeron işçi olarak çalıştırılanların, PTT kurumlarında kiralık işçi olarak çalıştırılanların yıllık izin kullanamadıklarını ve haklarının gasbedildiğini iş müfettişleri tespit etmiş. Sayın Bakanın bu konuda yaptığı bir soruşturma var mıdır, bunu merak ediyorum.

Bir başka konu da meşhur Tekel direnişidir. Buradan, bu kürsüden bir milletvekili olarak, eylemlerinin, hak arama mücadelelerinin 51'inci gününde olan Tekel işçilerine selam gönderiyorum. Mücadeleleri haklı bir mücadeledir, mücadeleleri ideolojik değil, ekmek arama, hak arama, çocuklarının geleceğinin hak arama mücadelesidir. Bu noktada bir milletvekili olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin sorumlu bir vatandaşı olarak bu mücadelelerinin de sonuna kadar arkalarında olduğumu ifade ediyorum. Ancak, bakınız, bugün Sayın Başbakanı dinledik, Sayın Başbakanın bugün Tekel konusunda verdiği bilgilerin önemli bir bölümü yanlış olmakla birlikte -umarım yanlış bilgilendirilmiştir- ama tehdit kokan da bir ifade sezdik. "Demokratik duruşumuz gereği bir ay daha tahammül edeceğiz." demek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının ağzına yakışan bir ifade değildir. (MHP sıralarından alkışlar) Çünkü o Başbakan o Tekel işçisinin de başbakanıdır.

Yine bu süreçte bir başka garabeti daha yaşadık. Sayın Başbakan Tekel işçileriyle görüşüyordu. Konuyla ilgisi bakımından söylüyorum. Sayın Başbakanın ifadesiyle, Sayın Maliye Bakanını ve Devlet Bakanı Sayın Hayati Yazıcı Bey'i, Başbakan Yardımcısını heyette gördük. Ama bu işlerin asıl sorumlusu olan Çalışma Bakanlığı neredeydi? İlk görüşme trafiğinde rastlamadık. İkinci görüşme trafiğinde de televizyonun alt köşesinden elini görmek nasip oldu! Bu işi kim yapacak, kim düzeltecek? Biz bütçe konuşmalarında Sayın Bakandan rica ettik: "Eğer tarihe işçi ve memur dostu bir bakan olarak geçmek istiyorsanız hiç olmazsa Çalışma Genel Müdürünüzü bu işçilere gönderin." diye ricada bulunduk bu kürsüden bütçe görüşmelerinde. Ama Sayın Çalışma Bakanı çalışma hayatının hiçbir yerinde yok. Onun için Sayın Çalışma Bakanı bu Tekel işçilerini de anlamak durumunda değil, anlayamıyor, kanunun kendisine gösterdiği mükellefiyetleri de yerine getirmekten son derece aciz durumdadır maalesef.

Değerli arkadaşlarım, asgari ücret konusu, asgari ücretin tespiti konusunda Sayın Bakan Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarına katılmayarak, işveren kesimiyle anlaşarak, asgari ücreti sefalet ücreti olarak belirlemiş ve İŞKUR Genel Kurulu gibi sivil toplum örgütlerine açık olması gereken bir yerde sendikalara, yani İŞKUR'u asıl oluşturacak güç odağına beşer dakika sınırlama yaparak da teamül dışı bir eyleme de imza atmış bir Sayın Bakandır.

Dolayısıyla, bu gensoru önergesinin haklı gerekçelere dayanan, haklı gerekçeler üzerine kurulmuş bir gensoru olduğunu lütfen anlamanızı rica ediyorum. Bu işin particilik boyutu ayrıdır, siyaset boyutu ayrıdır. Ama eğer bugün Sayın Başbakanın ağzından duyduğumuz laflar bir ay sonra eylemdeki Tekel işçisine, altı ay sonra özelleştirilen Şeker işçilerine uygulanacak bir şiddeti işaret ediyorsa ve bu şiddet işaretine Sayın Çalışma Bakanı bir tedbir almıyorsa, bu mesele bir parti meselesi olmanın ötesine geçmiş bir mesele olarak Genel Kurulca algılanması gereken bir boyut kazanır.

Onun için, lütfen işçiyi anlayalım, lütfen emekliyi anlayalım, lütfen dar gelirli vatandaşın ne çektiğini anlayalım ve kanuni düzenlemeleri yapmaktan bihaber Sayın Bakana görevlerini hatırlatalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET EKİCİ (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.

Doğru olan, Sayın Bakanın istifa etmesidir. Yani sadece Sayın Başbakanın komisyona bile almaması bir istifa gerekçesidir de bizde ama Sayın Bakan görevlerini yerine getirmiyor, istifa etmelidir.

Burada çıkacak, elbette kendini de savunacak, saygıyla da dinleyeceğiz ama kendisinden bir ricam var: İşine geldiği zaman Cilalı Taş Devri'ne kadar uzanarak gerekçe aramasın. Yüzde 47 oy almış bir siyasi partisiniz, Mecliste 350'ye yakın milletvekiliniz var, kanun çıkarma yeteneğine sahip, hiç ortak aramadan kanun çıkarma yeteneğine sahip ve atama yapma kudretine sahip bir iktidarsınız. Bunun karşılığını, size burada yapılan eleştirileri, size burada yapılan iyi niyetli eleştirileri "partizanlık" başlığı altında ele almayın; rica ediyorum sizlerden, Sayın Genel Kuruldan rica ediyorum, partizanlık boyutunda ele almayalım ve Cilalı Taş Devri'ne kadar uzanacak, geriye dönük yedi yıllık iktidarı bir kenara...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen bağlayınız.

MEHMET EKİCİ (Devamla) - Tamam efendim.

Teşekkür ederim.

...savunmalarla da lütfen kamuoyunu oyalamayın çünkü bu Taş Devri'ne kadar uzanan savunmaları muhalefet yutmuyor, Türk milleti yutmuyor, iktidara da hiçbir faydası yoktur.

Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ekici.

39

________________________________________

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Çetin Soysal.

Buyurunuz Sayın Soysal. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada Sosyal Güvenlik Bakanı ile ilgili verilen gensoruyu görüşüyoruz.

Tabii, sosyal güvenlik, emeğe, alın terine sahip çıkmak, iş kazalarına önlem almak, insanın insanca yaşayabileceği toplumsal yapıyı kurmak, düzenlemek ve sosyal güvenlik şemsiyesi altında tüm yurttaşlarımızın geleceğini sağlamak demek ama bugün ülkemizde ne yazık ki Bakanlığın adı var, kendi yok. Sosyal güvenlik, sosyal devletle olur. Girmek için uğraştığımız Avrupa Birliğindeki çalışma ve sosyal güvenlik normlarını ele aldığımızda Türkiye'nin ne kadar uzak olduğunu görüyoruz.

Yaptığınız Sosyal Güvenlik Yasası'yla çalışana dönük haksızlık, ihanet yasası olarak hayatımıza girdi. Biz o zamanlar "İnsanları açlığa, yoksulluğa mahkûm edecek bir yasadır." demiştik, "Bu, ihanet yasadır." demiştik. İşte yaptığınız ihanetler: "Hastanede yatan hastalardan katılım payı alınmasın." dedik, kabul etmediniz. "Ölen sigortalının dul eşine eskiden olduğu gibi eşinin maaşının yüzde 75'i ödensin." dedik, yüzde 50'ye indirdiniz. "İşsiz kalan vatandaşlarımızın sağlık sigortası primi ile emeklilik primleri işsizlik sigortasından ödensin." dedik, karşı çıktınız. "Çocukların anne sütüyle beslenmesi çok önemli." dedik, "Anneye 1.386 lira emzirme yardımı yapılsın." dedik, emzirme yardımını 70 liraya düşürdünüz. Ağır ve tehlikeli işlerde çalışanlar, gazeteciler, yıpranma hakkından yararlanıyorlardı; bu hakkı sınırladınız. Biz "Yıpranma hakkından yararlananlar bu haklarını emekli oluncaya kadar sürdürebilsin." dedik yani "Kazanılmış hakları koruyalım." dedik, karşı çıktınız. "Muhtarların sosyal sigortalar primini devlet ödesin." dedik, "Seçimle gelen herkes sigortalı olsun." dedik, muhtarları mağdur ettiniz. "Sosyal güvenlik destek primini kaldırmıyorsanız bari yüzde 15'e çıkarmayın, yüzde 10'da kalsın." dedik, reddettiniz. "Sosyal güvenlik sisteminde reform yapacaksınız, reforma önce bu alanda, yani kayıt dışı çalışanları kayda alarak başlayın." dedik, kabul etmediniz.

Bugün Türkiye'de milyonlarca çocuk yatağa aç girmektedir. "Açlık sınırı altındaki ailelere onların onurunu koruyarak yardım edilsin." dedik ve "Müslümanlıkta sağ elin verdiğini sol el görmeyecek kuralı vardır." dedik, "Yoksulları teşhir ederek yapılan yardımlar tüm çağdaş ülkelerde reddedilmektedir." dedik ve "Biz çağdaş ülkelerdeki gibi yoksullukla mücadele edelim, yoksullukla kurumsal mücadelenin yolunu açmak için aile sigortası uygulamasını getirelim." dedik, reddettiniz.

İşte siz, böyle bir sosyal ihanet yasasını çıkardınız. Siz de biliyorsunuz ki, yasanın asıl adı Sosyal Güvenlik Yasası değil, sosyal ihanet yasasıdır. İşçiye ihanettir, emekçiye ihanettir, alın terine ihanettir. Bu ülkenin, alın teriyle geçimini sağlayan gerçek hak sahiplerine ihanettir.

Bakın bunlar kimler: Yalnızca 2009 yılında 92 maden işçisi, işinin başında, yerin altında yaşamını yitirdi. Ekmeğini toprağın altından çıkaran 92 maden işçisi birer ikişer, maden ocaklarında, iş kazalarında yaşamlarını yitirdiler ve günde 20 liraya çalışanlar var, kayıt dışı çalıştırılanlar var. Ağır ve Tehlikeli İş Kolu Yönetmeliği işlemiyor. Çoğunun sigortası yok. İşveren hiçbir güvenlik önlemi almıyor ve işçiler birer ikişer ölüyor. 19'uncu Yüzyıl koşulları, vahşi kapitalizmi orada görüyoruz.

Bu Bakanlığın müsteşarı var, müfettişi var, Bakanı var ancak umursamaz, izleyici bir tavır içerisinde, umursamaz bir yaklaşım içerisinde olduğunu ne yazık ki görüyoruz.

Kot kumlama işçileri... Bingöl'ün Karlıova ilçesinin, Taşlıçay ve Toklular köyünde neredeyse her evde bir silikozis hastası var. Düşünebiliyor musunuz, iki köyün bütün erkekleri hasta. Başta İstanbul olmak üzere, Sinop, Tokat, Bingöl, Siirt, Erzurum, Zonguldak ve Çorum'da, kot taşlama sonucu ciğerleri iflas etmiş, memleketlerine dönen çok sayıda işçi var. Bu insanlar yaşamlarını idame ettirmek için, o kot taşlama yerlerinde, kumlama yerlerinde çalışmayı kabul etmişler ama bunlara dönük, kayıt dışılığa karşı, hiçbir önlem alınmadığı gibi mahkeme kapılarında sürünmesi söz konusu olacak hâle getirdiniz.

Değerli arkadaşlarım, Tuzla tersanelerinde insanlar öldü. Yeni üretilmiş bir geminin filikalarında 16 işçi bindirilerek denemeler yapıldı. Burada Emrah Varol, Ramazan Aygün, Ramazan Çetinkaya hayatını yitirdi. Daha sonra İbrahim Çelik hayatını yitirdi, Kemal Turan hayatını yitirdi, İhsan Turan hayatını yitirdi, Murat Çalışkan hayatını yitirdi. Onlar gibi yüzlerce insan hayatını yitirdi ve ne yazık ki yüzlerce insan orada ağır ve tehlikeli iş kolunda, önlenebilir ölümler olmasına rağmen, Mecliste yapmış olduğumuz çalışmalara rağmen, ilkel şartlardaki çalışmaların getirmiş olduğu o olumsuzluk ne yazık ki Bakanlığınız tarafından gereği hâlâ yapılamadı, yapılamıyor burada tutulan raporlara rağmen, sayfalarca Meclis araştırması, İnsan Hakları Komisyonundaki çalışmalarımıza rağmen.

Ve değerli arkadaşlarım, daha dün ikinci yılını andığımız Davutpaşa'daki ruhsatsız maytap atölyesinde meydana gelen patlamada 21 insanımız hayatını yitirmişti ve o insanlara yapılan vaatler bile sözde kaldı ve oradaki insanlar kayıt dışı çalıştırılıyorlardı, kaçak iş yerinde çalıştırılıyorlardı. Yine Ayşe Denizdalan, Sadife Düdüş, Gülden Çiçek, Necla Özveren ve Sevgi Sesli, kim bunlar biliyor musunuz? Bunlar Bursa'da gece yarısı çıkan yangında 5 kadın işçi, fabrika kapısının üzerinden kilitli olması sebebiyle yaşamlarını yitiren tekstil işçisi çocuklarımız. Ayşe Denizdalan on beş, Sadife Düdüş on altı yaşındaydı. Otuz iki yaşındaki Sevgi Sesli üç aylık hamileydi, günde on altı saat çalıştırıyordu ve hiçbirin sigortası yoktu. Bursa'da bu can yakıcı durum Türkiye'deki diğer fabrikalardan da farksız.

Değerli arkadaşlarım, mevsimlik tarım işçileri, kamyon kasalarında yaşam mücadelesi veren insanlar, hiçbir sosyal hakları yok. Günlük 7 lira yevmiyeyle çalıştırılmak zorunda kalan, kayıt dışı 

Haberin devamı için aşağıya tıklayınız:

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 10:39

İLGİLİ HABERLER