AKŞAMKİ KAVGA MECLİS TUTANAKLARINDA(2)
40
________________________________________
çalıştırılan, sosyal güvenliği olmayan... Siz bu hakkı mevsimlik tarım işçilerine ne yazık ki tanıyamadınız, tanımıyorsunuz. Sırf sendikalaştıkları için Anayasa'yı, uluslararası sözleşmeleri ihlal ederek, itfaiye taşeron firmasını, üstelik adı Deniz Fenerine karışmış insanlara, altyapısı olmayan, tulumbacı anlayışı içerisinde vermekten kaçınmadınız. İstanbul İtfaiyesini bile peşkeş çektiniz ve orada Anayasa'nın, sırf sendikalaştıkları için Anayasa'nın 51'inci maddesinin ihlal edilmesine, bir kamu kuruluşunun bu yöntemi denemesine göz yumdunuz, seyirci kaldınız, gereğini yapmadınız. Bugün itfaiye işçileri için ikna odaları kurdunuz...
AHMET YENİ (Samsun) - İkna odaları sizin işiniz.
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - ...sendikadan uzaklaşın dediniz ve kalktınız, Deniz Fenerinde adı geçen insanlara teslim ettiniz, peşkeş çektiniz, iş birliği yaptınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlarım, bugün bir dram, bir trajedi yaşanıyor. Ankara'nın soğuk kış günlerinde hak arama mücadelesi veren seslerini, feryatlarını duyurmaya çalışan, yaşam mücadelesi veren bu insanları 4/C kölelik kapsamına alarak zulmediyorsunuz, sonra bunun adına da merhamet diyorsunuz. Sizin merhamet anlayışınız bu ise alın o merhameti başınıza çalın. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü, siz, insanları aç bırakarak ağlatıyorsunuz, cahil bırakarak yalvartıyorsunuz. Ama bu Tekel işçileri size yalvarmıyor, 4/C köleliğine karşı baş kaldırıyor, sizin tüm bu baskılarınıza rağmen boyun eğmiyor çünkü siz etkisiz, siz tepkisiniz, siz mürit bir toplum istiyorsunuz, onu oluşturmaya çalışıyorsunuz.
Siz Mizgin'i tanıyor musunuz? Mizgin talasemi hastasıydı, uygun ilik de bulunmuştu. Ama dünyalar güzeli Mizgin şimdi hayatta değil. Mizgin bir Tekel işçisinin, Ankara'dan memleketine döndüğünde kızının tabutuna sarılan bir Tekel işçisinin kızı. Mizgin "Müjde" demek Kürtçe. Hani açılım yapıyorsunuz ya, onu da yanlış yerinden açıyorsunuz. Mizginleri yaşatmayı başarırsanız yapacaksınız açılımı, asıl müjde o olacak vatandaşa.
Tekel işçilerinin dramı, bir buçuk yaşındaki çocuğu yüksek ateşle hastaneye kaldırılan bir annenin dramıyla özdeş olmuş. Babasına destek vermek için kilometrelerce uzaktan gelen yedi yaşında bir kız çocuğu var. Ankara Valisinin "Çocuklar korkuyor" dediği yerde çocuklar var, çocukların geleceği için ölümü göz alan anneler, babalar var. Diyarbakır'dan gelmiş yedi aylık hamile kadınlar var ve orada Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş, Doğu'dan, Güneydoğu'dan, Karadeniz'den, Ege'den gelmiş 5 çocuklu, 6 çocuklu, 7 çocuklu analar var, babalar var. Ölümü göz almış binlerce yürek var orada, binlerce yürek. Eksi 5 derecede, soğukta sokakta, betonlarda yatanlar insanlar var orada ve en önemlisi Türkiye'nin, Türk insanının duyarlılığı var orada. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) - İzmir'den gelen var mı? İzmir Belediyesinden gelen var mı?
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bu sorunları, bu insanların sorunlarını çözmesi gereken iktidarınız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınız oligarşiye, mutlu azınlığa hizmet etmekten, oluşturduğumuz rantçı politikalarla yaptığınız yolsuzlukların getirdiği bedeli bu insanlara ödetmek durumunda kalıyorsunuz. Sayın Bakana hatırlatmak gerekiyor: Sizin o koltukta oturma nedeniniz o işçilerdir.
Memleket bu durumda, ülkemizde işsizlik 13,4. Yani her 100 kişiden 13'ü işsiz ve tarımda her 100 kişiden 87'sinin sosyal güvenliği yok. İşsizlik almış başını gitmiş. Çalışanlar perişan durumda. Öğretmenler perişan, atanamayan binlerce öğretmen var. İşte, memleketimizdeki insan manzaraları.
Değerli arkadaşlar, işçiler sokakta, ekmekleri için mücadele ediyor. Sizler ülkenin kaynaklarını kendi yakınlarınıza peşkeş çekerken, ülkenin önemli, değerli kuruluşlarını satarken, uluslararası sermayeye hizmet ederken, kendi çocuklarınıza, damatlarınıza, yandaşlarınıza olanaklar sağlarken, oluşturduğunuz sonradan görme mutlu azınlıkla mutlu mutlu yaşarken etrafınızda etten duvarlar ördünüz ve ileriyi görememe noktasına geldiniz. Yani geçmişte mücahit idiniz, sonra müşahit oldunuz, arkasından müteahhit oldunuz, her işe müsait oldunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) - Terbiyeli ol!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - İnsanların ekmeği ve aşıyla oynuyorsunuz, sonra da "Kriz teğet geçti hamdolsun iyiyiz." diyorsunuz. Sizler iyi olabilirsiniz ama ülkenin insan manzaraları ve ülkenin gerçekleri bu değil ve çıkıp "Milletimizin bize emanet ettiği kasayı kusura bakmayın soydurmayız." diyorsunuz. O kasanın kimlere çalıştığı, kimlere peşkeş çekildiği, yani kediye ciğer teslim ettiğini ne yazık ki görüyoruz. Damadının şirketine kredi verirken görüyoruz, gemiler, gemicikler alınırken görüyoruz, oluşturduğunuz oligarşik yapıyla, mutlu azınlıkla görüyoruz. Uzun süre askerlik yapan çocuklarınızın durumuyla görüyoruz. Yüksek maliyetli, fahiş fiyatlarla yaptırdığınız projelerle kasayı nasıl koruduğunuzu ibretle görüyoruz ve gün gelecek devran dönecek, elbette bunların hesabı bir gün yüce divanlarda görülecek.
İktidara geldiğinizden bu yana, 21 milyarlık varlık satışı, 80 milyarlık dış borçlanma, halka ait fabrikaların, bankaların, limanların özelleştirilmesi sonucunda 30 milyar 712 milyon dolar... Bütün bu kaynakları o kasanın içinde erittiniz, yok ettiniz. Bir tek istihdam dahi oluşturmadınız. Tarımı öldürdünüz, hayvancılığı yok ettiniz, insanları açlığa, yokluğa, yoksulluğa mahkûm ettiniz.
Değerli arkadaşlar, ben ülkemin dört yanında fotoğraflarını ortaya çıkaracağımız insanlarımızın yaşadığı açlıktan, sefaletten utanıyorum. Ben emeklilere reva görülen yaşam koşullarından utanıyorum. Geçim sıkıntısı çeken memurumun durumundan utanıyorum. İtfaiyenin, Türk
41
________________________________________
Hava Yollarının taşeronlaşmasından, değişik kurum ve kuruluşların peşkeş çekilmesinden ve çalışanın sorumluluğunu taşerona havale eden anlayışınızdan utanç duyuyorum.
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) - Bizde sizden utanıyoruz.
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - "3 milyon işsizimiz var, 3 milyon asgari ücretlimiz var." diyen Bakanın sözlerinden utanç duyuyorum. 4/C kölelik sistemini merhamet diye gösterenlerin, merhamet anlayışından utanıyorum. Sosyal devleti ortadan kaldıran, insanı insana muhtaç eden, görmediğiniz yokluğu, yoksulluğu görmenin utancı içindeyim. İntihal yapan bir kişinin Sosyal Güvenlik Bakanı olmasından ne yazık ki utanç duyuyorum. Ülkenin yolgeçen hanı olmadığını söyleyen ve bu ülkenin gerçek sahiplerine, Tekel işçilerine "Bu ülke sahipsiz değil." diyen Başbakanın bu sözlerinden utanıyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Utan! Utan!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Atanamayan öğretmenlerimize yaşattığınız sıkıntılardan utanıyorum. Aç bırakarak ağlatan, cahil bırakarak yalvartan anlayışınız utanç verici bir anlayıştır. Seksen yıllık cumhuriyetin malını, mülkünü yandaşlarına peşkeş çeken bu İktidarın uygulamaları utanç verici uygulamalardır. "Al ananı git." diyen anlayışınız utanç verici bir anlayıştır. Popülist, oportünist yaklaşımlarınız, okyanus ötesine körü körüne bağlılığınız utanç veren anlayıştır. Her konuşmanızda tehdit unsuru içeren konuşmalarınız utanç vericidir. Bir aylık süre verilmiş Tekel işçilerine. O bir aylık süreyi veren anlayış utanç verici anlayıştır ve daha önemlisi burada göstereceğim tablolar çok daha utanç verici.
Burada, görüyorsunuz, bu fotoğraftaki yaşlı insan Kore gazisi. Daha doğrusu Kore gazisinin cesedini görüyorsunuz. Şu anda, ülkesi için adını bile duymadığı topraklara gitmiş. Donarak öldü, açlıktan öldü bu insan. Peki, sadece bu mu? Burada, bir Kore gazisi kadar şanssız değil belki ama bir kap yemeği yakalamanın mutluluğunu yaşayan bir tablo bu. Bu tabloyu görüp de utanmamak mümkün mü? Bu fotoğrafı görüp de, bu manzarayı görüp de utanmamak mümkün mü?
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) - İçler acısı... Yazıklar olsun!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Yazıklar olsun tabii ki. Tabii ki, yazıklar olsun! Kula muhtaç eden anlayışa yazıklar olsun!
Adana'da çocuklar, pazarda pazarcıların çöpe attığı sebzeleri topluyorlar. Kimi çürük, kimi ezik, kimi yarım sebzeler ama yine de toplamak zorundalar, evine aşını götürmek zorundalar. Bunu bu hâle getirenlerin elbette ki utanması gerekiyor. Utanmanız gerekiyor.
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) - Sizin sosyal demokrasi anlayışınızı anlat bakalım.
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bakın, burada -ben bu evlere gittim gördüm- insanlar nasıl yaşıyor biliyor musunuz? Burada ilkel şartlarda yaşıyor. İşsizler, açlar, sefiller. Bir odada bir aile yaşıyor. Her ailenin 3 tane, 4 tane çocuğu var. Ne diyordunuz? "3 çocuk." Al sana 5 çocuk! Al sana 10 çocuk! Ve burada bir odada yaşamını idame ettirmek zorunda kalan insanlar. Bu evlerden yüzlerce var.
Bu evler neresi biliyor musunuz? İstanbul, 2010 Avrupa başkenti. Bu ev neresi biliyor musunuz? Türkiye'nin, dünyanın en eski yerleşim bölgesi, Fatih. Fatih'teki fotoğraflar ve insan manzaraları. Ve bu evlerde insanlar yaşıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Çoluk yaşıyor, çocuk yaşıyor ve ne yazık ki bu manzaraya sadece laf atarak bakabilirsiniz. Bunun için çözüm üretmek gibi bir anlayışınız yok, çünkü sizler ne yazık ki etkisiz, tepkisiz, mürit bir toplum oluşturma anlayışının insanlarısınız.
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) - Siz kaç tane ev yaptınız döneminizde.
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bakın, burada bir kadın. Çöpün içerisinde yiyecek toplamaya çalışıyor. Hayatını idame ettirmek için yapıyor bunu. Bu, Adapazarı'nda bir kadının dramı. Bir kadının trajedisi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Laf atacağınıza çıkın deyin ki: "Evet, arkadaş, yoksullukla birlikte mücadele edelim." Ama siz ancak bunları algılamak... Çünkü sırça köşklerinizde... Çünkü sizler bir azınlığın, bir oligarşinin, mutlu bir azınlığın mutluluğu için çaba sarf eden insan anlayışından başka bir şey değilsiniz.
AHMET YENİ (Samsun) - Siz nerede yaşıyorsunuz, siz?
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bakınız, bir gerçek daha. Bir gerçek daha. Bu fotoğraf. Gaziantep'te yaşlı bir insan, yardım kuyruğunda izdiham nedeniyle yere düşüyor, elindeki bastonu da kurtaramıyor onu ve görüyorsunuz ki o izdihamdan nasibini alıyor. Bu Gaziantep. Gaziantep'te yaşlı insanlar ve burada insanı insana nasıl muhtaç ettiğinizin fotoğrafıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Yine, burada yardım kuyruğu. Yanlış anlamayın, bu kadınlar gözaltına alınmış filan değil; uzun saatler boyu yardım için bekleyen insanlar bunlar. Ne acıdır ki ülkemizde yardım kuyruklarında insanlar beklemek zorunda kalıyor. Yazık bunlara! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bunlara sahip çıkmak yerine ne yapıyorsunuz? Burada laf atmaya yelteniyorsunuz.
HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) - Laf atmıyoruz, biz oradan geliyoruz! Sen ne anlatıyorsun?
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Yine, burada bir dram var. Bakın, aslında bu insanlar sıraya girmişler. Niye sıraya girmişler? Çünkü 450 kişinin alınacağı yere 14 bin 500 kişi müracaat ediyor. 14 bin 500 kişi sabahın köründe gelmişler iş istiyorlar, aş istiyorlar.
42
________________________________________
Yine burada, Edirne'de Sosyal Yardımlaşma Fonu'nun dağıtacağı... Muhtaç ailelere 100'ler lira dağıtıyorlar ve bunun için de binlerce insan sıraya girmiş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Peki, bu fotoğraflar utanç fotoğrafı değil mi? Bunlara baktığınız zaman utanmıyor musunuz? Burada işsizlik, burada dram, burada trajedi yaşanırken gelip de bu insanların sorununu çözmesi gereken Parlamentoda buna dönük, yoksullukla mücadele etmeye dönük, sadece en son Ankara'da kömür dağıtmayı, fakirlere kömür dağıtmayı bir sosyal proje gibi görerek, burada sonuç alamazsınız.
HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) - Tekel işçileri beş yıldır sokakta, sen neredeydin?
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Burada sosyal devleti kurmanız lazım. Sosyal devleti kurmak için de C-4 hâline dönüştüğünüz 4/c'lileri ortadan kaldırmanız lazım.
AHMET KOCA (Afyonkarahisar) - Senin zamanında 4/c yoktu.
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Sosyal devlet olmanız için, 4/b'leri kaldırmanız lazım, taşeron sistemini kaldırmanız lazım. Bu fotoğraflardan önce utanmanız lazım, utanmanız lazım. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) - Villandan mı çektin o fotoğrafları?
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Tabii, oligarşinin yapısısınız. Deniz ötesinden talimat alırsınız, gelir burada ahkâm kesersiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Soysal, lütfen sözlerinizi bağlayınız.
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Ama bir şeyi bilin ki, elbette ki, Aşık Mahsuni'nin dediği gibi "Yoksulun sırtından doyan doyana/ Bunu gören yürek nasıl dayana/ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/ Bilmem söylesem mi söylemesem mi?"
Nice yiğitleri, Tekel işçilerini orada kuru soğana mahkûm ediyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Emeklileri, işçilerimizi kuru soğana mahkûm ediyorsunuz. Elbette ki, bunların, bir gün gelir hesabı sorulur. Sizler oligarşiye hizmet ediyorsunuz, mutlu azınlığa hizmet ediyorsunuz ve bir gün gelir bunların hesabı sorulur.
HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) - Bırak ajitasyonu!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Elbette ki, bu gensoruyla ilgili bence sonucu beklemeden Bakanın istifa etmesi gerektiğini ifade ediyorum.
Buradan, o büyük mücadeleyi götüren, onurlu mücadeleyi götüren, etkisiz, tepkisiz değil, mürit olma anlayışı içinde değil, o Ankara'nın soğuk kış günlerinde kadınıyla erkeğiyle yiğitçe mücadele veren Tekel işçilerine selam olsun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Soysal.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Sayın Başkan, grubumuzu itham edici çok ağır sözler sarf edilmiştir. 69'a göre söz istiyorum, kısa bir söz.
BAŞKAN - Anlayamadım efendim.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Grubumuzu itham edici çok ağır sözler söylenmiştir gerçekle bağdaşmayan. Kısa bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Ne, hangi söylemdi? Ben pek öyle bir şey algılamadım ama.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - 69'a göre söz istiyorum.
BAŞKAN - Hangi sözüyle?
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Grubumuzu itham edici, eleştiri sınırlarını aşan beyanlarda bulunmuşlardır. Çok kısa söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun, buyurun.
Buyurunuz Sayın Bahçekapılı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Sevgili arkadaşlarım, benim bir seviye sorunum var cevap verme konusunda ve konuşurken. Müsaade ederseniz o seviyeyi koruyarak konuşmama devam etmek istiyorum ve cevap vermek istiyorum.
Şunu da belirtmek isterim ki, Sayın Soysal bu yaşına kadar siyasi tarihi içinde ne edindiyse, bilgi birikimine, tırnak içinde entelektüel bilgi birikiminde ne gibi kelimeler öğrenmişse veya öğrenememişse hepsinin içinde olduğu bir konuşma yaptı.
Eskiden beri tanırım kendisini. Bir dost tavsiyesi, eleştiri yaparken, cevap verirken kullandığı kelimelerin anlamlarını doldurarak, anlamlarını ve kelimeleri yerli yerine oturtarak cevap verir veya konuşursa biz de kendisini daha sağlıklı olarak dinleyebiliriz diye düşünüyorum.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Senden öğrenecek değil ya!
43
________________________________________
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Şimdi, öncelikle belirtmek isterim ki, kişilerin siyasi duruşlarını eleştirebilirsiniz. Elbette eleştirilecek olan yerler vardır. Ama kişilerin özel hayatına müdahale etmek her şeyden önce kişilik hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz. Daha sonrası da ayıptır. Eleştirmek ile hakaret etmek arasında arkadaşlarım, ince bir çizgi vardır. Bu çizgi tutarlılık ister, nezaket bekler. Hukukta "eleştiri" ile "hakaret etmek" arasında bazı kriterler vardır bunları birbirinden ayırmayı gerekli kılan ve yeterli gören. Bunlardan en önemlisi: Eleştirirken kullandığınız dil ile söylediğinizin içeriğinin birbiriyle örtüşmesi gerekir ve bir denge kurulması gerekir. Şuna dikkat etmek gerekiyor: Bizler siyasi kültürü üretmenin en önemli ve birincil kimlikleriyiz. Sizin yaptığınız gibi, çatışan, dinlemeyen, gerçeklikle bağdaşmayan beyanlarda bulunan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bahçekapılı...
RASİM ÇAKIR (Edirne) - Grubunuza anlatın, grubunuza anlatın onları! Sizden eğitim alacak hâlimiz yok ki!
BAŞKAN - Sayın Bahçekapılı, lütfen, size karşı ne söylediyse ona cevap veriniz. Siz genel olarak bir laf söylüyorsunuz. Lütfen...
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Kısa bir süre daha rica ediyorum efendim, bir dakika daha...
BAŞKAN - Buyurunuz. Lütfen...
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Sayın Başkanım, ben de söz istiyorum kullandığı kelimelerden ötürü.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Sataşmaların hepsine cevap...
BAŞKAN - Sayın Bahçekapılı, lütfen, hangi konuda sataşıldıysa ona cevap veriniz, genel konuşma yapıyorsunuz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Peki, tamam efendim.
BAŞKAN - Buyurunuz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Peki, Sayın Başkan.
Burada paparazzi programlarına konu olmak için bulunmuyoruz. Derdimiz Facebook'ta en çok tıklanan olmak da değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tribünlere ajite ederek oy toplamak kolaydır ama geçicidir. Bunun yerine çalışmak gerekir. Bunun yerine örneğin Altındağ'da bir eve gitmek gerekir. Altındağ'dan bir misafiri ağırlamak gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunun yerine örneğin, gerektiğinde tatilinizi feda ederek bizim gibi çalışmak gerekir. Önce çalışın, sonra konuşun!
Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bahçekapılı.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Sayın Başkan, hangi sataşmaya cevap verdi?
BAŞKAN - Onu ben de anlamadım efendim.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Sayın Başkan, kullandığı üslup, "seviyesiz" kelimesine karşılık cevap vermem gerekiyor, bir sataşma var. Ayrıca benim söylediğime yanıt vermedi, "kişiselleştirme" dedi, onunla ilgili de konuşmadım ama şahsıma dönük "seviyesiz" kelimesi var, bununla ilgili açıklama yapmam gerekiyor.
BAŞKAN - Buyurunuz efendim.
Sataşmaya da mahal vermeyiniz ama ne sataşmasına cevap verdiğinizi lütfen açıklıkla söyleyiniz.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) - Evet, bir sataşma var. O da nedir? "Mutlu azınlık." dedim. Kişiye dönük mü? Bir mutlu azınlık var, bir oligarşi var, burada bir sataşma var ama seviye ise, herhâlde siz Başbakana söylediniz Ayşe Nur Hanım, Başbakanın seviyesine dönük söylediniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Ne biçim konuşuyorsunuz?
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Çünkü seviyem konusunda...
FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Sayın Başkan, müdahale edin! Böyle Başkanlık olur mu?
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - ...seviyem konusunda hiçbir sorun yok ama adres belli. Bu adresin adı Başbakan! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Çünkü Başbakanın konuşmalarının bazen seviye dışına çıktığını yaşayarak görüyoruz. (AK PARTİ sıralarından "Ahlaksız" sesi)
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Başbakanı ağzına alırken dikkatli ol!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - "Ahlaksız" lafını aynen iade ediyorum.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Başbakanın adını ağzına alırken dikkatli ol, dikkatli olacaksın!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Aynen iade ediyorum. Çünkü, sizin anlayışınız o.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Ondan öğreneceğin çok şey var. Çok şey öğreneceksin Başbakandan. Dikkatli ol!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Geçmişte mücahittiniz, sonra müşahit oldunuz, arkasından müteahhit oldunuz, her işe müsait oldunuz. Onun için burada siyaset dersi vermek en son size düşer.
44
________________________________________
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Gerekiyor çünkü bilmiyorsun!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Biz siyasetin caddelerini, sokaklarını da biliriz. Biz siyaseti insan için yapanlardanız. Biz siyasetin kıblesinin insan olduğunu bilenlerdeniz. Biz öyle şeyler görüyoruz ki çivi çakmışsınız. Evet, doğru, çivi çaktınız ama o çivileri insan etine çaktınız.
SONER AKSOY (Kütahya) - Her zaman sataşan sensin!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Ne yazık ki öyle! Can yakıyorsunuz, insanların canını yakıyorsunuz. Açlığa, sefalete sürüklüyorsunuz. Burada az önce gösterdiğim fotoğraflara sahip çıkacağınıza bunlara çözüm üreteceğinize, insanlara, insanlara... (AK PARTİ sıralarından "Ahlaksız" sesi, gürültüler)
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, sataşmayla bir alakası var mı bu konuşmanın?
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Ahlaksız sensin, iade ediyorum, iade ediyorum, sensin.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, sadece bizim grup başkan vekilimizi uyarıyorsunuz. Lütfen adil olun!
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Burada, burada...
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Sayın Başkan, bana yaptığınız uyarıyı lütfen konuşmacıya da yapın. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Terbiyesiz de sensin!
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Görevinizi hakkıyla yerine getirin.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... Lütfen...
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Burada, aç bırakarak insanları ağlatıyorsunuz, cahil bırakarak yalvartıyorsunuz.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, lütfen adil olun.
ÇETİN SOSYAL (Devamla) - Onun için, bırakın bunları...
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Görevinizi hakkıyla yerine getirin.
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bırakın bunları... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, siz biraz önce grup başkan vekilinin sözünü kestiniz, "Sataşmayla ilgili konuya gelin." dediniz.
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Ben bu lafları da size iade ediyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bu lafları iade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Soysal...
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bu lafla bizi yıldıramazsınız, bizi ürkütemezsiniz, bizi yıldıramazsınız.
BAŞKAN - Sayın Soysal...
ÇETİN SOYSAL (Devamla) - Bırakın... Kimlere şirin görünüyorsunuz. Bizi yıldıramazsınız...(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 21.07
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 21.58
BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)
______0______
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55'inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Gensoru önergesinin görüşmelerine devam edeceğiz.
1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 21 Milletvekilinin, Çalışma Hayatındaki Sorunlara ve İlgili Kesimlere Duyarsız Kaldığı, Görev ve Sorumluluklarını Yerine Getirmediği İddiasıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer Hakkında Anayasanın 99 uncu ve İçtüzüğün 106 ncı Maddeleri Uyarınca Bir Gensoru Açılmasına İlişkin Önergesi (11/9)
BAŞKAN - Hükûmet? Yerinde.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sizlerle bir konuyu paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz -hâlâ da uygulanıyor zannediyorum- ülkemiz yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığına dayanılarak yürütülüyor. Şu anda yasamayı temsilen burada bulunuyorum. Ama yürütmenin yasamaya baskı yapma hakkı hiçbir zaman yoktur. (AK PARTİ sıralarından "Nereden çıktı?" sesleri, CHP sıralarından alkışlar) Ama demin, Bakanlar Kurulu üyesi bir Bakan, Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç makam odasına gelip, nasıl yöneteceğim konusunda bana talimat vermeye kalkıştı. Bunu şiddetle kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, son
45
________________________________________
zamanlarda uygulanmaya konulan, uygulana gelmeye başlayan yürütmenin yasama üstündeki bir baskısının ikinci bir tezahürüdür, bunu şiddetle kınıyorum! (CHP sıralarından alkışlar)
RECEP KORAL (İstanbul) - Ne alakası var Sayın Başkan? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
ATİLA EMEK (Antalya) - Sus!
BAŞKAN - Eğer var ise...
Sakin olunuz lütfen.
Eğer var ise yönetimle ilgi...