Yaşam
  • 13.12.2004 00:16

ANNESİNİ ARARKEN GÖRMEDİĞİ BABASINI BULDU

 Elinde annesine ait bir fotoğraf varmış. Annesinin ismini soyadını babasının ise sadece ismini biliyormuş. 20 dakika sonra telefona Ankara’dan bir iş adamı bağlanmış ve izleyenlerin tüylerini diken diken eden şeyler söylemiş: ‘Ebru’nun gözleri bana çok benziyor. Annesini de tanıyorum. O benim kızım.’ Ebru Baca (18) şu anda Ankara’da babası Nevzat Eski (48), babasının üçüncü karısı Mürşide Eski (35) ve kız kardeşi Büşra Eski (12) ile birlikte yaşıyor. Çok yakında nüfus kağıdı değişecek, onun da soyadı Eski olacak. Babasını bulduğu günü ise doğum tarihi olarak yazmayı düşünüyor.

Ebru Baca 1984 yılında doğar. Çocukluğuna dair hatırladığı ilk anıyı altı yaşında yaşar. Elektriğin kesildiği bir akşam mumla oynadığı için yüzü yanmıştır. Annesi ve babasının kim olduğuna dair hiçbir fikri yoktur. ‘Evlatlık verildiğim ailenin yanında yaşıyordum. Aile dediğime bakmayın. Yaşlı bir kadın ve onun kızı. Yaşlı kadına babaanne kızına da hala diyordum. Evlatlık olduğumdan haberim yoktu.’

Hayatının ikinci büyük yangınını yedi yaşında yaşar. Babannesi ölür, halası onu yetiştirme yurduna gönderir... Ama Allahtan yurt kötü bir yer değildir. Gaziosmanpaşa Lions Çocuk Köyü’ne verilmiştir. Meslek Lisesi’nin çocuk gelişimi bölümünü bitirir.

O yılarda anne-babasını hiç merak etmez. Arada düşünür ama arayıp bulmak gibi bir fikir aklının ucundan bile geçmez. ‘Çocuk köyünde 100 kişiydik. Evlerde kalıyorduk. Her evde 8 çocuk bir anne vardı. Anneler yemeği yapıyor, Çocuklar okula gidiyordu. Saz dersi, gitar dersi alıyor, spor yapıyorduk. Benim yüzmede ve koşuda madalyalarım var. Sigara içtiğim için ikinci oldum. Sigaraya 16 yaşında başladım. İçmeseydim kesin birinci olurdum.’ Çocuk köyündeki günler mutlu ve hızlı geçer. 18 yaşını doldurunca köyden ayrılır. Hala dediği kadın Ebru’ya sadece bir ay bakabilir. Bir ay sonra karşısına alıp gerçekleri anlatır: ‘Ben senin halan değilim. Annemde babaannen değildi. Annen seni bize bırakıp kaçtı. Adı Fatma Günaydın. Babanın adı Nevzat.’

HİÇ UMUDU YOKTUR
Ebru yıkılır. Halası eline bir de fotoğraf tutuşturmuştur. Siyah beyaz yırtık bir fotoğraftan yıllardır görmediği annesi ona bakmaktadır. Serap Ezgü’nün TGRT’de yayınlanan programına katılıp annesini bulmasını söylerler. Önceleri bu fikir kafasına yatmaz. Utanır. Sonradan başka çaresi olmadığını fark eder, programa yüzüne maske takarak konuk olmak istediğini söyler. Televizyon binasına gidince maskeden vazgeçer. Serap Ezgü onu rahatlatmıştır. ‘Bu programlara çıkan insanlara hiç inanmazdım. Para karşılığında yalan yanlış konuşuyorlar zannederdim. Ama onlardan biri oldum.’
İlk gün sıra gelmediği için konuşamaz. Ertesi gün sıra gelir. Ebru’nun annesi Fatma Günaydın’ı aradığını anons ederler. Fatma Hanım’ın fotoğrafını yayınlarlar. Babasının adının da Nevzat olduğunu söylerler. 15-20 dakika sonra Ankaralı bir iş adamı yayına bağlanır. İsmi Nevzat soyadı Eski’dir.

NEVZAT BEY’İN HAYATI
Nevzat Bey’in hayat hikayesi tam anlamıyla bir film. 1958 yılında Kastomonu’da doğar. Babası Orman Muhafaza Memurudur. Büyüdüğünde baba mesleğini yapmak ister. Bu işin okuluna gider. Mezun olduğu yıl şehri terk etmek zorunda kalır. Çünkü amcasının kızını öldürmeye teşebbüs eder. 24 yıla mahkum olur. Hapis yatmak istemediği için karısı ve iki çocuğunu alıp İstanbul’a kaçar. Parasız pulsuz, kaçak hayatı yaşadıkları için karısıyla arası açılır. Teselliyi başka kadınlarda arar. Küçük bir kaçamak esnasında Gül isminde bir hayat kadını ile tanışır. Gül’ün yaptığı iş hiç hoşuna gitmemesine rağmen onsuz olamaz. ‘Gül ile o kadar çok görüştüm ki Gül hamile kaldı. Karım Gül’ü öğrendi ve beni terk etti.’
Gül bir erkek çocuk dünyaya getirir. Adını Umut koyarlar. Umut bir yaşındayken Gül ve Nevzat’ın araları açılır. Çünkü Nevzat kadının malum mesleğini bırakmadığını öğrenir. Bitmek bilmeyen kavgalar ederler. Gül en sonunda baklayı ağzından çıkarır: ‘Sen kim oluyorsun be! Zaten Umut senin oğlun değil, salak.’ ‘Gerçekten kendimi salak gibi hissettim. Gül ile ayrıldım. Tekrar evlendim. Ev gereçleri pazarlıyordum. Ayrıldıktan bir yıl sonra Gül bir gün iş yerine geldi, bir kızımız olduğunu söyledi. İnanmadım tabii.’
Nevzat bey ikinci karısıyla birlikte Ankara’ya yerleşir. Özel televizyonların kurulmasıyla birlikte video kaset işleri kötüye gider, karısıyla da arası açılır: ‘Hayatta üç şeye tahammül edemem. İnatçılık, yalancılık, nankörlük. İkinci karım çok inatçıydı. Boşandım. Ondan da bir oğlum var.’
Bir daha evlenmemeye tövbe eder ama.. Bir arkadaş toplantısında kendisinden 12 yaş küçük Hemşire Münire Hanım’la tanışır: ‘Münire beni biraz maganda buluyordu. Ama ağzından girdim burnundan çıktım evliliğe ikna ettim. Kızımız Büşra 1992’de doğdu’ Münire Hanımla evlenmeden önce Nevzat Bey’in annesi hastalanmıştır. Evde baktıracak özel hemşire bulamayınca yeni bir iş sahibi olur. Hálá Dilan Sağlık Kabini’nin patronu.

ATLA UÇAĞA HEMEN GEL
Hayatları kendi rutini içinde akarken, TGRT’den bir telefon gelir: ‘Beni Gül yüzünden terk eden ilk karım TGRT’yi arayıp telefon numaramı vermiş. İş yerinde otururken telefon çaldı. Telefondaki kadın, Fatma Günaydın diye birini tanıyor musunuz diye sordu. Personelde böyle biri yoktu. Personel değil, beraber olduğunuz biri dedi. Korktum. Televizyonda fotoğrafının yayınlandığını söylediler. TGRT’yi açtım. Fotoğrafı gördüm. Evet tanıyordum. Ama o adı Fatma değil, Gül’dü. Kamera Ebru’yu gösterdi. Ağlıyordu. Aman Allah’ım bana ne kadar da benziyordu. Yayına bağlandım, sanırım benim kızım, dedim. Telefonu kapattım. O dönem tanıdığım birkaç kişiyi aradım. ‘Evet senin kızın’ dediler. Artık emindim. İkinci kez yayına bağlandım. Ebru’ya, Uçak biletini gönderiyorum hemen Ankara’ya gel, dedim.’

ANNESİNİ DE BULDU AMA...
Annesini ararken babasını bulan Ebru çok şaşırır. Ertesi gün Serap Ezgü ile birlikte Ankara’ya giderler. Nevzat Bey ve Münire Hanım geceyi uykusuz geçirir. Evde acayip bir telaş vardır. Nevzat Bey çiçekçiden sepet sepet gül alır. Büşra ablasının çıkacağı merdivenlere gül yaprakları döker. İlk karşılaşma anı çok heyacanlıdırlar.
Serap Ezgü ve Ebru aynı gün birlikte İstanbul’a döner. Çünkü Ezgü’nün Ebru’ya sürprizi vardır. Annesi bulunmuştur. Ebru bu duruma hiç sevinmez. ‘İkisini de bulmayı hiç düşünmemiştim ama iyi ki önce babamı buldum. Annem babam gibi değil, cahil biri, bana yakışmıyor. Bugüne kadar yoktu bugünden sonra olması bir şeyi değiştirmez. Ama babam için aynı şeyleri söyleyemiyorum.’
Annesi ile karşılaştığı yayının ardından Ebru temelli Ankara’ya döner. Bu kez yanında ne kameralar ne de Serap Ezgü vardır. Ev halkı onu aynı çoşkuyla karşılar, baba evindeki odasına temelli yerleşir.


İKİ AYDIR BABA EVİNDE YAŞIYOR
Ebru iki aydır Ankara’da baba evinde yaşıyor. Kıskandığını açık açık itiraf ettiği kardeşi Büşra, ‘mükemmel bir kadın ama henüz alışamadığım’ dediği Münire annesiyle birlikte.
Münire Hanım, ilk duyduğumda sadece dondum, sonra sakin sakin düşündüm. Benim de bir kızım var. Ebru’nun yaşadıklarının o da yaşayabilirdi. Anlayışlı olmalıydım. Ebru’ya telefon açıp ‘Rahat gel, huzurlu ol, burası senin evin’ dedim.
İki katlı evin bir odası onun için hazırlanmış. Haftaya bilgisayarı geliyor. Şubat ayında dershaneye başlayacak. Üniversitede çocuk eğitimi okumak istiyor. Aile hayatına adapte olmakta zorlandığını söylüyor. ‘Aile ortamında yetişmediğim için bazı kuralları bilmiyorum. Benim doğru bildiğim onlara göre yanlış oluyor. Bir de çok inatçıyım. Hatamı bilsem de özür dilemek zor geliyor. Gidip sarılmak için içim içimi yiyor ama yapamıyorum. Odama bir yazı astım: ‘Çektiğin kapıyı asla çarpma belki bir gün dönmen gerekebilir.
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 23:26

İLGİLİ HABERLER